Dnevnoy dozor / Gündüz Nöbeti (2006)

Day Watch – Дневно́й дозо́р – Dnevnoi Dozor

Öteki Sinema için Yazan : Masis Üşenmez

Night Watch evreninin ikinci halkası Day Watch ile devam ediyor. 21 Ekim’de Türkiye’de gösterime girecek filmi vizyondan önce siz değerli öteki sinema okurlarına tanıtmak isterim. Rusya’da filmin vizyon tarihi 01/01/2006 idi ve bu yüzden “yılın ilk filmi” şeklinde duyuruldu. 4.2 milyon USD’ye mal olan yapımın sadece memleketinde kazandığı para ise 40 milyon USD. Böylece Rusya’da tüm zamanların en büyük hasılatına ulaşılmış. Hatta filmin bir sahnesinde bir önceki gişe canavarı 9 Rota adlı filme gönderme olsun diye Anton o filmin afişini parçalayıp içinden geçerek bir metro istasyonuna düşüyor. Hani baştan nası kırdık sizin rekorunuzu der gibi.

Filmin açılışı yine bir prologla başlıyor. Mitolojiye göre kişinin kendi kaderini belirleyebilen bir tebeşir Asya topraklarında bir kalenin içinde saklanmaktadır. Hun imparatoru Timur bu tebeşiri bulmak için büyük bir savaşa girer ve sonunda tebeşiri ele geçirmeyi başarır. Böylece tüm hayatı boyunca hiçbir hata yapmadan büyük zaferlerle imparatorluğu genişletir. Bu hikayeyi aklımızın bir köşesine koyup filmimize geri dönelim.

Day Watch ilk filmin bıraktığı yerden devam ediyor. Geçen zamanda Svetlana iyilere katılmış ve Anton’un öğrencisi olmuştur. Anton’un oğlu Yegor gibi Svetlana da bir ulu kişidir ve ikisinin çarpışması son savaşın başlangıcı olacaktır. Bunun gerçekleşmesi için Zavulon’un planı Anton’un üzerine bir suç atmak ve onu komiteye yakalattıktan sonra boşluğunda savaşın başlaması için ilk ateşi yakmaktır. Ancak Anton kader tebeşirinin peşine düşecek ve üzerine atılan suçlardan kurtulmaya çalışacaktır. Bana göre Harry Poter’a gönderme olsun diye filmin adı şu şekilde olabilirdi: Anton Gorodetsky and the chalk of fate.

Timur Bekmambetov bu sefer ilk filmden de başarılı sahneler yaratmış. Özellikle açılış prologu, ve Daywatch ekibinin hırçın kızı Alisa’nın Mazda RX-8 ile şehri birbirine kattığı sahne ve sadece ikinci seviye ve üstü kahinlerin girebildiği çöplük ve sivrisinekten geçilmeyen alacakaranlık bölgesi görsel açıdan çok başarılı.

Hikaye olarak da karakterleri tanıdığımız için fazla zaman kaybetmeden konuya giriliyor, bu yüzden ilkine göre daha akıcı bir dile sahip. Yalnız tanıtımlarında geçen “Epik korku üçlemesi” lafı bence hikaye için oldukca yanlış bir izlenim veriyor. Bir kere korkabileceğimiz tek bir sahne yok. Evet etrafta Vampirler, kötüler cirit atıyor ama hepsi de normal insan gibiler. Kötülerin lideri Zavuron bile ilk filme göre çok daha nazik ve edepli. Tek korkunç figür Yegor olmuş, elinde öldürücü topacı ve inek yalamış saçları ile Svetlana ile karşılaşması görülmeye değer. Aslında ana hikaye frp severlerin yakından bildiği Vampire The Masquerade evreni ile büyük benzerlikler içeriyor. Filmde ana karakterimiz Anton bir ayyaş, yan komşusu vampir aşkı için ölmeyi göze alabiliyor, babası da oğlu için herşeyi yapmaya hazır yani iyiler ile kötülerin arasında diğer hikayeler gibi kalın çizgiler yok.

Day Watch ara filmlerin genelde düştüğü başı sonu belli olmama durumundan biraz nasibini alıyor ama yine de Matrix, Star Wars ve Lord of the Rings’in ikinci bölümlerine göre sonu daha iyi kotarıyor ve üçüncü film için peki ne olacak şimdi dediğimiz gibi tam bir film seyrettiğimiz izlenimini de bir parça verebiliyor. Night watch’ı seyretmeden kesinlikle bu filmi seyretmeyin ve ilk filmi seyretmenizin üzerinden bir süre geçtiyse bir daha bakmanızda büyük yarar var.

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir