Korku Klasiklerinden: Hellraiser (1987)

Clive Barker’ın Hellbound Heart adlı kısa hikayesinden uyarlanmış, ve yine Clive Barker’ın yönettiği 1987 yapımı Hellraiser için, 80’lerin en büyük kült korku klasiklerinden biri diyebiliriz.

Elm Sokağında Kabus, 13.Cuma ve Halloween gibi klasiklerle bir tutulan Hellraiser, video nasty döneminin son önemli temsilcilerinden biri. (Tarih olarak video nasty döneminden birkaç yıl sonra olsa da, içerik ve tarz olarak kesinlikle aynı potada.) Özellikle Kirsty’nin hastanede uyandığı ve duvarın içinden gelen iblisten kaçtığı sahneyi göz önüne alacak olursak, Hellraiser’ın hem tarz hem içerik olarak Elm Sokağında Kabus’un ayak izlerine çok yakın seyreden bir film olduğunu söyleyebiliriz. Ama sadomazoşizm alt metni üzerine oturtulmuş bir öcü hikayesi olarak, 80’lerin ilk yarısındaki korku ikonlarından daha da “yetişkin” (adult) bir içeriğe sahip olmasıyla öne çıkıyor.

Clive Barker genellikle Edgar Allan Poe ve HP Lovecraft’tan sonra fantastik korku edebiyatının en önemli 3. ismi kabul ediliyor. Kaynaklarda onun için hem yazar, hem görsel sanatçı tabiri kullanılıyor. Keza, Barker, George Pavlou tarafından yönetilen ilk iki film adaptasyonunu beğenmediği için (Transmutations ve Rawhead Rex), 3. denemede yönetmenlik koltuğuna kendisi geçiyor ve Hellraiser ile muhteşem bir iş çıkarıyor!

Hellraiser, Fas’ta bir antikacının dükkanından gelen gizemli bir küp, ve bu küple oynandığı zaman küpü elinde tutanı cezalandırmaya gelen iblisleri anlatıyor. Türkçeye “iblisler” olarak çevrilmiş bu ruhların orjinal adı “Cenobite”lar. Her biri ayrı bir işkence görmüş cesetlere benziyorlar… Birinin gözleri oyulmuş, diğerinin gırtlağı açılmış, diğerinin gözleri kapatılmış ve dudakları çengelli tellerle açık bırakılmış. Liderleri Pinhead’in (Çivi Kafa) de dediği gibi “kimine iblis, kimine melek” olan ve başka bir boyuttan gelen bu ruhlar, kurbanlarına zevk ve acıyı aynı anda tattıran gizemli varlıklar.

Genç ve güzel Kirsty (Ashley Laurence), sapık amca Frank (Sean Chapman), saf baba Larry (Andrew Robinson) ve tabi ki fettan üvey anne Julia (Clarie Higgins) son derece etkileyici ve akılda kalan karakterler. Cenobite’lar çıkana kadar filmin sürekleyiciliğinde rolleri büyük. Özellikle Julia’nın o bombastik saç kesimi yok mu!… Petshop’a gelip çekirge midir nedir o böcekleri yiyen evsiz adam da ayrı bir bomba.

Ve devam filmleri:

Hellraiser’ın muhteşem efektleri ve cenobite’ların inkar edilemez karizması sonucunda bugün 7 tane devam filmi bulunuyor! Rütbe olarak Freddy, Jason ve Michal Myers’ın hemen belki bir sıra altında yer alan Pinhead (Doug Bradley), Hellraiser’ın 8 filmlik bir seriye dönüşmesindeki en büyük unsur.

Bana kalırsa Hellraiser 2 (Hellbound) büyük bir hayal kırıklığıydı. Ancak birçok Hellraiser seven arkadaşım serinin bu 2. filmini de çok seviyorlar. Hellraiser 3 (Hell on Earth) ise bana göre ucundan da olsa sınıfı geçti ve kütüphaneme girmeye hak kazandı. Serinin 8. filmi olan, ve Lance Henriksen’in oynadığı Hellworld ise kesinlikle eğlenceli bir bölüm. ”Evil goes online” yani ”kötülük internete giriyor” gibi bir sloganla yola çıkan film, internette Hellraiser oyunları oynayan bir grup gencin gerçekten Cenobite’lar tarafından avlanmasını anlatıyor! Son olarak da, şu sıralar ilk defa Doug Bradley’siz olarak serinin 9. filminin çekildiği ve 2011’de dvd’ye çıkacağı haberleri var. Ayrıca orjinal Hellraiser’ın 3 boyutlu bir yeniden çevrimi de 2012’de vizyona girmek üzere imdb’de kayıtlı.

Yazar hakkında: Can Evrenol

2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ''Fantasia Film Festival'', ''BIFFF'' ve ''Frightfest'' ve dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ''Moving Image'' master'ı yaptı.

4 Yorumlar

  1. Sapık mapık, ilk izlediğimde 13 yaşındaydım ve Frank karakterine fena tutulmuştum.

  2. Jason, Leatherface ve Michael Myers gibi yüzlerini maskenin arkasına saklayan slasher katillerini bir kenara bırakırsak, Freddy Krueger karakteri için Robert Englund ne ifade ediyorsa Pinhead için de Doug Bradley onu ifade eder. Robert Englund’suz Freddy’nin bize ne verebileceğini Elm Sokağında Kabus’un yeniden çevrim filminde görmüştük. Aynısı Pinhead içinde geçerli. O çiviler kesinlikle Doug’un kafasına çakılı olmalı! Başka bir yüz serinin hayranlarını kesinlikle hayal kırıklığına uğratacaktır. Hiç boşuna girişmesinler böyle bir işe. Bunun dışında Hellraiser harika bir filmdir. Tam filmle ilgili bir yazı planlarken Can’ın güzel yazısıyla karşılaştım. Bende filmle ilgili küçük bilgiler vermek istiyorum.Filmin bütçesi o günün şartlarına göre 1 milyon dolar civarındaymış. Fakat film 20 milyon doların üzerinde hasılat elde ederek büyük bir kar elde etmiş ve bu da tabii ki devam filmlerini kaçınılmaz kılmış. Başlangıçta Pinhead’in ismi ‘Lead cenobite/Baş Cebobit’ olarak düşünülmüş fakat daha sonra ‘Pinhead/Çivi Kafa’ ismini almış. Film’in orijinal adı ‘Sadomasochists From Beyond The Grave/Mezarın Öte Yanından Gelen Sado-Mazoşistler”ken daha sonra bu isim fazla iddialı bulunarak ‘Hellraiser’ olarak değiştirilmiş. Bir de Doug Bradley’e hayran olduğumuz Pinhead makyajını yapmak 6 saat sürmüş :)

  3. Bu serinin tüm filmlerini seyrettim,ama vcd ama vhs video fakat kolleksiyonumda neden yok ,bu büyük bir eksiklik,bu gün serinin bulabildiğim tüm filmlerini alacağım ve izleyeceğim iyi gelecek ,bulamazsam 100 kg bench press işimi görür .Yada esaslı bir makivara çalışması (((Belki böylece bir mağlubun mağlubiyetinin aslında bir galibiyet olduğunu anlatan sıra dışı bir öykü için gereken rahatlamayı bulabilirim.Yeniler kapalıyken eski yöntemlerin bayat fakat baharatlı çeşnisinden medet ummaktan başka çere yok

  4. Sinema tarihinin (karakterlerinden müziğine kadar, her yönüyle) en kendine özgü yapımlarından biridir, hellraiser. yalnız diğer bölümleri ilkinin yanında bir hiçtir. İzleyecek olan, ilkini izlesin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: