Harry Potter and the Goblet of Fire (2005)

Harry Potter ve Ateş Kadehi

Harry Potter and the Goblet of Fire posterYazarı J.K. Rowling’i, Kraliçe’nin ardından İngiltere’nin en zengin ikinci kadını yapan çılgın seri Harry Potter, beyaz perdedeki macerasına dördüncü filmiyle devam ediyor. İlk filmden itibaren başarısını arttıran seri dördüncü filmle bir duraklama dönemine giriyor.

Öteki Sinema için yazan: Nuri Şimşek

Chris Columbus ve Alfonso Cuaron’un ardından dördüncü filmdeki yeni yönetmenimiz; Mike Newell. Bu tarz büyük, beklentilerin çok yüksek olduğu projelerin altına girmek her zaman risklidir. Kimi bunun üstesinden başarıyla gelirken, kimi ise altında kalır. Mike Newell, malesef serinin en güzel kitaplarından biri olan Ateş Kadehi’ni sıradan bir Hollywood yapımı estetiğinde, klişelerle bezeli Amerikan gençlik filmi tadında çekerek projenin altından kalkamamıştır. Kitaptakinin aynısını beklemememiz gerektiğini her zaman söylüyorum fakat, kitapta olmayan şeyleri filme ekleyip, kitaptaki önemli şeylerin es geçilmesi kabul edilir cinsten değil. Serinin 795.638.952 $ ile en az gişe başarısına ulaşmış olan bu filmin seyirciler tarafından da beğenilmediği ortada.

Çekilmesinin en zor olduğu kitap belki de Ateş Kadehi’ydi. Bahsedilmesi gereken pek çok detay, gerçekleşen anlık maceralar ve geri plandan gelişen genel kötülük. Her konudan kısa kısa bahsedeyim derken, hiç bir konunun derinine inemeden, yüzeysel şekilde geçilmesi kitabı okumamış kişilerin kafasında belirsizliklerin oluşmasına, okuyanların ise beğenmemesine, hatta kızmalarına sebep olmuştur. Filmlere sürekli katkı sağlayan ve direktifleri doğrultusunda filmin şekillendiği yazar J.K.Rowling, bu filmin bu şekilde yapılmasına nasıl izin verdi anlamak mümkün değil.

Dördüncü bölümde; Hogwarts bu yıl önemli bir büyücülük turnuvasına ev sahipliği yapmaktadır. 19. yüzyılın başından beri düzenlenmeyen Üç Büyücü Turnuvası, Dumbledore’un çabaları sonucunda Hogwarts’da düzenlenecektir. Ateş kadehi denen sihirli bir nesnenin her okuldan seçtiği bir şampiyon, okulunu hayatı pahasına turnuvada temsil etmek zorundadır. Hogwarts’ı Cedric Diggory’nin, Beauxbatons’u Fleur Delacour’un, Durmstrang’i Victor Krum’un temsil ettiği yarışmaya, Harry de Deli Göz Moody kılığındaki Barty Crouch Jr.’ın yaptığı şaşırtma büyüsü yüzünden katılmak zorundadır.

Harry Potter and the Goblet of Fire 1

Film, Harry’nin film boyunca görmeye devam ettiği bir rüya sekansıyla başlıyor. Karanlık Lord’u hizmetkarlarıyla gördüğümüz bu sahne filmin bu tonda sert devam edeceği izlenimi yaratsa da ilerleyen bölümlerde bu histen eser kalmadığını söyleyebilirim. Weasley’lerin evi olan Kovuk’ta uyandığını görürüz Harry’nin, Hermione’de oradadır. Üçlümüz; Fred, George, Ginny ve Bay Weasley ile Dünya Quidditch Kupası’nın yapılacağı alana giderler. Dursley ailesini tek kalemde silen ve her zamanki başlangıcın dışına çıkan yönetmen, Newell, Percy, Bill ve Charlie Weasley ile Bayan Weasley’i neden filme koyma gereği duymamış anlamak çok zor. Normalde, kadınlar ve erkekler için iki farklı çadır kurulması gerekirsen devasa tek bir çadır kurulması ise sanıyorum film ekibinin kolayına geldi. Büyük emek harcanarak yaratılan Qudditch Stadyumu’nda ise Viktor Kurumu bir baseball, basketbol starı gibi göstermek yerine süpürgesiyle snitch peşinde uçarken gösterseymiş çok daha güzel olurmuş. Dünya Kupası’na baskın düzenleyen Ölüm Yiyenler ise gerçeklikten oldukça uzaktı. 1800’lerin ikinci yarısından itibaren ABD’de faaliyet göstermeye başlayan zenci karşıtı bir terörist grup olan Ku Klux Klan üyelerinin kıyafetlerini anımsatan cüppeler içinde sağa sola büyü atan Ölüm Yiyenler, tam anlamıyla hayal kırıklığıydı.

Filmin en anlam veremediğim ve Mike Newell’e kızdığım taraf, Dumbledore karakterini çok yanlış bir şekilde aktarılması.  Azkaban Tutsağı’ndan itibaren Dumbledore karakterine hayat veren Michael Gambon; sinirli, agresif, tutarsız, asabi, heyecanlı bir Dumbledore koymuştur ortaya. Azkaban Tutsağı’nda her şey çok güzel iken böyle bir değişiklik yönetmenden başka kimsenin suçu olamaz. Sakin, anlayışlı, bilge, kontrollü ve karşısındaki insana bir şey söylediğinde herkesin dikkat kesildiği Dumbledore paniklemiş bir ihtiyar gibi gösterilmiştir. Yanlıştır, hatalıdır, olmamalıdır.

Üç Büyücü Turnuvası’na seçilen Cedrig Digory, Twilight serisiyle üne kavuşan Robert Pattinson’un gençliğini görmemiz açısından keyifliydi, fakat yine asıl olduğundan farklı, daha kendine güvenli bir star edasına sahipti, tıpkı Krum gibi. Turnuva’nın bölümlerinin filmin belki de en elle tutulur yerleri olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle su altında geçen ikinci bölümün su altı halklarıyla tanışmamız açısından önemi büyük. İlk bölümdeki ejderhaların bazı hareketleri çok anlamsız olmuşken, üçüncü yarışmadaki labirentin devasa boyutta olması yine yapay bir tat bırakmıştır damaklarda.

Harry Potter and the Goblet of Fire 2

Filmin belki de seriden en kopuk sahnesi balo sahnesidir. Profesör McGonagall’ın öğrencilere verdiği dans dersi ve Neville Longbottom’un odasında ki dans çalışma sahneleri yönetmen tarafından daha önemli bulunmuş ve gerçekte olan birçok bölüm yerine filme konmuştur. Büyük bölümü gerçekte olmayan bu bölümler kitapları okumadığını belirten Mike Newell tarafından bizzat eklenmiştir. Amerikan Lise filmlerinden alışık olduğumuz tarzda bir balodur bu. Şık kıyafetlerin içinde parıldayan öğrencilerin Hogwarts’a limuzinleriyle gelmelerini beklemedim değil açıkçası. Hagrid’in Beauxbatons okulunun müdürü dev Olympe ile dans etmesi ise bir romantik komedi filmi estetiği ile Harry Potter çizgisinden oldukça uzaktır. Radiohead, Add n to (x), Pulp ve All seeing I gruplarının elemanlarının film için oluşturduğu The Weird Sisters grubunun baloda söyledikleri şarkı Do The Hipogriff büyücülük aleminde şarkıların nasıl olduğunu göstermesinden ötürü oldukça güzelken, filmde yine bir Amerikan gençlik filmindeki parti sahnelerinden farksız olması rahatsız ediciydi. Hermione ve Ron arasındaki aşk  sularının iyice kaynamaya başladığı Ateş Kadehi, ilerleyen bölümlerde daha sık göreceğimiz Cho Chang’i canlandıran Katie Leung’un olmamışlığıyla da dikkat çekiyor. Önceki filmlerden daha fazla gördüğümüz Fred ve George Weasley güzel bir hava katsalar da filmin geneli içinde gereksiz durmaktadırlar.

Bütün serinin belki de en kritik anlarından bir tanesi Lord Voldemort’un tekrar bir bedene büründüğü, mezarlık sahnesidir. Harry ve Cedrig aynı anda 3 Büyücü Turnuvası Kupası’na dokunur ve kendilerini bir mezarlıkta bulurlar. Burası Harry’nin rüyalarında gördüğü Tom Riddle’nın babasının bulunduğu mezarlıktır ve Lord Voldemort yeni doğumunu burada gerçekleştirecektir. Kılkuyruk, Avada Kedavra ile Cedrig’i öldürür. Görünüş olarak rolünün hakkını tam olarak veren Karanlık Lord’un hizmetkarı Kılkuyruk davranış olarak ise hiç olmamıştır. Gereksiz bir acelecilik yüklenmiş olan Kılkuyruk, kitapta elini kesmeye kolayca yanaşmazken filmde bir an bile düşünmeden kesiyor elcağızını. Düşman Harry’nin kanı da eklenince büyü tamamlanmış oluyor ve Lord Voldemort tekrardan bir bedene sahip oluyor. Sahnenin başlangıcı tatmin edici olmasa da bedenin yeniden oluşumu oldukça başarılı bir şekilde görselleştirilmiştir. Ralph Fiennes’ın harika bir şekilde yakıştığı saf kötü Voldemort karakteri mezarlık bölümünde fısıltıya benzer konuşmasıyla ortamdaki kötülüğü ve gerilimi arttırırken filmde adeta bir kabadayı edasıyla salınmaktadır. Asayı tutuşuyla, mimikleriyle, görüntüsüyle tam bir karanlık lord olan Fiennes de yönetmenin elinde harcanan bir oyuncu olmuştur.

Uluslararası Uzay İstasyonu Kumandanı William McArthur’un 6 aylık görevi esnasında özel isteğiyle uzayda izleme şansı elde ettiği Harry Potter ve Ateş Kadehi, bir çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de 13 yaş sınırı almıştır. Normalde gittikçe karanlıklaşan bir yapısı olan serinin bu filmi bence 7 yaş altındaki çocukların bile izleyebileceği bir çocuk filmi olmaktan öteye gidememiştir. Küçük kusurları ve eksiklikleri görmezden gelebildiğimiz Harry Potter serisi için Ateş Kadehi filmi tam anlamıyla bir hayal kırıklığıdır.

Film için bir araya gelen The Weird Sisters grubunun Do the Hippogriff şarkısının kesintisiz hali:

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

3 Yorumlar

  1. 795 Milyon Dolarla en az gişeye sahip olan film Harry Potter ve Azkaban Tutsağı’dır. Harry Potter ve Ateş Kadehi’nin gişe rakamı 896 Milyon Dolardır. Bende serinin kitapları ve filmleriyle büyüdüm. Aslında ilk kez Mike Newell’ın seri konusunda bu kadar eleştiri aldığını okudum. Farklı bir açıdan bakmak iyi oldu. Mike Newell ilk olarak kitabı ikiye bölmeyi önermiş ve hatırladığım kadarıyla baya inat etmiş. Onu tek filme ikna eden isim Alfonso Cuaron olmuş. Balo sahneleri biraz uzun tutulmuş o arada daha önemli olaylar alınabilirdi. Özellikle Bay Crouch’ın ölümü havada kalmış. Ek sahnelerde
    David Yates’te bocalamada az değildir. Örneğin Ölüm Yadigarları: Bölüm 1’de Ron’un gitmesinden hemen sonraki dans sahnesi. Biraz Harry karakterine aykırı bir sahne. Benim için serinin açık ara en iyi filmi Azkaban Tutsağı’dır. Keşke Cuaron devam etseydi. Serinin başına gelen en büyük talihsizlik ise David Yates’tir bence. Yates’in aksiyon sahnelerinde biraz daha kafasının iyi çalıştığı kabul ediyorum ama onlarıda öyle bir kısa tutuyor ki tadına varamıyoruz. Özellikle Ölüm Yadigarları: Bölüm 2 ‘deki savaş sahnelerini biraz uzun tutmalıydı. Neyse çok konuştum. Emeğinize sağlık diyorum ve seri hakkındaki diğer eleştirilerinizi merakla bekliyorum.

  2. 795.638.952 $ Ateş Kadehi, 895.913.036 $ Azkaban Tutsağı. Bende Wikipedia’nın yalancısıyım. Cuaron’un devam etmesini bende çok isterdim. Yates’de sorunlu olsa da son iki filmde özellikle biraz daha kendini geliştirdi. Ama ona da kızdığım çok yer var. Yazdım hepsini, yazılar yayınlanınca bakarsın :)

  3. Wikipedia’da arada öyle hatalı bilgiler olabilir. Gişe rakamları için http://www.boxofficemojo.com/ sitesi kanımca güvenlidir. Melez Prens’te Yates çok iyi bir atmosfer yaratmıştı ama malesef bir sürü anıya yazık edip almadı. Çok etkileyici hikayeler vardı orda. Ölüm Yadigarları: Bölüm 1’i aslında gayet iyi çekti hatta baya umutlandım Bölüm 2 için. Ama Bölüm 2’yi genel olarak beğensemde çok aceleci ve kalburüstü bir hali vardı. Üstelik yıllardır beklediğimiz epik savaş yetersiz geldi bana. En büyük korkum Snape’in hikayesiydi. Allah’tan onu iyi işlemişlerdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: