Garth Ennis’ten Uç Noktada Dehşet: Crossed

No one is coming to save you…

“Öncelikle açık olup kendimize şunu itiraf edelim: Zombi istilası fikrini ne kadar sevsek de o kadar çok hikaye okuduk/seyrettik ki artık korkmuyoruz. Resident Evil? Aksiyon bombası. Walking Dead? Müthiş bir drama. Dead Set? Zeki medya eleştirisi. Shaun of Dead? Kahkaha krizi…

Mevzu zombi olduğunda her şey var ama korkudan eser yok. Şahsen Synder’ın 2004 yapımı Dawn of Dead remake’i ve 28 Days/Weeks Later filmlerinden beridir beni cidden geren bir esere rast gelmedim (Rec filmlerini de sevmiyorum ve sevmeyeceğim). Zombi istilası güzel bir hayaldi ama belki de korku janrında devri kapandı. Belki de ilgimizi tekrardan lanetli evlere, ıslak saçlı küçük Asyalı kızlara, elektrikli testerenin gürültüsüne yöneltmemiz gerekiyor doya doya korkmak için…”

Yukarıdaki paragrafı çizgiroman okuma alışkanlığı olmayan tüm korkuseverlere atfediyorum. Bu arkadaşlar ne yazık ki aradıkları gerilimi uzun süre zombi kültünden bulamayacaklar. Ancak bu yüzden çok üzülmesinler, şahsen kendilerini çok şanslı görüyorum. Çizgidünyadan uzak oldukları için hayatları yakın zamanda Garth Ennis’in hastalıklı serisi Crossed ile kesişmeyecek.  Her yeni sayıyı okuduğumda bu çizgiromanı keşfettiğim günelanet ediyorum.

Bu lanetli seriyi nasıl özetleyebileceğimi bilmiyorum. Elimizde bir salgın var. Kaynağı belirsiz salgın, bulaştığı kişinin önce yüzünde birkaç saniyede haç şeklinde bir yara açıyor, ardından kişinin en sapkın duygularını açığa çıkarıyor. Dün keyifle sohbet ettiğiniz komşunuzu, bugün ailesini katledip köpeğine tecavüz ederken görebilirsiniz. En yakın arkadaşınızı kendi kolunu neşeyle koparırken seyretmeniz muhtemel. Tecavüz, cinayet, yamyamlık, nekrofili ve hedonizmin doruğunda kahkahalarla yanan bir dünya… Neden ve nasıl geldiği belirsiz “haçlı” salgını tüm insanlığı vurmuş durumda. Ve bizi kurtaracak kimse yok…

Pek çok okur Garth Ennis ismine Preacher, The Boys ya da PunisherMax serilerinden aşina. Son on beş yılın en keskin zekalı çizgiroman yazarlarından Ennis özellikle şiddet dozu yüksek hikayeleri ve kendine has kara mizahı ile öne çıkan bir sanatçı. Ancak Ennis tema “vahşet” olunca çizer Jacen Burrows ile adeta İkiz Ejder’e dönüşüp kendisini aşmış. Enfekte olmuş Crossed üyelerinin her biri (yaşı, cinsiyeti ne olursa olsun) yıllanmış birer slasher katili. Tek başlarına zaten yeterince korkunç olabilen “haçlı”lar, grup halinde gezmeye başladıklarında 80’lerin Leatherface’ini mumla arar duruma geliyoruz. Avatar Press zaten mevzu cinsellik ve şiddet olduğunda fazlasıyla cesur olduğu az çok bilinen bir kuruluş (Alan Moore ve Burrows’un ödüllü eseri Neonomicon’u rahatlıkla basacak başka bir yayınevi düşünemiyorum) ama belli ki Crossed fikri gündeme geldiğinde de yayınevi Ennis ve Burrows’a resmen “yürü ya kulum” demiş, onlar da açmışlar ağızlarını, yummuşlar gözlerini. Bazı sayıları tamamladıktan sonra Ennis’in ya da Burrows’un gece rahat uyuyabildiklerine inanmak istemiyorum.

Peki şiddeti bol bir seri olması dışında Crossed’u önemli kılan başka ne var? Crossed, artık unuttuğumuz istila/salgın duygusunu doyasına yeniden sunan ve zombi alttürüne unutulan korku hissini yeniden kazandıran bir seri. Zombi alegorisi altında başka konulara parmak basan bir seri değil Crossed, her sayfası haçlılardan kaçmak ve hayatta kalmak üstüne kurulu. Güvenli hiçbir alan yok, salgından kurtulmuş hiçbir yer yok, hayatta kalanların kendi aralarında kutuplaşacağı kadar zaman bile yok. Sadece kaçmak ve hayatta kalmak var. Bu durum Crossed’u en meşhur rakibi Walking Dead’ten daha iyi ya da kötü yapmıyor tabii. Walking Dead hayranı bir okur Crossed’un sayfalarında aynı derinlikte karakterler bulamayacaktır ama çok daha fazla ürperecektir,  bu kesin.

Tabii bu yazdıklarım ilk Crossed serisi için. Avatar Press, Ennis  ve Burrows’un dokuz sayılık ilk serisinin beklenmedik başarısının ardında n hikayeyi daha da genişletmeye karar verdi ve pek çok miniseriye kapı açtı. Bir diğer başarılı korku yazarı David Lapham’ın Crossed: Family Values’u, haçlılardan kaçan büyük ve  dindar bir ailenin yaşadıklarını konu alırken gene Lapham’ın bir diğer serisi Pyschopath, Harold Lorre isimli bir ruh hastasının hayatta kalmak için salgın sırasında yaptıklarını anlatıyor. Bunun dışında külliyatta (çok garip bir deneme olan) 3D formatında hazırlanmış bir Crossed çizgiromanı ve Wish You Were There isimli kısa bir de web serisi bulunmakta.

An itibariyle devam eden Crossed serisinin altbaşlığı ise Badlands. Ennis ve Lapham’ın dönüşümlü olarak katkıda bulundukları bu seri ikilinin resmen oyun masası halini almış durumda. Üçer dörder sayılık hikayeler içeren bu seride hiç kimse anakarakter değil, yani herkes öyle ya da böyle karanlık bir akıbete mahkum. Özellikle serinin ortalarına doğru hikayeler iyice surreal bir yapı almaya başladığını belirtmek gerek, belli ki yazarlar Crossed evreninde deneysel olaylara girmeye kararlılar. Eğer öncesinde saydığım serileri bir şekilde bitirebilirseniz Badlands ile aklınızın kalan kısmını da yitireceğiniz garanti.

Yakın zamanda bağımsız bir film projesi de konuşulmaya başlanan Crossed’u… “Öneriyorum” demeye dilim varmıyor, cesaret edemiyorum. Anahtar kelimeler belli: Garth Ennis, David Lapham, uç noktalarda vahşet, uç noktalarda istila, uç noktalarda umutsuzluk, gerilim. Karar sizin…

Yigilante Kocagöz

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir