3. Gaziantep Nar Film Festivali’nden Notlar

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Gaziantep Nar Film Festivali için 2 Mayıs’ta Gaziantep’teydim. Nar Sanat Vakfı’nın katkılarıyla yapılan festival, Gaziantep’i görmeyi ve mutfağıyla tanışmayı çok istediğim için benim açımdan eşi bulunmaz bir fırsattı. Nitekim film seçkisi sayesinde, Sen Aydınlatırsın Geceyi gibi harika bir filmi izleme şansı elde ettiğim Nar Film Festivali, bazı aksaklıklarına rağmen güzel bir festival oldu.

Perşembe sabahı, İzmir’den Gaziantep’e doğru yola koyulduğumda izleyeceğim filmlerden çok, bir gün önce aldığım nerede ne yenir notlarının heyecanı içerisinde bulunduğumu itiraf etmeliyim. Gaziantep gibi dünyaca ünlü bir mutfağın lezzetlerini yerinde tatmayı çok uzun zamandır istiyordum ve Nar Film Festivali sayesinde bu dileğimi gerçekleştirmiş oldum. Uçaktan indikten sonra, otele yerleşmeden bizi götürdükleri yol üzerindeki sıradan bir kebapçıda, o zamana dek yediğim en iyi Adana’yı tadınca festivalin bana en büyük katkısının kilo olacağını anlamam çok zor olmadı. Yemeğin ardından festivalin düzenlediği bir panele katıldık. Vecdi Sayar, Nuray Sancar ve Gökşen Aydemir’in katılımlarıyla, içinde bulunduğumuz barış sürecinden hareketle Sinema ve Barış konulu bir söyleşi gerçekleştirildi. Açılış filmi olarak izlediğimiz Büyülü Fener: Gaziantep’te Sinema belgeseli ise yerelde Gaziantep’in, ulusal ölçekte ise Türk Sinema tarihinin gelişimini yansıtan önemli bir belgeseldi.

4antepNARGaziantep Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Sait Liman’ın yönetmenliğini yaptığı belgesel, sinemanın doğuşundan ve Lumiere kardeşlerden başlayarak, akademisyen işi bir yapım olduğunu daha başından kanıtlar gibiydi. Süreç içerisinde, Gaziantep’te sinema işletmecisi, makinist, eleştirmen, seyirci vb. olarak döneme tanıklık etmiş kişilerle yapılan söyleşilerden oluşan belgesel, sinemanın Gaziantep’te gelişimini anlatırken bir yandan da Türk Sineması’na dair önemli ve ilginç bilgilere yer veriyordu. Bilhassa, yörenin önde gelen sinema işletmecisi Nakıp Ali’nin Gaziantep halkına sinema sevgisini kazandırmak amacıyla başvurduğu yolların çok ilgi çekici olduğunu söylemem gerek. Mesela bunlardan biri, Hac Yolu isimli filmi iki kez izleyenlerin umreye gitmiş kadar olacağının halka inandırılması ve insanlar filmi izlesinler diye müezzinlere bir tür basın gösteriminin yapılmasıydı. Sinemanın zamanla insan hayatında kazandığı önemle birlikte giyim kuşamda dahi etkili hale gelmesi ve insanların hayal dünyalarına olan katkıları anlatılırken; şimdikinden farklı olarak filme değil sinemaya gitmenin önemli olduğuna değiniliyordu. Bu durum aslında, sinemanın modern dünyada geldiği noktayı da çok iyi özetleyen bir olgu zira kapitalizmin bize dayattığı tüketim anlayışı yüzünden sinemanın bir hayat görüşü, bir yaşam tarzı olmaktan çıkıp, nasıl çabucak tüketilen bir zevk haline getirildiğini kanıtlıyor. Çünkü artık filmler insanların hayatlarını değiştirmiyor, ya da o denli etkili olamıyor; sadece gelip geçiyor…

BayazhanBüyülü Fener’den sonra festival ekibinin bizi götürdüğü Bayazhan isimli eski bir hamamdan restore edilerek halka kazandırılan restoran, ünlü Antep mezelerini tatma imkanı bulduğumuz için keyifli bulduğum bir yerdi. Ertesi gün ise Gaziantep’in, Bakırcılar Çarşısı ve Zincirli Bedesten gibi turistik yerlerini gezip, Çelebioğulları denilen bir yerde sadece baklava diyerek haksızlık edebileceğimiz bir Antep harikası yedik. Mehmet Yaşin’in lezzet ırmakları deyiminin tam karşılığı olan bu tat için Gaziantep’e kadar gitmeye gerek olmadığını ve mekanın internet sitesi aracılığıyla hizmet verdiğini öğrendiğimde ne kadar sevindiğimi anlatmama gerek yoktur herhalde. Gaziantep’in meşhur kebap ve baklavacısı İmam Çağdaş’ta da denediğim baklavanın kat be kat üstünde olan bu baklava, daha önce baklava yemediğinizi düşündürecek cinsten, benden söylemesi… Eğer denemek istiyorsanız, Çelebioğulları Gaziantep’in sitesine girip sipariş verebilirsiniz.

tahmisBaklavadan sonra üzerine kahve gider diyerek, 1635 yılından beri Gaziantep’te hizmet veren bir yerde yöreye has menengiç kahvelerimizi içtik. Oldukça sert olan bu kahve, etkisini azaltabilmek amacıyla sütle karıştırılan bir içecek ve Doğu’ya gidenlerin mutlaka denemesi gereken içeceklerden biri. Yalnız Tahmis’in yazlık ve kışlık olarak karşılıklı hizmet veren iki ayrı yeri var. Kışlık bölümü çok daha güzel bana göre çünkü gün içinde bile canlı müzik dinleyebiliyorsunuz.
Gün boyunca bolca gezip, fotoğraf çekip, Gaziantep tatlarında yolculuk yaptıktan sonra M1 denilen ve festivale katkı sağlayan bir alışveriş merkezinde Çöp, Dışarıdakiler ve Gündöndü belgesellerini izledik. Beni çok etkileyen Çöp’ten sonra festivale katılan Necla Demirci’nin yönetmenliğinde çekilen Gündöndü belgeseli de Trakya’da yaşanan ancak gizli tutulan bir doğa faciasına değinen, önemli bir belgeseldi. Onu sonra daha geniş kapsamlı yazacağım için şimdilik fazla bilgi vermeden geçiyorum.

Belgesel gösterimlerinin ardından festival programı kapsamında ilk kez bir Türkü Bar’a giderek kendi açımdan bir ilki daha gerçekleştirmiş oldum. Fakat sandığımdan daha iyi bir program çıkarak, keyifli bir etkinlik oldu. Ancak iki gün üst üste, benim gibi daha önce hiç Türkü bara gitmemiş olanlar için biraz sıkıntıya dönüştüğünü söylemeliyim.

Ertesi gün vizyona girdiğinde fırsat bulup izleyemediğim ancak konusu sebebiyle çok merak ettiğim Ali Adnan Özgür’ün ilk filmi olan Toprağın Çocukları’nı seyrettim. Kendisi de festivale katılan yönetmen gösterim sonrası yapılan söyleşide, düşük bütçesi nedeniyle çok istediği gibi bir film çekemediğini belirtse de bana göre değindiği konu itibarıyla çok önemli bir film statüsü kazanıyor. 2499_turkiye-tarihinden-bir-yaprak-topragin-cocuklariKöy Enstitüleri gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin çok önemli kazanımlarından birini, Köy Enstitülü dedesinin anlattıklarından yola çıkarak anlatan Özgür, sadece anlattığı şey için bile tebrik ve takdir edilmesi gereken bir yönetmen. Türk halkının içinden bulunduğu konumun en önemli sebeplerinden birinin Köy Enstitüleri’nin ve Halk Evleri’nin kapatılması olduğu göz önünde bulundurulursa; Özgür’ün ne kadar önemli bir ilk film yaptığı daha iyi anlaşılabilir. Ben kendi adıma bir tarihçi ve sinema yazarı olarak, yönetmenin Köy Enstitüleri üzerine çekmek istediği ikinci filmin daha iyi bir bütçeyle çok daha iyi bir film olacağına inanıyorum.

Gaziantep’ten ayrılmadan önceki gün izlediğimiz Sen Aydınlatırsın Geceyi filmi ise festivalin en önemli kazanımlarından biriydi benim için. Film sonrası Onur Ünlü’yle yapılan söyleşi çok güzel giderken, Belçikalı Yönetmen Guy Lee Thys’nin Mixed Kebap filminin gösterimi başlayacağı için erken kesilmek zorunda kalsa da, yönetmenden film hakkında bilgiler almak oldukça keyif verici oldu. İzlediğim son dönem Türk filmleri arasında en iyisi olan bu yapım, malumunuz vizyona girmiyor fakat İstanbul Film Festivali’nden de En İyi Film ödülünü alan film şehrinize gelirse mutlaka gidip izleyin; oyunculukları, kurgusu, fantastik ögeleri ile son dönem Türk sinemasının en iyi işlerinden biri…

sag

Gaziantep Film Festivali, konuklarının ulaşım ve konaklama ile ilgili bazı sıkıntılarını hallettiği takdirde çok önem kazanacağını düşündüğüm bir etkinlik. Şehri beklediğimden biraz daha fazla kaos içerisinde bulsam da Antep mutfağı her şeyi unutturacak cinsten tatlara sahip ve bu açıdan festival, sinema camiası için daha ilgi çekici bir hal kazanabilir; bu da ancak daha fazla basın mensubunun festivale çağrılmasıyla gerçekleşebilir. Aksi takdirde yapılan bu etkinlikten, şimdiki gibi pek kimsenin haberi olmayacaktır…

Son olarak, festival ekibine teşekkür ediyor; yeni festivallerde görüşebilmeyi umuyorum…

Yazar hakkında: Başak Bıçak

1987 yılında İzmir'de doğdu. İzmir Özel Tevfik Fikret Lisesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih bölümünden mezun olduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti Tarihi üzerine yüksek lisans yaptı. Bilhassa Fransız Devrimi olmak üzere Avrupa Tarihi üzerine uzmanlaştı. Sinema özel tutkusu ve 2012 yılından bu yana filmler üzerine yazılar yazıyor. Akşam Gazetesi, Film Arası Dergisi ve Cinedergi yazarı... Dans, seyahat, fotoğraf ve şarap meraklısı...

Bir yorum var

  1. Antep’te festival yapıl-mış!!
    Çok garip ama kültürle haşır neşir-miş gibi yapan bir şehir burası. Festival yapılıyor yapılmasına da insanlar bundan ne kadar haberdar, sorulması gereken soru bu!

    Her şeyden öte, buradaki sinemalar bağımsız yapımları gösterime sokmuyor. Bunun dışında son dönemlerde bir şey daha dikkatimi çekti, artık Holivud filmlerinde bile tamamen gişeye yönelik seçimler yapıyorlar. Yani bırakın bağımsız sinemayı Holivud’tan bile mahrum kalacağız yakında. Neyse… Onur Ünlü’nün filmini de kaçırmış oldum. Nasıl olsa gösterime girmez!
    Festival de güzel-miş!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: