Gülistan Acet: ‘Ben de uzun metraj çekmek isteyen kısa filmcilerdenim’

Karpuz Cenneti 1

Gülistan Acet 50. Antalya Altın Portakal’da hem oyuncu hem de kısa film yönetmeni olarak iki ödül kazandı. Cennetten Kovulmak filmiyle en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülü kazanan Acet, Karpuz Cenneti filmiyle de en iyi kısa film ödülünü Patika filmi ile paylaştı. Hem Cennetten Kovulmak hem de kısa filmleriyle ilgili olarak Gülistan Acet’le konuştuk… İyi okumalar!

Banu Bozdemir

-Yönetmen yardımcılığı, kısa film yönetmenliği ve oyunculuk… Önce kısa filme olan bakışını öğrenmek istiyorum, oyunculuk bir meslek olarak mı devam edecek?

Türkiye’de kısa film, ayrı bir tür olarak görülmekten ziyade bir atlama tahtası, bir basamak olarak kabul görmekte. “Her kısa film yönetmeni bir gün uzun metraj filmini çekecektir.” gibi bir inanış var. Ölüm gibi kaçınılmaz bir şey sanki. Büyük bir beğeniyle izlediğimiz yönetmenlerin de mesleğe böyle başlamış olmaları bunda büyük bir etken ve kısa film yönetmenleri için güçlü bir motivasyon. Ben de uzun film çekmek istiyorum tabi ki; ama kısa film çekmekteki amacım uzun film için hazırlanmak değil, iyi bir kısa film çekmek.

Oyunculuk, yönetmenlikten sonra gelen bir şey benim için. Ferit (Karahan) gibi ne istediğini çok iyi bilen bir yönetmenle çalıştığım için başarıya ulaşmış bir ilk deneyim oldu ama şimdi omzumda bir ödülün ağırlığı var ve hakkını verebilmek istiyorum. Bu çaba, beraberinde doğallıktan uzaklaşma tehlikesini da getirebilir belki ama şuan için izlediğim yol, bir köşede oturup oyunculuk teklifleri beklemek değil, kısa filmlerim üzerine çalışmak. Oyuncu olduğumu unutarak filmlerimi çekerken iyi projeler gelirse zevkle oynarım.

– Karpuz Cenneti çocuklar üzerinden giderek ölümün insanlar üzerindeki psikolojisini sorguluyor. Ama bir yandan da bunu bir çocuğun gözünde değişik bir cazibe noktasına taşıyor ki, filmi izlerken gülümsüyoruz… Bu kadar çetrefilli bir konuyu bu şekilde anlatmanızın sebebi?

Ben, bir filmin politik olsun ya da olmasın çok direkt olmasını estetik bulmuyorum. Yaptığınız iş, bir sanat ürünü ortaya koymak ve bunu dolaylı ve naif bir şekilde yapmalısınız. Ayrıca hayattan kopuk da olmamalı. Komedi, Kürt filmlerinin genellikle en çok es geçilen parçası. Halbuki hayat, trajedilerimizi bir yerden sonra komediye dönüştürüyor ve Kürtler’in hayatında acı kadar komedi de büyük bir yer kaplıyor. Hizbullah terörü gibi ağır bir meseleyi tirajikomik bir çocuk hikayesi üzerinden anlatmak çok akla gelmeyecek bir şey. Daha karamsar somurtkan olması beklenir ama benim çocukluğumda iz bırakan bu korkunç hikaye, zamanla aklımda böyle tirajikomik bir şekle bürünmüş. Kız kardeşimin cennete gitmek ve bol bol karpuz yemek için sürekli giriştiği intihar denemeleri ve benim bazen komikleşen engellemelerim… Tabi arka fonda da bize neredeyse her gün bir sevdiğimizi kaybettiren Hizbullah terörü vardı.

Karpuz Cenneti 2

– Sinemada çocuk yönetimi en zor işlerden biri, hele de çocuk filmin merkezindeyse daha da önemli hale geliyor. Kötü oyunculuk sırıtıyor, iyi oyunculuk ise çok doğal duruyor. Ben çocukları rahat bırakmaktan yanayım sinemada. Siz nasıl bir yöntemle çalıştınız? Avantaj ve dezavantajları?

Bu filmde şunu anladım ki hikayesini anlatacağınız karakteri iyi tanıyorsanız oyuncunuzu ilk gördüğünüz anda emin olursunuz. Bulduktan sonra da aramaya devam edersiniz belki ama döneceğiniz kişi yine o olur. Helin’i ilk gördüğümde neredeyse emindim. Sonra birkaç çocukla daha görüştüm ama nihayetinde Helin’i oynattım; çünkü karakter olarak Mizgin’e çok benziyordu. Çekim öncesi Helin ve Pınar’la (Sümeyye) senaryo üzerinden epey çalıştık. Çekimleri iki günde bitirme mecburiyetinden yeterince prova alamadık; ama sanırım iyi iş çıkardılar. Çok fazla provanın doğallığı öldürdüğü söyleniyor ama ben hala zaman yokluğundan yeterince prova alamadığımıza hayıflanıyorum. Çocuklar, oynamadıkları sürece ben de müdahale edilmemesinden yanayım çünkü çok doğallar ve size oyunculuk konusunda çok şey öğretebilirler. Sadece oynadıkları yerlerde müdahale edip gerçek hayatta nasıl konuşuyorlarsa, nasıl şaşırıp nasıl gülüyorlarsa öyle davranmalarını sağlamaya çalıştım.

– Karpuz Cenneti’ni bir atölye çalışmasıyla oluşturduğunuzu biliyorum. Biraz o süreci anlatabilir misin, senaryonun geçirdiği aşamalar, çekim süreci, kolektif çalışmanın etkileri vs… Yani bir kısa filmin çekim aşaması kısaca?. ;)

Mkm sinema atölyesinde iki yıl sinema eğitimleri aldıktan sonra 3. Yıl proje atölyesi gerçekleştirdik ve kendi senaryolarımızı yazdık. Kolektif bir çalışma yürütülmesi esas alındı ama bu projede çok öyle olmadı. Cennetten Kovulmak filmindeki yoğunluğumdan kaynaklı atölyedeki senaryo çalışmalarına dahil olamadım. Senaryomu yazdım; ama çok da içime sinmemişti. Çekimlere başlamadan iki ay önce köye gittim, iki ay boyunca gece gündüz sadece film izleyip kuran okuyup (film için gerekliydi) senaryo yazdım. Sonra neredeyse hiç ön hazırlık yapamadan çekimlere başladık ve iki günde bitirdik. Benim için oldukça zor bir deneyimdi. Bir yerden sonra gönüllülük değil zorunluluk esasıyla bir arada kalan, amatör ruhlu 20 kişilik bir ekiptik. Üç çocuk oyuncu ve on ayrı mekanda daracık bir zamanda iyi olmayan bir film çıktı ortaya. Antalya Altın Portakal film festivaline gönderildiğini ve kabul edildiğini öğrendikten sonra ek çekimler, renk ve ses düzeltmeleriyle filmi iyi bir yere getirebildik. Emeklerini inkar edemeyeceğim arkadaşlarla ne yazık ki filmden sonra birlikte devam edemedik. Sonra birkaç kişi dışında diğer tüm arkadaşlar, benzer sorunlar nedeniyle yollarını ayırdılar. Kolektif çalışmanın gücüne inanan biriyim; ama bazen yalnız olmaktan çok daha zor zamanlar da yaşatabilir size.

Baharı Beklerken

– Baharı Beklerken daha klasik bir anlatım içeriyor ve bir annenin duygularından besleniyor… Hem geçmişe dönük bir anlatımı hem de bugünkü barış sürecine dair bir umudu var. Onun öyküsünü nasıl kurdunuz?

Bahar’ı Beklerken de yine gerçek bir hikayeden esinlenerek yazdığım bir senaryo. 99 ateşkesinde eve dönüşlerin tartışıldığı bir süreçte kızı dağda olan oldukça yaşlı bir anne, kızının döneceğini umarak günlerce hazırlık yapar ama kızı bir türlü dönmez. İçimi burkan bir hikayeydi. Yazmasam ve de çekmesem kendimi borçlu hissedecektim.

– Cennetten Kovulmak filminde oynuyorsunuz. Yönetmeni Ferit Karahan eşin, o yüzden mi filmde oyuncu olarak varsın? Mutlaka filmin birçok aşamasında varsındır ama bizim gördüğümüz oyuculuk kısmı olduğu için onu soruyorum. Cennetten Kovulmak’ın anlamı ne isim olarak soruyorum. Yani filmdeki anlamı? :=)

Yok, Ferit’le tanışmamız, Cennetten Kovulmak vesilesiyle oldu. Filmin hazırlık ve çekim aşamasında birçok işle birlikte baş etmeye çalıştığımız için bir anda kendimizi bir ilişkinin içinde bulduk. Kısa bir süre sonra da evlendik. Cennetten Kovulmak’ın anlamı, Ferit’e sorulması gereken bir soru. Zira filmin senaristi de yönetmeni de o.

Gülistan Acet– Kısa film çekmeye devam mı yoksa uzun metraja geçiş yapmak isteyen bir kısa filmci misin?

Bahar’ı Beklerken, henüz festival yolculuğuna başlamadı. Seneye o, festival dolaşırken ben Günah adlı kısa filmimi çekmiş, post-production işeriyle uğraşıyor olacağım. O bittikten sonra da uzun metraj için kendimi hazır hissedersem senaryosunu yazmaya başlayacağım, çünkü uzun filmin çok zahmetli olduğunu ve derin bir bilgi ve duygu birikimi gerektirdiğini düşünüyorum. Ben de uzun metraj çekmek isteyen kısa filmcilerdenim.

– Kısa filmde içerik mi yoksa teknik midir senin için önemli olan?

Ben birini diğerinden ayırt edemiyorum. İçerik ne kadar önemliyse teknik de bir o kadar önemlidir. İçeriğini oluştururken şartlardan biraz daha bağımsız olduğunuz için daha iyi bir iş çıkarabiliyorsunuz ve teknik konusunda ne yazık ki maddi imkanlara fazlasıyla bağımlı olduğunuz için istediğiniz sonuca ulaşamayabiliyorsunuz. İyi çalışılmış bir senaryoyu teknik sorunlarla kotarmaya çalışarak film yapmak, can sıkıcı. Ama her yeni filmde biraz daha aşmış oluyoruz bu sorunları.

– Kısa film derdini anlatma araçlarından biriyse eğer sence siyasi mi olmalı?

Derdin neyse film de öyle olur. Siyasi olmak ya da olmamak gibi bir zorunluluk yok. Hayata nereden baktığınızla ilişkili. Kürt filmleri çeken yönetmenler için bu, kaçınılmaz bir durum gibi görünüyor. Çünkü siyaset, gündelik hayatımızın her alanına sirayet etmiş durumda. Doğar doğmaz sorun kelimesi hayatınızın içinde. Sadece zaman zaman önüne başka kelimeler geliyor. Ve siz, belleğinizde en çok yer etmiş sorunu anlatmakla başlıyorsunuz işe.

– Bir filmin ülke gündemine yakın siyasi söylemi onu önemli hale getirebiliyor, sırf konudan dolayı. Bu konuda neler söylersin?

Bir filmin ülke gündemine yakın ya da uzak siyasi söylemi onu önemli ya da önemsiz kılıyorsa burada öncelikle sorgulanması gereken, sinema yazarlarının filme bakışı olmalı bence. Bu, eleştirmenlerin filmleri sadece siyasi söylemlerine göre eleştirdikleri anlamına gelir ki en başta yönetmene büyük haksızlıktır. Filmin üslubunun, estetiğinin, tekniğinin, oyunculuklarının; kısacası tüm argümanlarının söyleme kurban edilmesi anlamına gelir. Sinemacılar, hayatın tanıklığını yapmak zorundadırlar; ama bir gazeteci bakışıyla değil, bir sanatçı gözüyle bakabilme lüksüne sahip olabilmeliler.

– Ferit Karahan Cennetten Kovulmak’ın İstanbul ayağını oluştururken Türkleri tanımadığı fark ettim demiş. Bu biraz da hikaye olarak bildik topraklara yönelmeyi düşündürttü bana. Senin hikayelerin neleri, kimleri anlatır bundan sonra?

Ferit’e, “Cennetten Kovulmak filmini çekerken en çok hangi sahnede zorlandın?” diye sorarsanız sanırım size şu cevabı verir: “Emine’nin ailesiyle birlikte yediği akşam yemeğini çekerken.” Nereden nasıl başlayacağını bir türlü bilemeden defalarca çekti o sahneyi. Kürt yaşantısını bilmeden, gerçekten çok uzak bir Kürt profili çizen çok sayıda yönetmen oldu sinemamızda ama gerçekçi olmak kaygısındaysanız ince eleyip sık dokumak zorundasınız. Anlatacağınız hikayenin ait olduğu kültürü ve coğrafyayı çok iyi bilmek zorundasınız. Bu yüzden ilk filmim bizzat kendi hayatımdandı ve yeni filmim de yine iyi tanıdığım, ait olduğum bir coğrafyada, benim gibi insanların merkezde olduğu bir film olacak. Sonraki filmlerimde de kendimden uzağa gitmeyeceğim. Herkes, en iyi bildiği şeyi anlatmalı.

-Kürt filmleri üzerine konuşursak yansımaları ister istemez politik oluyor. Yani Kürt sinemacılar kendilerini ülke gündemine ilişkin bir şeyler söylemek durumunda hissediyor. Daha ironik, güleryüzlü, rahat bir Kürt sineması mümkün mü?

Kürtler ne zaman genel anlamda güler yüzlü, rahat bir yaşama ererlerse – rahat yaşayan azınlık bir kürt grubundan bahsetmiyorum- o zaman öyle filmler çekilmeye başlanacaktır. Bu, doğal bir süreç olarak kendiliğinden oluşacaktır.

– Çok fazla kısa film yarışması, çok fazla film var ama genelde yıl içerisinde aynı on tane filmin ismi dönüyor. Bu iyi olmalarından mı yoksa jüri bakış açısının kolaycı bakış açısından mı kaynaklanıyor?

Kısa film festivallerini Karpuz Cenneti’nden ötürü genelde takip ediyorum. Filmlerin en azından yarısı, dediğin gibi daha önceki neredeyse tüm festivallerde rastladığımız filmler. Gösterilenlerden daha iyileri çekildi de yarışmaya alınmadı mı, bilemiyorum; ama bir kere ödül almış ya da iyi bir festivalle açılış yapmış filmler diğer festivallerde de görülüyor. Ezber bozan festivaller de olmuyor değil.

– Antalya’da iki ödül aldın, hangisi daha iyi geldi?

Açıkçası oyunculuk ödülü aklımın ucundan bile geçmemişti. Kısa filmin ödülünü almış, Oyuncu olduğumu unutmuş, Cennetten Kovulmak’la ilgili neler olacak acaba diye düşünürken en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü anons ettiklerinde önce bir duraksadım. Sahneye çıktığımda ödülle ilgili ne konuşsam ukalalık olacak diye düşünerek sadece teşekkür edebildim. Zaten jüri ödülü tartışırken kararsız kalmış. Köylü bir kadın ödülü ne yapacak? Başkasına verilse daha mı iyi olur diye. Sonra jüri üyelerinden biri özgeçmişime bakıp sinemayla ilgilendiğimi söyleyince karar vermişler. Bu yüzden çok kıymetli tabi ama yine de kısa film ödülü daha sevindirici.

– En çok takip ettiğin kısa filmciler kimler?

İsim vermeden sonraki projelerini merakla beklediğim birkaç isim olduğunu söyleyebilirim. Kısa film festivallerini kaçırmamaya ve olabildiğince çok kısa film izlemeye gayret ediyorum.

– Benim sormadığım, senin söylemek istediklerin.

Teşekkürler…

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir