Haftanın Filmleri: 15 Ağustos 2014

Ağustos, diğer aylara göre sakin ama yine de bu hafta tam beş film gösterime giriyor. Bu haftanın en çok dikkat çeken filmi, Slyvester Stallone’nin emekli aksiyon kahramanlarını toplayıp verdiği bir partiye dönüşen Cehennem Melekleri filminin 3.sü…

İstanbul Film Festivali’nde “Geceyarısı Çılgınlığı” bölümünde dikkat çeken Karabasan (The Babadook) bu hafta gösterime giren tek korku filmi… Erkek çocuklar için Justin: Kahraman Şövalye, kız çocuklar içinse Barbie ve Sihirli Dünyası filmleri sinemaya gitme bahanesi oluyor. İşte Murat Tolga Şen’in hazırladığı Cineradar köşemizde, haftanın tüm filmleri, fragmanları ve eleştirmen görüşleri…

 
*filmlerin fragmanlarını izlemek için resimlerin üzerine tıklayın!
 
Cehennem Melekleri 3 (The Expendables 3)
 
Patrick Hughes’un yönettiği ve Sylvester Stallone, Jason Statham, Jet Li ile Antonio Banderas’in oynadığı Cehennem Melekleri 3 (The Expendables 3), 15 Ağustos 2014’de Medyavizyon Film dağıtımıyla Medyavizyon Film tarafından vizyona çıkarılıyor.

 

Çok güçlü bir silâhın yanlış kişilerin eline geçmesini engelleme görevi, Barney Ross (Sylvester Stallone) ve onun bitirim paralı asker takımı için şok edici ve beklenmedik olaylar dizisine dönüşür. Peşine düştükleri acımasız silâh tüccarının, Barney’in on yıldan uzun bir süre önce öldürdüğünü sandığı, eski partneri ve Cehennem Melekleri’nin kurucu ortağı olan Conrad Stonebanks’tan (Mel Gibson) başkası olmadığını keşfederler.
 
Eleştirmen görüşü:
 
aksiyon üzerine kurulmuş film 126 dakika boyunca dur durak bilmeden nefesinizi tutup izleyeceğiniz bir şölen konumunda. Ancak her ne kadar ekibe yeni kanlar gelmiş olsa da filmin bazı negatif unsurları göze çarpıyor. Özellikle ikinci filme kıyasla bunu hissetmemek elde değil!
 
En büyük negatif yönü sanırım filmin 13 yaş sınırına çekilmiş olması. ilk iki filmdeki kan ve şiddet oranının bu filmde 13 yaş sınırı kapsamında düşürülmesi filme olumsuz bir hava katmış. Bunun yanında senaryoda anlam veremediğimiz bir boşluktan dolayı da taşlarda bir oynama oluyor. O da Barney Ross’un uzman ekibi ile işi bir kerede bitirmesi mümkünken genç bir ekip ile işi riske atmasının anlamsızlığından oluşuyor. Tamam, Barney’nin eski ekip arkadaşlarını riske atmak istemediğini, onları bu hayattan uzak tutmak istediğini anlıyoruz ancak genç yaşamlara değer verdiğini bildiğimiz Barney’nin böylesine genç ve acemi bir ekiple Stonebanks gibi bir katille yüzleşmesi bile bile lades demekten başka bir şey deği. Bunun dışında Antonia Banderas’ı çenesi düşük komik bir figüre dönüştürmek, Jet Li’yi ikinci filmde olduğu gibi yeniden geri plana atmak gibi handikapları mevcut. Bu gibi boşluklara takılmazsanız filmden keyif almamanız mümkün değil. (Egemen Tokatlıoğlu)
 
Karabasan (The Babadook)
 
Jennifer Kent’in yönettiği ve Essie Davis, Noah Wiseman, Daniel Henshall ile Tim Purcell’in oynadığı Karabasan (The Babadook), 15 Ağustos 2014’de Bir Film dağıtımıyla Calinos Films tarafından vizyona çıkarılıyor.

 

Amelia henüz hamileyken kocası bir trafik kazasında ölmüştür. Olayın üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen kocasının kaybını bir türlü atlatamayan Amelia, içine kapanık oğlu Samuel ile münzevi bir hayat sürmektedir. Bir gün evlerinde Bay Babadook isimli esrarengiz bir çocuk kitabı bulan anne – oğulun hayatı, gotik çizimler ve ürkütücü tekerlemelerle dolu bu kitabı okumalarıyla bir kâbusa dönüşür. Bir çıkış yolu bulmaya çalışan anne oğulun çaresizliği giderek artacaktır.
 
Eleştirmen görüşü:
 
Poltergeist (1982), The Shining (1980) ve The Exorcist (1973) gibi birçok korku klasiğinden fazlasıyla faydalanan The Babadook’un en sorunlu olduğu kısım senaryo. Ne tarafa gideceğine bir türlü karar veremeyen film, bahsi geçen klasiklerden ödünç aldığı fikirleri paskalya yumurtası gibi birbirleriyle tokuşturmaktan çekinmiyor. Doğal olarak birer birer kırılıp dökülen fikirler, bir bütün olmayı beceremiyor. En çok da anneyi canlandıran Essie Davis ile küçük Samuel’i oynayan Noah Wiseman’a yazık oluyor. Çocuk oyuncu Wiseman film boyunca etkileyici bir performans sergilerken, Davis filmin başlarında biraz tutuk görünse bile özellikle Jack Nicholson’a bağladığı bölümlerde deliren(!) kadın portresini başarıyla seyirciye aktarıyor.
 
Seyirciyi korkutmayı hedeflediği sahnelerde ise en bilindik hayalet filmlerindeki artık ezberlediğimiz numaralara başvuran The Babadook, bu kulvarda da özgün olmayı başaramıyor ne yazık ki. Hele o evlere şenlik final sahnesi yok mu? Ne zamandır bir korku filminde bu kadar sağlam bir kahkaha atmamıştım.
 
The Babadook, bütçesi gibi iddialı olmayan, küçük bir film. Birden fazla klasikten toparladığı, daha önce defalarca izlediğimiz bilindik fikirleri bünyesinde toplayan, ancak bunları bir araya getirmekte zorlanan, zayıf bir film. Gene de başrol oyuncularının hatırına, fazla bir beklentiye girmeden izlenebilir. (Murat Kızılca)
 
Ben Kendim ve Annem (Les Garçons et Guillaume a Table)
 
Guillaume Galienne’in yönettiği ve Guillaume Galienne, Andre Marcon, Françoise Fabian ile Diane Kruger’in oynadığı Ben Kendim ve Annem (Les Garçons et Guillaume a Table), 15 Ağustos 2014’de M3 Film dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarılıyor.


 
Orta sınıfa mensup, huysuz Bayan Gallienne’in üç çocuğu vardır. İki çocuğunu “oğlum” diye seven Bayan Gallienne üçüncü çocuğuna “Guillaume” diye seslenmektedir. Bunun sonucu yaşı ilerledikçe Guillame, kendisini bir erkek çocuk olarak görmez. Bir anne nasıl böyle davranabilir? Bir dizi olayla Guillame, asıl kimliğini arayışa çıkar ve annesinin üzerinde bıraktığı zararlı etkisinden kurtulmaya çalışır.
 
Eleştirmen görüşü:
 
Ben, Kendim ve Annem Pedro Almodovar filmlerinin cinsel renkliliğine sahip… Öte yandan ana karakterin samimi arayışları tüm heteroseksistliğine rağmen akla Woody Allen filmlerini getiriyor. Şüphesiz bu fragmanlar çok karanlık bir şekilde de ele alınabilirdi. Baskıcı bir anne, sürekli kıkırdayan erkek kardeşler ve daha pek çok şey efemine bir erkek çocuğunun hayatını karartabilir. Fakat sanatçı tıpkı Allen gibi her şeye ve dahi kendisine belli bir mesafeden bakarak mizaha sığınmayı başarıyor.
 
Amacı gay ve ‘hetero’ kimliklerini karşılaştırmak veya çarpıştırmak değil, daha çok cinsel kimliğin belirlenmesi esnasında çevrenin etkisini göstermek. Fakat aile kurumunun zaafları ve toplumun eşcinsel bireylere olan dışlayıcı ve alaycı yaklaşımı doğal olarak bolca deşifre edilmiş. Filmin finali heteroseksüel bir yaşama çıksa da, Guillaume Gallienne’nin hikayesi bir ‘queer’ hikayesi, straight olanın karşısında ve aslında cinsel belirsizliklerden yana. (Serdar Kökçeoğlu)
 
Barbie ve Sihirli Dünyası (Barbie and the Secret Door)
 
Karen J. Lloyd’un yönettiği ve Pınar Erengil, Damla Pehlevan, Barış Kerem Kobanbay ile Seda Özelsoy’un seslendirdiği animasyon film Barbie ve Sihirli Dünyası (Barbie and the Secret Door), 15 Ağustos 2014’de UIP Filmcilik dağıtımıyla UIP Filmcilik tarafından vizyona çıkarılıyor.


 
Kendine kurduğu dünyada kitap okuyarak daha mutlu olan Prenses Derin, bir gün krallık bahçesinde dolaşırken tıpkı okuduğu bir kitapta olduğu gibi gizli bir kapı keşfeder. İçeriye adım attığındaysa kendinisüprizlerle dolu bir dünya beklemektedir. Derin bu dünyaya dahil olduktan sonra sihirli güçlere de sahip olmuştur ve yeni arkadaşları bu sorunu yalnızca onun çözebileceğinden emindir.
 
Eleştirmen görüşü:
 
Sadece minikleri hedefleyen bir çizgi film izlemeyeli kaç yıl oldu hatırlamıyorum. Bebeklerinin ardından internet oyunları ve -bir süredir- filmleriyle beraber daha da büyük bir sektör haline gelen ‘Barbie’nin, ışıltılı, renkli, çiçekli böcekli yeni masalını izlerken aslında kocaman bir ‘Barbie evi’ne izinsiz giriyormuş hissine kapıldım.
 
Masalımıza gelince; içinde prenseslerin, perilerin, deniz kızlarının yaşadığı yeni Barbie evreninde Barbie’yi prenses olmanın gereklerini yapmak yerine kendi kurduğu hayal dünyasında gizlenmeyi tercih eden içine kapanık bir Prenses (Derin – Alexa) olarak izliyoruz. Krallığının bahçesinde gezerken, -Dorothy misali- gizemli bir kapıdan geçerek sihirli bir dünyaya giren Prenses Derin’in kendine güvenmeyi öğrenme sürecinde ne korkunç canavarlara ne de kötü kalpli kraliçeye yer var. Barbie dünyasına ve renk paletine ihanet etmiyor, karanlık evrene de bulaşmıyor hiç. Prensesin karşısında, dünyanın tüm sihirlerini ele geçirmek isteyen, daha doğru deyişle her şeyi ama her şeyi isteyen ve elde etmek için hiçbir ‘yaramazlık’tan kaçınmayan bir rakip var. (Hilal Çetinder)
 
Kahraman Şövalye Justin (Justin and the Knights of Valour)
 
Manuel Sicilia’nın yönettiği ve Freddie Highmore, Antonio Banderas, James Cosmo ile Charles Dance’in seslendirdiği animasyon film Kahraman Şövalye Justin (Justin and the Knights of Valour), 15 Ağustos 2014′de Pinema Film dağıtımıyla r Film tarafından vizyona çıkarıldı.


 
Justin, bürokratların yönettiği ve şövalyelerin yasaklandığı bir krallıkta yaşamaktadır. Justin, tıpkı büyükbabası gibi, Kahraman Şövalyelere katılmak istemektedir ama Kraliçe’nin başdanışmanı olan babası Reginald, oğlunun kendi izinden gitmesini, ısrarla avukat olmasını istemektedir.
 
CİNERADAR köşesi sinema-TV eleştirmenimiz Murat Tolga Şen tarafından hazırlanmaktadır.  Filmlere ait künye bilgileri üstad Sadi Çilingir‘e ait Sadibey.com sitesinden, izniyle alınmaktadır.

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir