Garfield

Garfield (19 Haziran 1978)

Kedi Garfield 19 Haziran 1978’de bir çizgi karesi olarak hayatımıza girdiğinde çizeri Jim Davis dâhil kimse onu bu kadar sevebileceğimizi bilmiyordu. Genellikle suratı mayışık, tembel, kimseye eyvallah etmeyen, yemek yemeyi hayatındaki her şeyden çok seven, postacı, kapıcı, sahibi, evdeki dostu (her ne kadar o böyle görmesi de) Odi ile uğraşmaya bayılan bu turuncu tüy yumağı çocuklar kadar büyüklerinde sevgilisi oldu. Çocuklar onun şirin mizacına ve pufidikliğine, büyükler ise onun hayata bakış açısına bayıldılar. Lakin o zorunlu olduğu hiçbir şeyi yapmayan ama yine de yaşamı sonuna kadar keyifle yaşayan bir karakterdi. Hem de yatağından ve yemeklerinden çok uzaklaşmadan…

Jim Davis’e Garfield adının özel bir anlamı var mı diye sorduklarında onun büyükbabasının ismi olduğunu söylemişti. Malum evin en büyüğünün hayat prensipleri de yaşı gereği üç aşağı beş yukarı meşhur kedimiz gibiydi. Yani karakter yalnızca ismini değil genel yapısını da büyükbabadan almışa benziyordu. Garfield 1978’de 41 gazeteye konuk oldu. Çok sevildi. 80’lere gelindiğinde tam 850 gazetede boy gösteriyordu. Jim, Garfield ile hem büyük bir başarı yakalamış hem de parayı gözünden vurmuştu. 1985 yılında kedimizin popülaritesi bir miktar düşmeye başladığında ise 88 yılında yayınlanmaya başlayan çizgi filmleri onu tekrar zirveye taşıdı. Jim’e bir de şirket hediye etmişti çok kazananından. Kahramanımız bir süre sonra evlerimizi yalnız televizyon ve gazete sayfalarıyla ziyaret etmekten sıkılmış olsa gerek ki kitap, silgi, kalem, bardak, tişört gibi malzemeleriyle de başköşemize oturmayı başardı. Halka mal olmanın cansız tanımıydı. Hatta 1996’da Amerikan ordusu onu yeni kurulan bir üssün maskotu yapmak istedi fakat bu teklif isim babası tarafından reddedildi.

90’lar Garfield için çizgi diziler, TV showları ve şöhret demekti. 2004’e gelindiğinde ise kedimiz beyazperdedeki ilk deneyimini yaşayacaktı. Garfield: The Movie adlı filmde animasyon karakter olarak karşımıza geçmişti. Can dostu Odi’yi ise gerçek bir köpek oynuyordu. Kahramanımızı Bill Murray seslendirmişti. Yapım her ne kadar eleştirmenlerden zayıf not alsa da hayran kitlesini memnun etmişti ve devamı gelecekti. İkinci uzun metraj film 2006 tarihinde Garfield: A Tale of Two Kitties oldu. Yine eleştiri okları hedef tutturmaya çalışıyordu. Ama film iyi bir gişe elde etti. 2007 yılında ise animasyon filmi olan ‘’Garfield Gets Real’’ seyircisi ile buluştu. John Davis tek başına çıktığı bu turuncu macera ile koca bir ekip, şirket, kitaplar ve Guinness Rekorlar Kitabında bir yer edindi. Sevildi ve takdir gördü.

Garfield’ın Can Dostları

Odi: Köpeğimiz kocaman bir dile, sevgi dolu saf bir kalbe ve kedimiz tarafından habire düşürüldüğü bir sandalyeye sahip. Evde iletişim kurmayı beceremeyen tek mahlûk. O kadar iyi niyetli ki kim ne yaparsa yapsın sevmeye devam ediyor.

John Arbuckle: Garfield ve Odi’nin sahibi. Aşkta bahtsız bir genç adam… Garfield’ı doğduğu Mama Leoni’nin İtalyan restoranından alıp eve getiriyor. Garfield onun ne dediğini anlıyor ve ona da kendini anlatabiliyor. Temiz kalpli gencimiz aşk arayışından, sonrasında seveceği, kahramanımızın veterineri Dr. Wilson tarafından kurtarılıyor.

Dr. Liz Wilson: Garfield’ın veterineri. John’un iyi bir adam olduğunu düşünürken kedimizin çevirdiği bir dolapla bir anda “Bunu sever miyim acaba?” dediği adamla aşk yaşamaya başlayan güzel kadın.

Garfield bir İtalyan restoranında doğup sonrasında evlat edinilen gamsız turuncu bir kedi… Sahibi dâhil birçok mahlûkatın dilinden anlıyor ve yazı yazabiliyor. Pazartesilerden ve Şubat ayından nefret ediyor. Yatağını ve yemeğini ellerseniz can düşmanınız olmaya yeminli. Lazanya favori yemeği, aslında kuru üzüm hariç taştan yumuşak her şeyi yemeye meyilli bir yaramaz. Kediden serseri mi olur demeyin. O tam bir serseri ama çok sevimli ki hala sevilmesinin ve 30 yılı aşkın bir süredir evlerde pamuklara sarılmasının sebebi de bu. Hangimiz onun gibi bir hayatı istemeyiz ki? Sevimli bir ev, istediğin kadar yemek ve ne yaparsan yap seni koruyup sevecek bir aile…

Garfield Hayat Prensipleri

  1. İnsanlar yorgun doğar, dinlenmek için yaşar.
  2. Çalışmak yorar.
  3. Gündüz dinlen ki gece rahat edesin.
  4. Yatağını kendin gibi sev, içinden çıkmayacağın gibi yap.
  5. Yarın yapabileceğin işi bugün yapma.
  6. Bugünün işini yarına bırakma, erteleyebileceğin kadar ertele.
  7. Dinlenen birini görünce otur, ona yardım et.
  8. Oturman mümkünse ayakta durma, yatman mümkünse oturma.
  9. Tembellikten kimse ölmez.
  10. Çalışma isteğin doğunca bir yere otur ve isteğinin geçmesini bekle.

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir