Hasan Ali Kılıçgün: ‘Kısa film gösterimleri kısa filmcilerin katılımı ile sınırlı kalıyor’

Hasan Ali Kılıçgün ile 3,5 Lira filmi sayesinde tanıştım. Henüz öğrenci, 3,5 Lira ilk filmi ama gayet başarılı buldum ve bu genç yönetmene taze fikirlerini sormak istedim. Cevapları aşağıda…

Öteki Sinema için söyleşen: Banu Bozdemir

Merhaba Hasan Ali, öncelikle kendini biraz anlatır mısın?

Merhabalar, kısaca anlatmak isterim elbette. İstanbul Üniversitesi Radyo TV ve Sinema Bölümü’nde öğrenciliğim halen devam ediyor, bunun yanı sıra yaklaşık bir senedir festival süreci devam eden 3,5 Lira adında bir kısa filmim mevcut. Bir de birkaç küçük set deneyimi dışında sektörel bir tecrübeye sahip değilim.

3,5 Lira ilk filmin sanırım. Biraz onun oluşma ve ortaya çıkma hikâyesini anlatır mısın bize? Senaryo nasıl doğdu? Ve diğer aşamalar nasıl geçti?

3,5 Lira’nın hikâyesinden önce duygusu ve o duyguyu açığa çıkaracağını zannettiğim resimleri zihnimde belirdi diyebilirim. Hikâyenin çerçevesi sonraki adımdı. Yoksunluk duygusu üzerinden nasıl bir öykü kurabilirim, sinemanın olanaklarıyla böylesi bir duyguyu nasıl işleyebilirim sorusu ile başladı her şey. Sonraki adım ise daha temeldi, filmin sözünün ne olacağı ya da olması gerektiği. Öncelikle yoksunluğa sınıfsal bir yerden yaklaşmaktı niyetim. İşçi sınıfının bir kısmı yitirilmiş bir kısmı da tehdit altında olan kazanılmış haklarının, neoliberal politikalarla tırtıklanmaya devam ediliyor oluşu ve bu saldırgan politikaların ancak yan yana gelişle, dayanışmayla geri püskürtülebileceği düşüncesi filmin çerçevesini çizdi. Bu anlamda benim açımdan filmde anlattığımız market çalışanı Salih’in hikâyesi makro düzeyde güvencesizleştirilen milyonların hikâyesidir. Bu temelde kalmak kaydıyla hikâye birçok kere revize edildi. Yakın çevremde filme destek olan, fikirlerine inandığım insanların olumlu ve besleyici geri dönüşleri beni filmi gerçekleştirme konusunda yüreklendirdi diyebilirim.

İlk filminle hatırı sayılır ödüller kazandın, bekliyor muydun? İçine sinen bir film mi çıktı ortaya?

Filmin kazandığı ödülleri öngörebilmem mümkün değildi ama ödül alma ya da gösterim şansı yakalama ihtimali gözetilmeksizin de bir festivale filmin yollanabileceğini düşünmüyorum. Keza filmi gönderdiğimiz festivallerin tümünden olumlu geri dönüş almış da değiliz. Katılım başvurusunda bulunulan festivalin ön jürisinin, ana jürisinin kişisel beğenileriyle, algılarıyla, uzmanlıklarıyla ya da festivallerin yapısıyla şekilleniyor daha çok. Subjektif kararlar olarak değerlendirmenin doğru olacağını düşünüyorum ama bu festival komitelerinin aldığı kararları değersizleştirmiyor elbette. Ödülleri, benim ve filmde yer alan birçok insanın emeklerinin takdir görmesi açısından, filmin tanınırlığı açısından çok önemli buluyorum. Hele kısa filmin dağıtım ve gösterim olanakları düşünüldüğünde önemi katbekat artıyor. İkinci sorunuza gelirsek, filmin tümüyle zihinde tasarlandığı gibi gerçekleşmesi pek muhtemel gelmiyor. Ama yine de tasarlanana epey yakın bir film yapmış olmaktan dolayı sonucun içime sindiğini söyleyebilirim.

Oyuncu seçerken dikkat ettiğin özellikler nelerdi, deneyimli oyuncularla çalışmanın avantajları neler oldu senin için?

Önceliğimiz tabii karakterlere uygun imajlara sahip olmalarıydı.  Oyuncu tercihlerinde filmin yardımcı yönetmenliğinin yanı sıra sanat yönetmenliğini de yapan Nilüfer Arlı ile fikir alışverişlerimiz sonucunda şekillendiğini söyleyebilirim. İfade ettiğiniz gibi filmin ana castı deneyimli oyunculardan oluşmakta ama bunun yanı sıra yan rollerde ailemden, arkadaşlarımızdan insanları da kamera karşısına geçmeleri konusunda ikna ettik. Deneyimli oyuncuların karşısında deneyimsiz bir yönetmen olmasının yaratacağı muhtemel olumlu ve olumsuz durumlar benim de zihnimi kurcaladı bir süre. Ancak kaygılarımın tümü yersiz çıktığı gibi filmde sadece bir oyuncu olarak yer almayıp bütünüyle filme sahip çıktıklarına şahit olduk. Biz ev ödevlerimizi iyi yapmıştık ve sanırım onlar da bunun farkında olup buna göre tutum belirlediler. Ben bu hususta şansımızın yaver gittiğini ve oyuncuların filmin niteliğine çok önemli katkılar sunduğunu düşünüyorum.

İyi bir işçi sınıfı hikâyesi 3,5 Lira. Birçok bileşeni var. Bu film bundan sonra çekeceğin filmlerin tarzı, anlatımı konusunda da fikir veriyor diyebilir miyiz?

Tarzla ilgili konuşmanın erken olacağını düşünüyorum. Sizin de az önce bahsettiğiniz gibi 3,5 Lira benim ilk kısa filmim. Henüz ne bilmediğimi bilmiyorum, zamanın üzerimde bırakacağı tesirin ne olacağını da. Bu yüzden kimi ortaklıklar kurulabilecek olsa da değişimin kaçınılmaz olacağını düşünüyorum. Kendimi bir çerçevenin içine hapsetmek onunla kendimi sınırlandırmak istemem. Filmler, onu üretenlerin içinde bulundukları toplumsal koşullardan ve hayatla kurdukları bağ ne ise ondan bağımsız düşünülemezler. Benim bundan sonrası için yapmak hayalini kurduğum filmler için de bu geçerli. Her ne etkileyecek ya da hangi hikâyenin anlatılması daha doğru gelecekse o filmleri üretmeye devam etmek istiyorum. Bunun bir tarza dönüşüp dönüşmeyeceğini zaman gösterir.

Kısa film festivallerini takip ediyorsun anladığım kadarıyla. Biraz gözlemlerini anlatmanı istesem, memnun musunuz kısa film festivallerinden?

Sürekliliği de olan uzun soluklu festivallere sahip değiliz maalesef. En eski olanını da geçtiğimiz sene, paradoks bu ya, en milli uluslararası panayıra dönüştürdüler. Gözlemlediğim ilk şey festival bütçelerinin katılımcılara sunulan imkânları belirlediğiydi. Ama bu imkânların kısa filmcilerin yeni filmler üretmelerine ya da ürettikleri filmleri izlenir kılmalarına katkılarının sınırlı olduğunu düşünüyorum. Ulusal ve uluslararası uzun metraj filmlerin de olduğu büyük festivaller için söylüyorum bunları. Genelde kısa film gösterimleri kısa filmcilerin katılımı ile sınırlı kalıyor maalesef. Katıldığım kısa film festivalleri arasında Marmaris Kısa Film Festivali bu manada daha farklı bir deneyim yaşattı. Her meslek grubundan ve her yaştan insanlarla birlikte filmleri izleyip üzerine konuşma fırsatı vermesi açısından diğerlerinden olumlu manada ayrıldığını düşünüyorum.

Filminde destek aldın mı? Bundan sonrası için nasıl devam etmeyi düşünüyorsun?

Kısa film destekleri Kültür Bakanlığı’nın tekelinde olduğundan biz de doğal olarak oraya başvurumuzu yaptık. Olumsuz sonuçlandı. Olumlu olabileceğine dönük ciddi bir beklentimizin olduğunu da söyleyemem doğrusu. Bu ihtimale göre hazırlıklarımızı görmüştük zaten. Ekipmanları okuldan temin ettik, ekibimiz ağırlıklı olarak ya öğrenci ya da yeni mezun arkadaşlarımızdandı. Filme gelen kimsenin ne bir maddi beklentisi ne de bizim bunu karşılayabilecek bir bütçemiz vardı. Ama günün sonunda filmi bitirebildik. Bence bir filmi gerçekleştirebilmek için desteklerden öte insanları bir arada tutacak güçlü motivasyonlara ihtiyaç var. Çok daha büyük bütçelerle çekilen uzun metraj filmlerde dahi bunun örneklerini görebilmek mümkün. Ben bundan sonrası için de başvurularda bulunmaya devam edecek ve sonuçtan bağımsız olarak elimden geldiğince üretimde bulunmaya çalışacağım.

Yeni film projesi var mı, varsa ondan biraz bahsedebilir misin?

Üzerinde çalıştığım iki kısa film senaryosu var. Henüz tamamlanmış değiller, bu yüzden üzerine söz sarf etmek de güç.  Umarım biter ve biz tekrar üzerine konuşuyor oluruz.

Son olarak neler söylersin?

İmkân sundunuz, teşekkür ederim.

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir Cevap Yazın