Haydar Demirtaş: ‘Bazen konuşan kafalar değil görüntüler anlatmalı belgeseli’

Haydar Demirtaş

Haydar Demirtaş son zamanlarda festivallerde sıkça karşılaştığımız bir isim. Mardinli olan Demirtaş kamerasının yönünü doğduğu, yaşadığı topraklara çevirmiş, oraların izini sürüyor hem de farklı ve başarılı bir şekilde. Son belgeseli Misafir yıllardır annesini bekleyen Bahe amcanın hayatını anlatıyor ki ‘ne hayatlar var’ demekten kendini alamıyor insan. Belgesel sinemaya önemli soluklar getireceğini tahmin ettiğimiz Haydar Demirtaş ile söyleştik…

Banu Bozdemir

• İlk sinema eğitimini üniversiteye gitmeden atölyelerde almışsın ama sonra iletişim tasarımı bölümünde okumuşsun… Kısa film, belgesel gönül işidir ya atölyelerde aldığın eğitimler seni nasıl, hangi yönde besledi?

Evet ilk sinema eğitimimi 2005 yılında Mardin Gençlik ve Kültür Evi’nde BBC tarafından açılan atölyeden aldım. Daha sonra 2006 yılında İstanbul Kültür Üniversitesi’nin Mardin’de açmış olduğu atölyede devam ettim ve atölye sonunda İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi İletişim Bölümü’nü yüzde yüz burslu okumaya hak kazandım. Atölyede, üniversite yıllarımda aldığım eğitim süresince ve şu anda da yapmakta olduğum belgesellerin danışmanlığını yapan Hüseyin Kuzu bana şunu söyledi; ‘usta çırak ilişkisi atölyelerde ve set ortamlarında vardır’. Evet gerçekten usta çırak ilişkisi dediğimiz şey üniversite ortamlarında olmayan bir şey.

• Mardinli biri olarak yaşadığın yerdeki olayların peşindesin, oradaki farklı, kimi zaman yürek burkan ve sinemaya yakışan konuları çekiyorsun. Yaşadığın yerin farklılıklarına uzanmayı nasıl tercih ettin, bunun sebebi nedir?

Ben üniversiteyi kazandığım yıl kendime şunu söyledim; ben üniversiteye gideceğim ve okul bittikten sonra Mardin’de sinema yapmaya çalışacağım. Bu hayalimi gerçekleştirdim ve şu an Ajans Ba’daki arkadaşlarımla sinema çalışmaları yapmaya devam ediyoruz. Ben Mezopotamya topraklarının ve Mardin’in beni beslediğini düşünüyorum. Mardin ve çevresindeki hikayeleri sinema dilini kullanarak perdeye aktarmaya çalışıyorum, bazen de Mardin’de yaşadığım için bir sinemacı olarak kendimi şanslı hissediyorum. Çoğu zaman şunu düşünüyorum ‘‘bir belgesel yapacağım ama bu belgeselin hikayesi farklı olsun, bilinenin dışına çıksın’’. Bu düşüncenin çalışmalarıma büyük etkisi oluyor.

• Belgesel senin için ne ifade ediyor, sonuçta neden kısa film çekmiyorsun diye sormuyorum ama belgesele gönül vermiş olmanın da öne çıkan bir sebebi olmalı…

Misafir 01Tabi ki sinemanın bütün dalları insanı geliştirir ve insana bakış açısı kazandırır ama ben belgesel sinemanın bana daha yakın olduğunu düşünüyorum. Tabi ki ileride uzun film çekmek istiyorum ve bu yönde hazırlarıklarım da mevcut. Bence belgeselin ne olduğu kadar ne olmadığı da önemlidir. Belgesel bir konuyu sadece çekmek, kurgulamak, festivallere göndermek değildir. Aynı zamanda hem ortaya çıkan çalışma itibariyle hem de yapım aşaması bakımından bir öğrenme ve öğretme süreci belgesel. Misafir adlı belgeselimiz üzerinden örnek verecek olursam bu filmin bana ve ekibime çok şey kattığını söyleyebilirim. Her ne kadar yıllardır Süryanileri tanıyor olsam ve bir çok Süryani arkadaşım olsa da filmi çekim aşamasında manastırda geçirdiğimiz süre boyunca Süryanilerle daha yakından yaşama fırsatı bulduk. Yemeklerinden kıyafetlerine, ibadetlerinden günlük uğraşlarına kadar bir çok şeyi ‘‘içeriden birileri’’ gibi görme şansımız oldu.

Sinema bireyin özgür ruhunun dışa vurumu ise belgesel, konusuna göre bu özgür ruhun biraz daha oto-kontrol altında tutulması durumu. Yine Misafir üzerinden örnek vereceğim. Çalıştığımız konu Bahe amcanın karakteri üzerinden aynı zamanda bir inancın bir kültürün şekil bulmasıdır. Belgesele kurmacayı belki çok katamayabiliyorsunuz ancak çektiğiniz kişilerin hayatına müdahale etmeden yaşadıklarını anlatma çabanız o kişilerin özgür ruhunu yansıtmanız açısından sizi mutlu ediyor.

• Babam Tarih Yapıyor ilgi çeken bir belgesel, babanın işinden, hikayesinden yola çıkarak kültürlerin, dillerin buluştuğu güzel bir belgesel çektin. Mesela onun hikayesi nasıl şekillendi, babanın işe başlamasıyla mı, yoksa senin kafanda zaten öyle bir hikaye var mıydı?

Benim çocukluğumdan beri Süryani arkadaşlarım oldu ve hala var; İlkokuldan beri her zaman Manastıra giderim. ”Babam Tarih Yapıyor” belgeseli sonradan kafamda oluşmaya başladı. Ben üniversite ikinci sınıftayken Hüseyin hocam (Kuzu) Mardin’de bizim eve misafir oldu. Akşam yemeğinden önce Hüseyin Hoca’nın evde asılı olan Hz. İsa, Meryem Ana, keklik, Şeyh ve Yılmaz Güney fotoğraflarına daldığını farkettim. Bu sırada yemek için babamı bekliyorduk ve bir süre sonra babam geldi. Babam Hüseyin Hoca ile tokalaştılar. Hüseyin hoca babama nereden geldiğini sorunca babam bir kilisenin restorasyonunu yaptığını ve o bitince başka bir yerde çalışmaya başlayacağını söyledi. O esnada Hüseyin hoca bana dönerek şunu söyledi: ‘‘Ödevin babanın filmini yapmak’’. İste o gün çalışmaya başladım. Babam üzerinden Mardin ve çevresini anlatmaya çalıştım.

Misafir 04

• İnsanlar sana gelip konu önerisinde bulunuyor mu, şurada şöyle bir hikaye var falan gibi?

Evet Mardin’de çarşıda yürürken; Haydar gel bak böyle bir hikaye var ne dersin? Haydar gel bak benim hayatım film olur, Haydar dedemin yaşam hikayesi çok iyi bir film olur gibi şeyler oluyor tabi ki her zaman. Bir süre sonra sinema ile ilişkilenen hayatımın dost ve arkadaş çevresinde sohbet konusu olmaya başladığını farkettim. Bu da beni çok mutlu ediyor. (Gülüşme)

• Belgesel son yıllarda biraz form değiştirdi, zaman zaman kurmacaya yaklaşıyor ama kesinlikle daha fazla bir ivme kazandı. Zaman zaman kurmacanın önüne geçen bir anlatım ve teknikle karşılaşıyoruz. Bu konuda sen neler söylersin?

Eskiden şöyle bir algı vardı: birtakım görüntülerin üzerine sesi verince belgesel budur deniyordu ama şimdi film festivallerini geziyorum gerçekten eski belgesel algısı değişmiş. Tabi eski usül belgeselin doğru olduğuna inanan birçok sinemacı da var. Biz film festivallerine gidince bazen şöyle bir tepki ile karşılaşıyoruz. Bu belgesel mi, kısa film mi? Ben belgeselde sadece konuşan kafaların olduğu görüntüler istemiyorum bazen de görüntüler kendini anlatmalı diye düşünüyorum.

• Belgesel sonuçta çok da fazla önceden bir akışa fırsat tanımayan, belki kendi akışını yaratan bir dal. Bu konuda nasıl bir ön hazırlık ya da çalışma yapıyorsun?

”Babam Tarih Yapıyor” adlı belgeselimi yazarken İstanbul’daydım ama İstanbul’da yazamadım. Mardin’e geldim babamın çalıştığı Süryani köyüne gittim iki gece orada kaldım ve yazdım. Babam belgesele başlamadan bana gel demişti ama ben gidememiştim. Bir süre sonra gittim. Babam, amcamlar ve işçiler çalışınca onların yanına gidiyordum, aralarındaki konuşmaları dinliyordum. Bir yandan köy muhtarı bir yandan köyün papazı geliyordu ve beraber yemek yiyip çay içiyorlardı. Ben onlarla yaşayarak, yaptıklarını anlamaya çalışarak yazmaya başladım.

”Misafir” adlı belgeselimizin ön çalışma aşaması sekiz ay sürdü. Bahe amca herkesle iletişime geçen biri değildi. Ben yaklaşık 18 yıldır Bahe amcayı tanıyordum ama hikayesini 2010’da öğrendim ve çalışmaya başladım. Bazen Manastır’da yatıyordum. Bazen sabahın ilk ışığı ile Manastıra gidiyordum, bu süreç yaklaşık sekiz ay sürdü. Bir ara iki hafta boyunca Manastıra gidemedim ve iki hafta sonra gittiğimde Bahe amca Haydar nerelerdeydin neden gelmiyordun diye sordu. İşte o zaman ekibime başlayabiliriz dedim. Sizin de dediğiniz gibi belgeselin ön hazırlığı çok önemli hatta bana göre ön hazırlık çekimden daha önemli. Hem çekeceğiniz kişi ve mekanı tanımak açısından hem de adapte olmak için emek ve zaman harcanması gerekir.

Misafir 02

• Misafir belgeselin tam zamanında çekilmiş, çok anlamlı bir çalışma. Bahe karakterinin varlığıyla tanışmak, onun yıllarca bitmez tükenmez bir çabayla annesini beklediğine tanık olmak gerçekten de yüreğimizi burktu. Onu nasıl keşfettin ve çekmeye karar verdin? Daha önce çekilmiş mi Bahe’nin hayatını. Belki haberlere falan konu olmuştur.

Dediğim gibi yaklaşık 18 yıldır Bahe amcayı tanıyordum ama hikayesini bilmiyordum. Ben bir akşam Mardin’de çay bahçesinde otururken Kerim adında Süryani arkadaşım geldi selamlaştık ama morali bozuktu bişey mi var dedim, yok dedi. İlerleyen saatlerde anlatmaya başladı. Bahe amcanın onları manastırın avlusuna topladığını ve annesinin neden gelmediğini onlara sorduğunu ve bunun üzerine çok üzülüp ağladıklarını söyledi. :( O anda Bahe amcanın hayatının belgelenmesi gerektiğine inandım ve karar verdim. Daha önce Bahe amcanın hayat hikayesini çeken olmadı şu anda ”Bahe’nin Ardından” diye uzun belgeselini çekiyoruz ve bu hikayenin uzun filmini yazmaya başladım.

• Belgesellerine nasıl finansman sağlıyorsun, bakanlık desteği ya da yerel destekleri alıyor musun?

Biz ”Misafir” belgeseli için Bakanlıktan hibe aldık ama maalesef hibe faizli bir şekilde bizden isteniyor şu an. Yerelden her zaman manevi destek alıyoruz. (Gülüşme) Ben bu konuda başta sayın Saliba Özmen olmak üzere Mardin Deyrulzafaran Manastırı Süryani Cemaatine teşekkür ediyorum, manevi olarak çok destek oldular. Deyrulzafaran Manastırı bizi misafir olarak değil ev sahibi olarak gördü.

• Sanırım yine Mardin’de geçen bir belgesel çekeceksin? Biraz ondan bahseder misin?

Evet şu anda hazırlıklarına başladığımız yeni bir belgeselimiz var konu olarak anlatmasam iyi olur çünkü hala maddi olarak bir destek bulamadığımız için ne zaman başlayacağımızı bilmiyoruz.

• Daha çok yaşam öykülerinden yola çıkıyorsun ama belgesel daha çok da kısa film süreçten etkileniyor ve konular daha çok ona yöneliyor. Daha politik belgeseller çekmeyi düşünüyor musun ya da zaten çektiklerini politik mi buluyorsun?

Ben elimdeki malzemeye göre çalışmalarımı yürütüyorum. Bana göre politik dahil konusu ne olursa olsun bir çalışmada seyirciyi düşündürmeye fırsat verilmelidir. Demek istediğim bir konuyu tüm çıplaklığıyla değil belli bir tema dahilinde yeri ve zamanını bilerek seyirciye sunmak gerekir.

Misafir 03

• Mardin çok sinematografik bir şehir, inanılmaz kareler sunuyor insana. Mardin’deki sinema ortamı nasıl, festivaller yapılıyor falan ama kentin sinema algısı nasıl? Sinema salonları yeterli mi? Oralı bir yönetmen olarak orası için yapmak istediğin bir şey var mı?

Evet Mardin dediğiniz gibi hikaye olarak da, görsel olarak da çok zengin. Festivallerin yapılması en azından bir izleyici kitlesi oluşması ve sinema noktasında bir algı gelişmesi açısından çok önemli. Ancak festivallerin aynı zamanda üreten bir yapıya dönüşmesi doğal bir plato olan Mardin’de bir sinema endüstrisinin oluşması yolunda ciddi adımlar atılmasına ön ayak olması gerekir diye düşünüyorum.

Mardinli ve Mardin’de yaşayan bir yönetmen olarak Mardin Gençlik ve Kültür Evi’nde Mardin’de yaşayan gençler için gönüllü sinema eğitimi vermekteyim ve gençler filmlerini çekip film festivallerine göndermeye başladılar. Mardin’de Ajans Ba adında şirket kurdum ve Mardin’de şu anda bir ekibim var.

• Tahrip edilen doğa, tarih ve kültürler ilgi alanın içerisinde ama bundan sonra yolunu belirleyen şey ne olur?

Ben Mezopotamya’nın hikayelerini, zenginliklerini ve bu topraklarda yaşanan acıları sinema dilini kullanarak ulusal ve uluslararası sinema perdesine aktarmaya çalışıyorum.

• Bir sürü festivale katılıyor, ödüller kazanıyorsunuz. Festivallerin sizi olumlu etkileyen etkileşimleri nelerdir?

Evet bir çok film festivaline gidiyorum, bazen de ekipten arkadaşlarım gidiyor ve genel olarak olumlu eleştiriler aldığımızı söyleyebilirim. Gittiğim festivallerde perdeye yansıttığım hikayelerden ve belgesellerin sıcaklığından insanlar çok etkileniyorlar hatta bir çok insan belgeseli izledikten sonra biz Mardin’e gelmek istiyoruz diyorlar. Dolayısıyla Mardin’in de tanıtımına katkıda bulunmuş olmanın mutluluğunu yaşıyorum.

• Takip ettiğin işlerini izlemekten keyif aldığın kısa film ve belgeselci var mı? Ve son olarak söylemek istediklerin?

Evet tabi kısa film olarak Si u Ba, Berf, Bisiklet, Pera Berbange, Boran gibi filmler çok değerli olup ismini hatırlayamadığım daha nice kısa filmler var. Belgesel olarak da Sessiz Ölüm, Baraka, Mimar Babam gibi değerli ve isimlerini hatırlayamadığım bir çok belgesel var.

Ben başta Mardin Diyarbakır Metropoliti sayın Saliba Özmen olmak üzere, proje danışmanım Hüseyin Kuzu, Mardin Deyrulzafaran Manastırı Süryani Cemaati, Mardin Gençlik ve Kültür Evi, Mardin Gençlik ve Kültür Derneği, ekibime ve maddi manevi bize destek olan herkese teşekkür ederim. En son katıldığımız 2. Uluslararası Kayseri Altın Çınar Film Festivali’nde beni yalnız bırakmayan set yönetmenim Şeyhmus Bingül’e de teşekkür ederim. Ayrıca kendi adıma ve ekibim adına size de teşekkür ederim.

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir