Grave Encounters (2011)

İtirafımı peşin peşin dile getirmek istiyorum pek muhterem peder! Found footage diye tabir edilen türe karşı hiçbir garezim yok! Hatta ve hatta türün en yavan örneklerini bile dut yemiş bülbül misali izlediğimi de belirtmek isterim. Dut yemiş bülbülün sinemasal zevki konusunda uzun uzun tartışmaya girmemizin de bir anlamı yok tabi! Sadece ama sadece, böyle bir tür yarattıkları için bile izleyiciyi ikiye ayıran yapımcıların, bir de bu türü yavanlaştırmasınadır tek isyanım! Bunun en açık kanıtı ise -şimdilik- Grave Encounters (ki yazımın bu kısmından sonra ismini uzun uzadıya telaffuz etmek yerine kendisine GE diye hitap edeceğim…)

Blair Cadısı’nın zokasını yutmamızdan bu yana dile kolay tam 12 koca sene geçmiş. Daniel Myrick ve Eduardo Sánchez hem kaleme aldığı hem de yönettiği ve kimilerine göre izleyiciyi koltuğa mıhlayan (bu kategoriye dahil bir izleyici ile tanışma şerefine henüz erişemedim), kimilerine göre ise toplamda 81 dakikalık bir görüntü çöplüğünden ibaretti. Gariptir ki aradan geçen süreç içerisinde, izleyicilerin filme karşı duruşlarında herhangi bir değişme olmadı. Hadi biraz dürüst olalım. Filme mümkün mertebe olumlu tavır takınanların terazisinin nefrete doğru kaydığını fısıldayalım da olsun bitsin.

Gel gelelim J.J.Abrams’ın yapımcı koltuğuna geçtiği ve kamerayı da Matt Reeves’ın teslim aldığı 2008 tarihli Cloverfield, türün radikal yenilikler ile hortlamasına ön ayak oldu. Arayı soğutmadan İspanya’dan kopup gelen REC ile birlikte, artık found footage tabiri, parmakla gösterilen birkaç örnekten daha fazlası olmuştu. Fakat türün en tartışmalı örneklerinden biri hiç kuşkusuz geçtiğimiz yıllarda izlediğimiz Paranormal Activity’di. Çeşitli festivallerde umduğunu bulamamış fakat Spielberg’in –hesapta korkudan zırıl zırıl gözyaşı döktükten sonra- elini atması ile birlikte (ne tesadüftür ki türün de şahlandığı bir dönemde) bir anda aranan güncel korku “materyallerinden” biri haline gelen film, izleyicilerin Blair Cadısı dönemindeki tartışmalarını yinelemeye itmişti. Pek çoğumuz Spielberg’e beylik küfürler etti, bir kısmımız yine adet olduğu üzere son zamanların en tırsınçları arasına yerleştirdi filmi. Tarihin tekerrürü budur ya, yine taklit edilmesi en cazip örnek de Paranormal Activity’di. Çünkü hem çıkış noktası hem de hareket kabiliyeti geniş ve pek çok kişinin “aslında ben de bunu yapabilirim” tarzı geyiklerini de harlandıracak bir örnekti pek tabi!

Devam filmi ile miladını doldurduğu söylenen ama kanımızca ailesine en azından bir üçüncü film ekleyip bunu da Paranormal Activity 3D adı ile pazarlayacağına kesin göz ile baktığımız yapımın ardından gelen GE ise, hem Blair Cadısı’nın, hem REC’in hem de Paranormal Activity’nin yolda düşürdüklerini toplayarak, ağabeylerinin ördüğü taş duvarın üzerine 1 tuğla dahi koymaya yanaşmadan halletmeye tarlasının etrafına duvar örmeye kalkışıyor!

Çok fazla benzer örnek olmamasına rağmen, ezber yollarını arşınlayan hikayeye şöyle bir bakacak olursak eğer; Grave Encounters adlı televizyon programının yeni bölümünü çekmek için yola çıkan ekip, üzerine türlü rivayetler ve bu rivayetlerden pek de farklı olmayan geyikler çevrilen, eski bir akıl hastanesine damlıyorlar. Lance Preston ve ekibi için bulunmaz bir nimet olan bu malzeme, kısa sürede, fantastik dehasını da işin içine katarak ekibi korkunç bir kabus suretinde kucaklıyor!

Filmin ilk kısmı, “ey ruh geldiysen bir kere tıklat!” anlayışı çerçevesinde, kapı çarpması, cam örtülmesi, ayak sesleri vs gibisinden sıradan metotlara sırtını dayıyor. Ekibin bayan üyesi Sasha’nın en argo tabir ile bir hayalet tarafından taciz edilmesi üzerine, pılı pırtı toplayarak binayı terk etme kararı alıyorlar. Eee zaten film buraya kadar sığ bir malzeme ile izleyiciyi esir etmeye çalışıyor kendisine! Sonrası mı? “Hadi Matt git ve her kata yerleştirdiğin kameraları topla! Bu işe tek başına girişmen gerekiyor ki kaçınılmaz olarak kaybolduğunda seni arama kisvesi altında filmin süresini uzatabilelim öyle değil mi?”. Açıkçası, binanın dışına çıkabilmek gibi bir seçeneği bulunmayan ekibin, malın, mülkün derdine yanması size doğal geliyorsa, Grave Encounters’ın seyir zevki konusunda yaşayacağınız sıkıntı bir miktar azalabilir. Ama doğum sancısı gibi geçen kof seyir süresine çala kaşık doldurmaya çalışan Vicious ikilisinin yaptığı “çakallığı” da hoş görebilmek pek mümkün değil!

Bunun dışında belli başlı hoş yanları yok diyemeyiz GE’nin. Herşeyden önce son yıllarda mocumentary örneklerinde iyice suyu çıkmaya başlayan gerçekçilik takıntısı –isteyerek ya da istemeyerek- revize edilmiş. Daha önce belli başlı yapımlarda izlediğimiz oyuncular ve onların kamera kayıta girdiği anda takındıkları yapay tavir dikkat edilmesi gereken bir tahribat yaratıyor izleyicinin gerçekçilik algısında! Hatta zaman zaman işi skece vurmaya da başlıyorlar. Bununla birlikte başta Evil Dead, Session 9 ve Paranormal Activity gibi filmlere yaptığı irili ufaklı giydirmeler ile gönderme arayışında olanların yüzüne kısa süreli bir tebessüm katabilir. Fakat bunlardan fazlasını bulma ümidi, beyhude bir çabadan ibaret!

Bol sayıda kapı gıcırtısı, yine ondan geri kalmayan ayak sürümeleri ve nihayetinde gece kameralarına takılan hayalet görüntüleri. Daha doğru bir biçimde dile getirmek gerekirse piyasada ne kadar bayat fikir varsa her biri özenle yerleştirilmiş filme! İzleyiciyi dakikalarca afyon yutmuş gibi gevşetip, iki üç görsel ve işitsel müdahale ile zıplatmaya çalışmak, 92 dakikadan hepi topu birkaç dakikalık gerilim malzemesi çekip çıkartmak GE ve benzeri gibi yapımlardan sadece bir hüsran olarak bahsetmemizi sağlamakla kalmıyor, izleyiciyi enayi yerine koyma konusunda yapımcıların ne kadar ileri gidebileceğini de acı bir deneyim eşliğinde hatırlatıyor.

Türün meraklıları zaten tavsiye beklemeden bu yapımın tadına illa ki bakacaklardır. Sözüm, bu işe biraz olsun temkinli yaklaşanlara: Hadi amaaaaa! 93 dakikada neler yapabileceğinizin farkında mısınız? Bunun gibi bir film daha çekerek bu suça ortak olmak da buna dahil üstelik!

Yazar hakkında: Fatih Yürür

İlk sinema deneyimi, bir Stephen King uyarlaması olan “Geri Döndüler” olmuştur. Yazmaya başladığı dönem ise aslen lise yıllarıdır. Saçma sapan korku hikayeleri kaleme almaktadır ve asıl amacı bir gün bunları görselleştirebilmektir. Çeşitli platformlarda oyun incelemeleri ve film eleştirileri yazar. Yaratmış olduğu RüyadaM adında bir animasyon ve çizgi hikaye karakteri bulunmaktadır.

Bir yorum var

  1. filmin turu ne olursa olsun ,bir izleyici olarak filmin kaybettigi nokta enayi yerine koyuldugumu hissettigim noktadir.o saniyeden sonra hicbir guclu sahne filmi bana sevdiremez.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: