Güneyliler Turist Avlıyor: Scarecrows (2017)

Geçtiğimiz hafta sinemalarımıza düşen Downrange’in (Dehşet Yolu) ardından bu hafta da yine bir yol korkusu çıktı karşımıza… Redneck movie olarak sınıflandırabileceğimiz alt türe ait olan Korkuluk (Scarecrows), beni sandığımdan daha çok oyaladı. Düşük bütçesi ve cast sorunlarına rağmen oldukça eğlenceli bir izleme deneyimi oldu, hem de bu kadar yağmalanmış bir türün eseriyken!

Kendimi bildim bileli, ABD kırsalında yolculuk ederken oradaki yerliler (Kızılderililer değil, çiftçi aileleleri) tarafından terörize edilen gençlerin hikayesini izliyorum. Bu türün en basit özeti şu; seyahate çıkan avanak Yankee’ler (kuzeyli şehirliler) yolculukları esnasında  kafayı yemiş Redneck’ler (güneyli çiftçiler) tarafından katlediliyorlar. Amerikan muhafazakarlığının sinemadaki iz düşümü, bir tür yalnız başına seyahat etmeyin, ailenizle tatile çıkan uyarısı… Hoş, ailelerin de başına az şey gelmedi bu filmlerde! Üzerinde biraz daha düşünürsek; iç savaş zamanlarından gelen bir nefretin popüler sinemaya yansıdığı gibi iddialı bir sonuca bile ulaşabiliriz.

Türe ait saptamaları bir kenara bırakıp yeniden filme dönecek olursam; oyunculukta kariyer yapmayı bırakıp yönetmenliği seçen Stu(art) Stone’un çektiği Korkuluk, boyundan büyük işlere kalkışmadan klişeleri doğru uygulayıp fırsat bulduğunda da bu türle inceden dalgasını geçen bir film. Korkuluk’ta karşılaştığımız dört ana karakter, tıpkı FRP oyunlarındaki gibi dengeli bir takım oluşturmak adına tasarlanmış. Karakterlerimiz gençlik korkularında sürekli karşılaştığımız tiplerden… Her yerinden hormon fışkıran dangalak bir genç adam, o ve oradaki herkesi cinselliğiyle yönetmeye çalışan bir genç kadın, bir arkadaşa bakıp çıkacakmış gibi filme dalmış olan ilgisi dağınık bir genç adam daha ve gençlik korkularının olmazsa olmazı; finalde yarışacak bir kutsal bakire!

Bu gençleri bir arabaya doldurup Amerikan kırsalına seyahat ettirdiğinizde filmi başlatmış oluyorsunuz. Ben henüz bu Amerikan köylülerinden gelene ayran koşturan, gözleme tıkıştıran birini görmedim. Keselim, biçelim, manyak gibi yaşayalım derdindeler… Burada da tamamı erkeklerden oluşan öyle bir aile var. Çiftçilik yapıyorlar ve başları kargalarla dertte. Onlar da talancılara karşı daha iyi bir önlem olacağını düşünerek gelen geçenleri yakalayıp canlı korkuluk yapma derdine düşmüşler. Hay, aklınızla bin yaşayın!

Korkuluk korku sinemasında pek çok filmde karşımıza çıkan bir figür, etkileyici olduğunu da kabul ediyorum. Sırf içinde korkuluk olan filmlerden bile liste yapılabilir. Popüler Amerikan korku sineması sayesinde korkuluklardan sadece kargalar korkmuyor, bizim de ödümüz patlıyor! Bugün sinemalarımızda gösterime giren Korkuluk ise iki kısımdan oluşuyor. Girişte ekibin üyelerini tanıyor, etkileşimlerine şahit oluyoruz. Burada eğlenceli sekanslar var, neredeyse gençlik korkuları külliyatıyla dalga geçen yer yer parodiye dönüşen bir çaba… Açıkçası böyle bir giriş, bu türde yüzlerce film izlediğim için olanca ilgimi perdede gösterilene vermemi sağladı. Gelişme bölümünde alınan keskin virajla bir korku filmi gibi akmaya başlayan Korkuluk bir süreliğine işkence pornosuna dönüşüyor ve sonuç bölümünde bir hayatta kalma mücadelesi izleterek sona eriyor. Filmi izlediğinizde siz de, Delivarence, The Texas Chainsaw Massacre, The Hills Have Eyes gibi bir sürü kural koyucu filmden esinler göreceksiniz.

Herkesin seyahate çıktığı Temmuz ortasında vizyona giren Korkuluk’un dehşeti bu yüzden artar mı? Bizde zor çünkü bizim köylerde hala köy kahvesinde soluklanıp çay içtikten sonra yola devam etmek mümkün ama iddiasız olmasına rağmen eğlenceli bir gençlik korkusu izlemek isterseniz Korkuluk tam size göre! Bu bütçede bir filmde böyle nefis bir sountrackle karşılaşacağıma da ihtimal vermezdim, o da hoşluk oldu. Bu arada, Marvel filmlerinden alışık olduğumuz sürpriz yumurtalardan bu filmde de var. Film bitince salondan çıkmayıp yazılar akıp bitene kadar bekleyin. İyi seyirler…

[email protected]

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir