Hiç Olmadığı Kadar Kabız Bir Türk Sineması

Ocak ayının başından beri sevdiğimiz filmleri izlemek için sinemalara gidiyoruz, vakit ve para harcıyoruz. Sinemaya, film izlemeye yüklediğimiz anlamlar değişebilir ancak hepimizin ortak derdi aynı; iyi film izlemek…

Malum, (bu malum lafını her yazışımda rahmetli Sadri Alışık gelir aklıma) son yıllarda epey gevelenen bir laf var; “Türk sineması gelişiyor”. Festivallerde, şurada, burada kime sorsanız, düşünmeden aynı cümleyi kuruyor. Dünya sineması ne yapıyor peki?

Ben de ısrarla bunun iyi niyetli bir temenniden başka bir şey olmadığını, sinemasal üretimlerin genel rotasının, bir elin parmaklarını aşmayan sayıdaki yetenekli sinemacının bireysel gayretlerinden çok farklı bir yöne gittiğini savunuyorum. Ne yani, Nuri Bilge Ceylan kazanınca hepimiz kazanmış mı oluyoruz? Onu takip ve taklit edenler nerede?

Medyaradar’daki ilk yazımda da “Türk sineması batıyor” demiştim. Hala aynı fikirdeyim. Seyirci sadakatine ve hoşgörüsüne aşırı güvenen Yeşilçam tarzı yapımcılık anlayışı yüzünden üretilen “hap yap para kap” filmlerle, “sanat filmi” olma iddiasındaki itinayla festivalize edilmiş taklitçi ilk yönetmenlik denemeleriyle kobay yerine konan seyirci uyanıyor. Önüne konan her filme bilet almaktan vazgeçiyor, “Türk filmi”ne olan ilgi hızla düşüyor. Kim suçlu?

Gelin, 2012 vizyonunda Ocak başından beri gösterime giren yapımlara bir bakalım:

  • Ocak: Kurtuluş Son Durak, Bu Son Olsun, Zenne, Berlin Kaplanı
  • Şubat: Eşruhumun Eşzamanı, Güzel Günler Göreceğiz, Fetih 1453
  • Mart: Sen Kimsin, Seninki Kaç Para, SüperTürk, Patlak Sokaklar: Gerzomat, El Yazısı, Bir Ses Böler Geceyi, Kaos: Örümcek Ağı
  • Nisan: Ülkücüler, Mevsim Çiçek Açtı, Yeraltı, Film, Mar
  • Mayıs: Ateşin Düştüğü Yer, Vücut, Ekümenopolis, Anadolu Ateşi 3D, Can, Sağ Salim, Öz Hakiki Karakol, Canavarlar Sofrası
  • Haziran: Kırık Midyeler

İşte böyle… Şimdi basit bir soru soralım kendimize… Bu yılın ilk yarısında gösterime giren 28 adet (geçen yıl aynı dönemde 41 film gösterildi) yerli üretim sinema filminden kaçını, duygusal olarak o filme bağlanacak kadar sevdik? Yerli yapımları izlerken o hep ihtiyacımız olan hoşgörüye ihtiyaç duymadan izleyebildik?

Sanatı boşverip gişeye yönelen sinemacılar açısından da durum endişe verici… Gösterime giren 28 filmin 24’ü 100.000 seyirciye bile ulaşamadı yani battı! Bir milyon barajını aşan sadece üç film var ki bana sorarsanız üçü de ucuz ticaret… Diziler aldı başını gidiyor! İşler Güçler’in iki bölümünde de bu yıl sinemada bilet satın alarak izlediğim tüm komedi filmlerinden fazla güldüm!

Kendi adıma listeye baktığımda sadece üç filmi gerçekten sevdiğime kanaat getirdim. İyi bir film seyretmek için 10 kötü filme katlanmışım. Bu hiç adil değil ya da artık anlamalıyız ki Türk sinemasının geliştiği güzel söylenen bir yalan! Çoğu da ilk yönetmenlik denemesi bu filmlerin… Dünyada bu kadar acemilere emanet edilmiş başka bir sinema sektörü yok!

Eğer her yıl elimizde kalan tamamen kişisel gayretlerle üretilmiş 3-5 filme sevinip “Türk sineması çok gelişiyor canım” diyeceksek buyurun buradan yakın; bundan tam 25 yıl öncesinden, 1987 yılından hatırda kalan iyi filmler:

Yer Demir Gök Bakır, Muhsin Bey, Gramofon Avrat, Anayurt Oteli, Su da Yanar, Fikrimin İnce Gülü, Hayallerim Aşkım ve Sen, 72. Koğuş, Bez Bebek, Dolunay, Kiracı, Katırcılar, Kadının Adı Yok, Selamsız Bandosu, Bir Avuç Gökyüzü, Biri ve Diğerleri…

1987 yılından 25 yıl sonrasına taşınmış harika filmler… 2037 yılında bu yıl çekilen filmlerden kaçını hatırlarız, yeniden seyretmek isteriz acaba? Arabesk ve video furyasından beslenen ucuz üretim bolluğunda bile elimizde bir sürü iyi yönetmen/film varmış… Bir avuç iyi sinemacıyı saymazsak ki görüldüğü gibi onlar hep vardılar, Türk sinemasının neresi gelişiyor?

Eleştirmen ya da seyirci, Türk filmine girene hep aynı uyarı yapılır. “Bu kadar ağır yazmayın sinemamızın gelişmeye ihtiyacı var, destek olun” diye… Seyirci de aynı şekilde manipüle edilerek bilet satılır. Sonra iş o hale gelir ki artık seyirci tiksinir ve kendi ülkesinin filmlerine gitmez olur. Yeşilçam böyle battı. Umarım birileri farkına varır!

Not: İstatistikler için Nizam Eren’e teşekkürler…

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir