Geleceğin Sineması Nasıl Olacak?

 

Sinemanın kuralları, hayatımıza girdiği ilk gün atılmıştı aslında… Lumière Kardeşler, Trenin Gara Girişini gösterme biçimleriyle yüz yıl sonrasının yöntemlerini belirlemişlerdi. Girişte satın alınan bir bilet, karartılan ışıklar ve ekranda beliren görüntü… Bir tür deneyime dönüşen gösterimin sonrasında doğan sinema, zaman içerisinde sayısız teknolojiyle tanıştı, gelişti… Şimdilerde evriminin sonuna yaklaşan sinema, rakiplerine karşı ayakta kalabilmek için eski günlerine dönüyor; seyircisine “deneyim” yaşattığı günlerine…

Sinema, 1895’ten bu yana pek çok evreye tanıklık etti. Başlangıçta ses yoktu, ses geldi; siyah beyazdı, renklendi; 1920’li yıllarda sinemaya giren 3D teknolojisi bile bir süre sonra unutuldu ama sinema asıl dönüşümünü 1950’li yıllardan itibaren televizyonun evlerimize girmesiyle yaşadı. O güne değin en cazip eğlence seçeneklerinin başında gelirken, TV yüzünden evlerine kapanan insanları yeniden salonlara çekmek için çeşitli teknolojiler kullanmaya başladı.

Buna 1960’lardaki smell-o-vision (kokulu filmler) gibi deneysel fikirler de dâhildi. Süreç içerisinde dengeyi kurmayı başaran sinema asıl darbeyi ise video furyasıyla aldı. Türkiye’de Yeşilçam gemisinin batış düdüğünü çalan video furyası ile salonlar, orta ve yaşlı kesimi kaybetti; salonlar kapandı, sinemacılar büyük zarar etti.

Fakat bu sonun başlangıcı olmadı bilakis sinema, video furyasına ve daha sonra yükselişe geçen ev sinemasına karşılık sürekli kendisini geliştirerek büyümeyi başardı. Ev sineması, VCD, DVD, Blu-Ray gibi alternatifler ve projeksiyon cihazlarının evde kullanılır hale gelmesiyle seyirciyi evde kalmaya iterken; salonlar daha büyük prodüksiyonlarla doldu, daha konforlu mekanlar yaratıldı, son teknoloji projeksiyon cihazlarıyla izleyicilere evde sahip olamayacakları imkanlar sunulmaya başlandı. Analog makinelerin yerine gelen DCP’lerle artık ekrana çiziksiz, çözünürlüğü daha yüksek görüntüler düşmeye başladı. Avatar (2009) ile 3D teknolojisi, sinemanın hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı bir yükselişe geçti; peşi sıra gelen IMAX ve 4DX teknolojileriyle de seyirci salonlara çekilmeye çalışıldı.

Televizyonların ekranlarının büyümesi, 4K teknolojisinin gelişi ve bilhassa Netflix gibi platformların doğuşu ise seyircinin gözünde sıradanlaşan 3D teknolojisiyle duraklayan sinemayı yeniden çareler üretmeye zorladı. Çünkü artık günümüzde IMAX gibi seyir türlerine doymuş olan izleyici, evinde, rahat koltuğunda, dev ekranında dizi izlemeyi tercih ediyor. Pek çok iyi sinemacı, dizi setlerine geçiş yapmış durumda… Esaretin Bedeli (1994) ve Yeşil Yol (1999) gibi filmleri çekmiş bir yönetmen Frank Darabont bile The Walking Dead ile dizi seyircisine hizmet etmeye başladı. Çizgi roman ve süper kahraman filmleri, bilim kurgu/fantastik yapımlar ve oyun uyarlamaları çekmekten ibaret hale gelen Hollywood’un çareyi gençlerde araması boşuna değil çünkü her sene daha fazla bilet satılsa da sinemanın, özelde Hollywood’un film yapma alanı giderek daralıyor.

İşte ev sinemasıyla girdiği bu rekabet, yakın zamanda sinemaya yeni bir ivme kazandıracak ve evriminin sonuna yaklaşmasını sağlayacak şey olacak. Sinemanın geleceğinde, önümüzdeki on yıl içerisinde televizyonla olan rekabeti var ve film şirketleri, her iki alana da yatırım yaptığı müddetçe devam edecek gibi görünüyor. Teknoloji her iki tarafı da beslediği için bir tarafın yok olması söz konusu değil ki, sinemanın mühim bir sosyalleşme aracı olması bu yok oluşun önünde engel fakat büyük bir değişimin yaşanacağının sinyallerini de almak zor değil.

Sinema bugün, ilk günlerine, özüne geri dönüş yapıyor ve insanlara evde sahip olamayacakları “deneyim” fikrinden ilham alıyor. Tıpkı Trenin Gara Girişi’nde olduğu üzere, hikâyenin olmadığı, yalnızca insanların korkup kaçtığı dönemi yeniden canlandırıyor. Bunu bazen hareket eden koltuklarla yapıyor bazen de geçtiğimiz yıl izlediğimiz Mad Max: Fury Road (2015) gibi hikâyesi basit ama aksiyonu güçlü filmlerle gerçek bir deneyime ortak ederek başarıyor. Şimdilerle kullanılmaya başlayan IMAX kubbe teknolojisi gibi fikirler ise sanal gerçekliğin yeni rekabet alanı olacağının altını çiziyor. Zaman içerisinde simülasyon ile sinema belki deneyim olmanın da ötesine geçer, ne dersiniz?

Başak Bıçak – [email protected]

Yazar hakkında: Başak Bıçak

1987 yılında İzmir'de doğdu. İzmir Özel Tevfik Fikret Lisesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih bölümünden mezun olduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti Tarihi üzerine yüksek lisans yaptı. Bilhassa Fransız Devrimi olmak üzere Avrupa Tarihi üzerine uzmanlaştı. Sinema özel tutkusu ve 2012 yılından bu yana filmler üzerine yazılar yazıyor. Akşam Gazetesi, Film Arası Dergisi ve Cinedergi yazarı... Dans, seyahat, fotoğraf ve şarap meraklısı...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir