Gündüz Sevdi: ‘Ailesinin istediği hayatı yaşamaya mecbur olan milyonlarca erkek de var.’

İkinci kısa filmi Sıradaki ile 3. Boğaziçi Film Festivali’nde en iyi kurmaca film ödülünü kazanan Gündüz Sevdi ile konuştuk. İlk filmi Ziman / Dil ile otorite, anadil ve kimlik sorununa farklı bir şekilde imza atan Sevdi, ikinci filmde hayatlarının kararını veremeyen gençlerini anlamaya çalışıyor…

Öteki Sinema için söyleşen: Banu Bozdemir

Önce ilk filminle başlayalım. Dil / Ziman dil meselesine ilginç, tekrarlı, zorlayıcı bir açıdan bakıyor. Bu filmi böyle anlatmak nereden aklına geldi.

Ana dilde eğitim hep var olan bir kimlik meselesi. Bu kimliği yok etmek ve korumak isteyenler arasında… Küçükken kardeşimle rayların üzerinde yarışmayı çok severdik. Ve büyük olduğum için hep ben kazanırdım. Ray fikrini kullanmak aklıma buradan geldi.

Bir yandan da filmde dilden ayrı bir otorite durumu var, hatta otorite daha fazla öne çıkıyor, bu konuda neler söylersin?

Ana dilde eğitimin yıllarca bu ülkede büyük bir sorun haline dönüşmesinin başlıca sebebi otorite. Dolayısıyla otoritenin ön planda olması benim bilinçli tercihim.

10579883_10153853462554189_680018214_o

Kısa filmlerde mekan önemlidir ama çok da öne çıkmaz bazen. Burada neredeyse filmin tamamını bir tren rayında çekmişsin, bunun filmine kattığı anlam ve amaç nedir?

Rayları başka metaforlar yardımıyla, doğumla başlayan ölümle biten bir yaşam çizgisi gibi kullanmak istedim. Bu yüzden iki ray var. Biri çocukların anadili, diğeri sistemin onlara zorla dayattığı ikinci bir dil. Anadili dışında eğitime zorlanan çocukların yaşadığı zorlukları bu şekilde anlattım.

Gelelim ikinci filmine. Daha kurgusal, daha anlaşılır. Orada da otoriteye, tekrara ve kendi hayatını yaşayamama durumuna el atmışsın… Film nasıl şekillendi kafanda, biraz ondan bahsedelim…

Bir insan ne kadar okumuş olsa da kendisini geliştirse de, gün geliyor aile duvarlarına çarpabiliyor. . İnsanların özgürlükleri en çok, kendilerine en yakın olması gereken aile bireyleri tarafından engelleniyor. Kendimle birlikte çevremde gözlemlediğim başlıca sorunlardan biri bu olduğu için bu konuyu filmleştirmeye karar verdim.

Genelde kadınların sorunu gibidir hayatının devamına kendisinin karar verememesi ama iki filminde çoğulcu bir erkek durumu var. Bunun özel bir sebebi var mı?

Aslında ilk filmimde otoriteyi bir kadın temsil ediyordu. Bu seçimimi yaparken de kadın-erkek ayrımı yapmadım. Son filmimde de kadın ya da erkek fark etmez, otoriter bir aile büyüğü tarafından baskılanan, özgürlüğü kısıtlanan bir insan hikayesi anlatmak istedim. Kadınlar için bu çok büyük bir sorun evet. Ama Türkiye’de kendi kararlarını kendileri veriyormuş gibi görünen ama aile büyüklerinin istediği hayatı yaşamak zorunda olan milyonlarca erkek de var.

12380698_10153853462079189_397213325_o

Bu filmle Boğaziçi Film Festivali’nden en iyi kurmaca film ödülü kazandın. Biraz yarışmanın arka planını anlatman mümkün mü? Mesela eser işletme belgesi nasıl halloldu?

Boğaziçi Film Festivali benim için güzel bir deneyim oldu. Kısa filmlere önem veren bir festival olduğunu gözlemledim. Eser İşletme Belgesi’ni ve DCP formatı festival komitesi tarafından yapıldı.

Filmler politik, çekenler duyarlı ama festivallere katılmak için sistemle uyumlu olmak falan gerekiyor bazen, bu konuda neler söylersin bir kısa filmci olarak?

İki filmimi de yazıp çekerken sistemi düşünmeden hareket ettim. Hatta filmlerimde sistemi eleştirdim. Kendi payıma bunu söyleyebilirim.

Tabii ki filmleri raflarda beklesin diye çekmedik ama büyük çelişkiler yumağı yaşamıyor muyuz sizce de? (Bu soruları her kısa filmciye soruyorum ama farkındayım seninki biraz fazla oldu)

İyi bir film izleyicisini bulur diye düşünüyorum. Kısa filmler için az sayıda da olsa filmlerimin izleyiciye ulaşması beni mutlu ediyor.

gündüz sevdi

Bundan sonrası için kafanda şekillenmiş bir proje var mı?

Üzerine çalıştığım, ayrıca yazmaya devam ettiğim yeni projelerim evet var.

Kısa filmde senin için biçim mi önemlidir içerik mi?

Eşit derecede önemlidir benim için. Biçim de içerik de güzel bir filmin en temel iki unsurudur.

Kısa filmlerle ilgili fonlamalarda bir gelişme var mı, Kültür Bakanlığı destekleri de son yıllarda aksadı mı, pek hareket yok gibi o kanatta?

Ben iki filmimi de hiçbir kurumdan destek alamadan çektim. Aksayıp aksamadığını da bu yüzden bilemiyorum. Ama kısa filmlere yok denecek kadar az destek olduğunu biliyorum.

Kısa filmin senin için tanımı nedir tam olarak? Hayatından örnek vermek gerekse nereye denk düşer?

Hikayeni kısa zamanda anlatmanın en güzel yoludur. Maliyetli olmasına rağmen.

Politik, derdi olan filmler hep bir sıfır öne geçiyor. Bu da herkeste politik film yapma durumu doğuruyor, diğerleri biraz daha arka planda gibi. Bu konuda neler dersin?

Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Politik olsun ya da olmasın fark etmez iyi filmlerin bir sıfır öne geçtiğini düşünüyorum. Geçmiş yıllardaki festivallerin bir çoğunda çok sayıda örneğe şahit oldum.

Filmlerin gösterimimi mi yoksa yarışması mı daha önemli sence?

İkisi de çok önemli. Filmleri izleyiciye ulaşsın diye çekiyoruz. Yarışmalar sayesinde de hem motive oluyoruz hem de bir sonraki filmimiz için destek alma şansına sahip oluyoruz.

Benim sormadığım söylemek istediklerin var mı?

Çok teşekkür ederim.

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir