Haftanın Filmleri: 13 Nisan 2012

Tam yedi yeni film bu hafta seyirci karşısına çıkıyor. Aslında sayı sekiz olacaktı ancak artık alıştığımız üzere bir filmi yolda Vizyon tanrılarına kurban etmek zorunda kaldık! 13 Nisan haftasının teması “Yalnızlık insanı çıldırtır!” “Yeraltı”, “Doğaüstü” ve “Film”… Bu birbirinden çok farklı üç film aynı konuya odaklanmış. O yüzden temasal bir tercih dahi yapabileceğiniz ilginç bir vizyon haftasına giriyoruz. Bakalım elimizde neler var?

FİLM / Yönetmen: Kerem Topuz / Aksiyon, Suç / 87 dk

Film çekme hevesiyle amatör bir kamera alan Kemal Mutlu, durmadan çekimler yapmaktadır. Bir gün aynı evi paylaştıkları Nuri’nin yetimhaneden arkadaşı olan İzzet çat kapı geliverir. Hapisten yeni çıkmış olan bu adam, film çekmeye çalışan Kemal’in ilgisini çeker ve İzzet’in hayatını filme almaya karar verir. Hiç tanımadığı bu adam sempatik görüntüsünün altında tam bir psikopattır aslında. Alınmadıkları bir barda olay çıkartır ve bara arkadaşlarıyla eğlenmeye gelen oyuncu Öznur Kula’yı rehin alır. Kemal için şimdilik her şey yolunda gitmektedir. Çünkü aradığı kadın oyuncuyu da bulmuştur ama film Kemal’in hiç beklemediği yönde ilerler. İzzet tamamen kontrolden çıkar ve film tamamen İzzet’in güç gösterisine döner.

Oyuncular: Öznur Kula, Özgür Emre Yıldırım, Cumali Karakaya

Geceye, suça, içkiye, uyuşturucuya bulanmış tribal bir macera. Aktüel gerçeklikten damardan beslenen ve acayip oyunculuklarla izleyeni kendinden geçiren bir seyir hali…

İlk sinema sohbetlerimi babamla yaptım. Onun sığ fakat sonuca götüren tespitleri hala kulağımda çınlar… O zamanların filmleri için “Türk sineması ne ki ya; kaçakçı kovalamacası, imkansız aşk ya da sulu komediden ibaret” derdi. 30 yıl öncesinin tespitleri hala geçerliliğini koruyor. Türk sineması “hap yaparak para kazanma” derdinde gişe filmleri ile elinde sigara camdan uzaklara bakan karakterlerle dolu “arthouse” ürünlerin arasında sıkışmış durumda…

İşte “Film” tam da kendine yakışacak şekilde hem sektörün hem de seyircinin çenesine inen sıkı bir yumruk gibi… İzlemeden önce hakkında beslediğim tüm önyargıları yıktı, yok etti! Hiçbir anında kolaycılık ya da kılıfına uydurma hali yok. Agresif bir sinema anlayışının zekice ve planlanarak uygulanmış hali…

Özgür Emre Yıldırım’ın İzzet karakteriyle Türk sinemasının en hatırlanacak karakterlerinden birini canlandırdığını düşünüyorum. Hani “Zebercet” denilince hepimiz Anayurt Oteli diyoruz ya, “İzzet” denildiğinde de “Film” akla gelecek. Tehlikeli, tekinsiz, zavallı biri ama gözünüzün içine bakınca ışık tutulmuş tavşan gibi peşinden gidip, dediğini harfiyen yapıyorsunuz. Diğer oyuncular da, yukarıda adını anmadığım Özlem Kula dahil, ellerinden gelenin en iyisini yaparak oynuyorlar. Çaba o kadar yoğun ki, etkilenmemek imkansız.

“Film” Kerem Topuz gibi ileride harika filmler çekecek bir yönetmeni işaret eden müthiş bir gerilla sinemacılık örneği ancak gerilla yanına halk desteğini almadan başaramaz. O yüzden, genç insanların bu sıradışı çabasına tanık olmak ve “film gibi bir film” seyretmek için doğruca sinemaya!

YERALTI /Yönetmen: Zeki Demirkubuz / Drama / 107 dk

Muharrem, nefret ettiği ve edildiğini halde eski arkadaşlarının yemeğine kendisini zorla davet ettirir. Masum didişmeler, ufak kişilik gösterileri ile başlayan yemek, giderek dumanlanan kafaların etkisiyle utanç dolu geçmişe doğru yol almaya başlar. Defterler açılır, hesaplar ortaya dökülür. Gece pişmanlık, gözyaşları ve öfkeyle dolarken, rezillik karanlık sokaklara, fuhuş kokan otel odalarına taşar. Onlar hep birlikte, Muharrem tek başına olsa da kararlıdır. Pislik ya o gece temizlenecek, ya da geberip gidecektir. Yoksa sonsuza kadar kurtulamayacaktır bu utançtan.

Oyuncular: Engin Günaydın, Ufuk Bayraktar, Nergis Öztürk, Serhat Tutumluer, Nihal Yalçın, Murat Cemcir, Feridun Koç, Serkan Keskin, Sarp Apak

Kendi deyimiyle “iyi olmak istiyorum ama izin vermiyorlar!” diyen sıkıntılı bir karakterin kendiyle, arkadaşlarıyla ve yaşamla hesaplaşması… Hesaplaşmadan da ziyede içinde biriktirdiği ne varsa kusmasını anlatıyor Yeraltı. Tüm Zeki Demirkubuz filmlerinde olduğu gibi tek bir yöne bakmayan, prizma gibi farklı yansımaları olan bir karakter filmin merkezine oturtulmuş. Oyuncular, özellikle Engin Günaydın çok iyi… Bazı haddinden fazla uzatılmış planları ve finale doğru sönen hikayeyi görmezden gelirsek gerçekten müthiş bir film.

Demirkubuz her ne kadar inkar etse de sektörü az çok tanıyan, bilen herkes “Ankara Sıkıntısı” göndermesinin de nereye gittiğinin farkında…

Muharrem ve arkadaşları bir gece bir meyhanede buluşuyorlar. Bunlardan biri çok başarılı olmuş bir yazar ve ne derse onaylayan yalakaları var. Muharrem’i aralarında istemiyorlar ama zamanında çok da samimiymişler. Muharrem’in dediğine ve suçladığı arkadaşının ses çıkartmadığına göre ise bu adam/yazar aslında hiçbir numarası olmayan, arkadaşlarının fikrini çalıp kendine mal ederek başarı kazanan biri… Ödül kazandığı kitabının adı çok ilginç; Ankara Sıkıntısı! Ödülünü almaya son derece şık bir koyu takım elbise ile gidiyor ve “Bu ödülü çok sevdiğim Ankara için alıyorum” diyor. (Muharrem bunu TV’den izliyor) Muharrem ona masadayken “sen bu gidişle Oscar’ı da alırsın!” diyor…

Umarım film sadece bu polemiğin çevresinde hatırlanmaz. Sabırlı ve sadık sinema izleyicisi için mutlaka görülmesi gereken bir film…

CHRONICLE / Yönetmen: Josh Trank / Fantastik / 84 dk

Meraklı, haşarı ve liseli üç sıkı arkadaş, şans eseri keşfettikleri bir yer altı tünelinde, kendilerine doğaüstü güçler kazandıracak bir ’şeyle’ karşı karşıya gelirler.

Ve aynı gün içinde üçü de sadece düşünce gücüyle çevrelerindeki canlı-cansız her şeyi kontrol edebilir hale gelirler. Başta sadece ortalığı karıştırmak ve eğlenmek için kullandıkları bu süper güçler, kısa sürede insanların hayatlarıyla oynadıkları bir kumara, oyuna dönüşecektir. Tüm bu süreçte ise kamera kayıttadır.

Oyuncular: Dane DeHaan, Alex Russell, Michael B. Jordan

Blair Cadısı’na hatta onun öncülü olan Cannibal Holocaust’a teşekkürler! Sayelerinde icat edilmiş olan Found footage / Buluntu film, en popüler sinema yapma yöntemlerinden biri oldu çıktı. Başlangıçta bütçesiz sinemacıların sığındığı bu yöntem, Cloverfield’dan sonra büyük bütçenin ve görkemli özel efektlerin de alanına girdi ve işte Chronicle/Doğaüstü’ de bu şekilde kotarılmış bir film…

Filmin, bu beklenmeyen süper gücün kişilerin alter egosunu kötü etkileyeceğini ve insanı yıkanın kendi egosu olduğu gibi bir söylemi var ama zaten bu çizgiroman süper kahramanlarının temel beslenme duygusu olduğu için Superman, Spiderman, Batman okuyan herkesin yıllardır bildiği bir şey. 6 bölümlük Star Wars epiğinin temeli bile aidiyet sorunu ve gücü hazmedememe meselesi değil mi?

Neyse, Chronicle tüm bunlardan fena halde etkileniyor ve yeni nesil sinema seyircisinin pek bilmemesine rağmen bir anime klasiği olan (Bana göre gelmiş, geçmiş en iyi anime’dir.) Akira’nın konusunu da olduğu gibi aşırarak, bolca görsel efektle bezenmiş bir şekilde karşımıza çıkıyor. Oyalayıcı fakat kusurlarla dolu!

Temel kusur artık gına getirmiş olan ve acemice uygulanmış “sorunlu Amerikan ailesi” klişesinde… Muhtemelen 11 Eylül’den sonra delirmiş, şiddet uygulayan bir baba ve acılar içinde yatalak bir anne… Bunun üzerine Andrew Detmer’in okuldaki başlıca alay konusu olması eklenince, elinden kamerayı bırakmayan bu genç bir kitle imha silahına dönüşüyor.

84 dakikalık bu filmde her şey son 10 dakika için! Evet, çocukların gücü kazanma ve bunları kendi aralarında eğlenerek uygulama anları da seyirlik anlar ama bir yerden sonra sıkmaya başlıyor. Neyse ki bir Akira kopyasından bekleneceği üzere epey iyi çekilmiş bir final var ve perdede bu tür şeyler görmek isteyenlerin arzusu gerçekleşmiş oluyor. Doğal olarak Andrew gibi sorunlu bir karakter uzaydan gelen bir meteroid’i elleyince eline geçen gücü de hayır için kullanacak değil.

Zavallı, anlaşılmaya muhtaç ama zalim Andrew en sonunda tamamen çıldırıp kendini bir “uç yırtıcı” olarak tanımladıktan sonra şehrin altını üstüne getirebilecek, gökyüzünde uçacak kadar güçlü ama o güçlerle en fazla Koreli bir marketi soyabilecek kadar şapşal! Filmin en güzel saptaması şu: 17 yaşındaki bir adamın delirmemesinin tek yolu güzel bir kız arkadaştır.

Chronicle, ciddiye almadan izlenecek oyalayıcı bir fantezi ancak Found footage’ın temel kurallarını ihlal ediyor. Keşke bu teknikle çekilmeseymiş… Sinemanın aktüel gerçekliğe bu kadar muhtaç olması iyiye işaret değil!

DR SEUSS THE LORAX / Yön: Chris Renaud / Animasyon / 86 dk

12 yaşındaki Ted, hayallerindeki kız Ashley’in ilgisini çekmek için hayatta tek bir şeyin peşinden koşar. Aradığı şeye ulaşması için de garip ama bir o kadar da sevimli bir yaratık olan Loraks’ın hikayesini keşfetmek, gizemini çözmek zorundadır…

Dr. Seuss’un klasikler arasına giren hikayesinden esinlenen Loraks, 2012’nin bahar aylarında 3 boyutlu olarak çocuk seyirciler için sinemalarda olacak. Filmin orijinal seslendirme ekibinde ise Danny DeVito, Ed Helms, Zac Efron, Betty White gibi isimler yer alıyor…

Son 10 yılın örnekleri arasında Loraks (Dr. Seuss’ The Lorax) kadar mesajına odaklanan bir film görmüş değilim. Loraks çevreci mesajlarla dolu bir film değil, militan bir çevre filmi… İnsan bu öykünün asıl kahramanı değil. Film, içi iyilikle dolu olsa bile insanoğlunun doğaya yıkım getirebileceğini ama doğanın da enin de sonunda bizim şefkatimize muhtaç olduğunu gösteriyor, “siz yok ettiniz, siz var edeceksiniz” diyor.

Film, tamamen plastiklerle kuşatıldığımız bir şehirde geçiyor. İnsanlar için naylon bir hapishane… Dışarıda herhangi iyi bir şeyin olmadığı, toprağın ve ağaçların pis, kokuşmuş varlıklar olduğuna inandırılmış insanlarla dolu bir şehir. Doğanın gerçekliğinden, insanın kendi eliyle ürettiği sahte gerçekliğe geçiş çoktan yapılmış. Pet damacanalarda temiz hava satın alıyor bu zavallılar, çünkü birileri iyi biliyor ki “pet şişeye ne koyarsanız koyun satılır!”

Babamla, turşu torbalarına benzer poşetlerde satılan ilk paketlenmiş sular piyasadayken konuşmuştuk, “artık suyu bile mi parayla satacaklar?” diyerek şaşırmıştı. Aradan 25 yıl geçtikten sonra görüyoruz ki “yaşamın kaynağı” çoktan güçlü bir ticaret ürününe dönüşmüş durumda… Bir gün aynı şeyi “havamız” için yapmayacaklarının garantisini kim verebilir? Loraks işte bunlara da dokunuyor, farkındalık yaratıyor.

Ben filmi çok sevdim, çok gerekli buldum. Ayrıca, tüm o sevimli haline ve mizahına rağmen Loraks epey militan bir film. Çocukların mutlaka izlemesi gereken bir çaba… Onlara destek ve cesaret verecek ebeveynleri de bu filme koşarak gitmeli. Keşke hep bu kadar cesur ve eğlenceli filmler izleyebilsek.

THE HOWLING REBORN / Yön: Joe Nimziki / Korku / 90 dk

Annesi, kendisine hamileyken öldürülen Will, okulda aşık olduğu Eliana ile bir araya gelmek için bir partiye katılmaya karar verir.

Işıklar karardığında tuhaf şeyler olur. Garip yaratıkların saldırdığını görür ancak kimse ona inanmaz. Will, kurt adamlar konusunda araştırma yaparken, annesinin de öldürüldüğü dönemde aynı şekilde kurt adamları araştırdığını öğrenir.

Oyuncular: Landon Liboiron, Lindsey Shaw, Ivana Milicevic, Jesse Rath

80’lerin ünlü Çığlık serisinin dışarıda sinemalarda gösterilmeyen, sadece DVD olarak sunulan son temsilcisi… Sinemaya gidip izlemek için hiçbir bahanesi olmayan silik bir korku filmi… Ancak çok çaresiz kalırsanız…

AŞK YEMİNİ / Yönetmen: Michael Sucsy / Romantik / 104 dk

Oyuncular: Channing Tatum, Rachel McAdams, Sam Neill

Yeni evlenmiş birbirine aşık bir çift olan Paige ve Leo bir gece arabada evlerine dönerlerken, bir trafik kazası geçirirler. İkisi de sağ kurtulur fakat Paige 5 sene boyunca komada kalır. Her gün sevgili karısının uyanmasını bekleyen Leo, Paige komadan çıktığında ciddi bir şok yaşar. Zira Paige, ağır bir hafıza kaybına uğramıştır ve kazadan önceki hayatına dair çok az şey hatırlamaktadır. Leo şimdi her şeye yeniden başlayarak Paige’in sevgisini yeniden kazanmaya, bütün hatıralarını beraber yaşadıkları anları geri getirmeye çalışacaktır.

“Acıklı” film dedikleri şey var ya, işte öyle bir film bu da… Geçenlerde izlediğimiz “Unutma Beni” ya da “Bir Tutam Cennet” gibi, yani hem iyi hissettiriyor hem de üzüyor. Romantik film sevenlere göre…

HAYWIRE / Yönetmen: Steven Soderbergh / Macera / 93 dk

Kane (Carano), genç ve güzel gizli bir özel dedektiftir. Mallory’nin öğreticisi Kenneth (McGregor) Mallory’i hükümetin izin vermediği ve devletin başındakilerin bilmemeyi tercih ettikleri bir göreve yollar.

Ancak Barcelona’da kurtarılması gereken bir rehine öldürülünce, Kenneth Mallory’i Dublin’e başka gizli bir dedektif, Paul (Fassbender) ile işbirliği yapması için gönderir.

Oyuncular: Channing Tatum, Ewan McGregor, Michael Douglas, Antonio Banderas, Michael Angarano, Bill Paxton

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir