Hobo with a Shotgun (2011)

Anlaşılan o ki, sahte grindhouse fragmanları birer birer özerkliklerini ilan etmeye devam edecekler. Machete ile başlayan bu bağımsızlık mücadelesi, Hobo With A Shotgun ile arayı fazla soğutmadan devam ediyor!

Grindhouse’un sahte fragmanları içerisinde en keyiflilerinden biri olan Hobo With A Shotgun, edineceği para ile 59.99 dolar edere sahip çim biçme makinesini satın almanın hayallerini kuran bir hobonun; suçlulara, pedofillere ve sadist katillere karşı mücadelesini anlatıyordu. Bütün düzeni eline aldığı pompalı tüfek ile sağlamaya ant içmiş olan kahramanımız ise, David Brunt süretinde adeta ışıl ışıl parlamaktaydı! South By Southwest bağımsız film festivalinden en iyi grindhouse fragmanı birinciliğini toparlayan Hobo, Troma’nın kısa sürede el atacağına inanılan bir proje olarak, izleyicilerin duvarlarına çentiklenmişti.

Gel gelelim Troma projeye elini bulamamış olsa da sahte fragman tam dört sene sonra Jason Eisener tarafından, adına yaraşır bir biçimde şaşalı bir gorefest’e evrilmeyi başardı. Başrole ise Brunt yerine, en son The Mill And the Cross’da izleme şansı bulduğumuz kült oyuncu Rutger Hauer’ı kondurdu! Kendisi her ne kadar Brunt’un uçukluğundan ziyade, Eastwood’un Dirty Harry’sini andıran fizik yapıda olsa da, bu rol için biçilmiş kaftan!

Fragmanın tematiğinin dışına fazla adım atmayan bir film Hobo With A Shotgun. Sokak-meskeninde etliye sütlüye karışmadan yuvarlanıp giden hobomuz, bir taraftan hayalini kurduğu çim biçme makinesine kavuşma derdindeyken (ki fiyatı burada 49.99 dolara inmiştir) diğer taraftan, snuff peşindeki gençlerin kışkırtmalarına, şehrin suç panayırının iplerini elinde tutan Drake ve oğullarının umumi gore gösterilerine ve envai çeşit tacizcinin akıttığı salyalarına kafa sallayıp yoluna devam etmek zorundadır. Fakat, üç kafadar suçlunun, almak istediği çim biçme makinesini satan dükkanı soyma girişimi bardağı taşıran son damla olur ve nihayet tercihini şiddetten (pompalıdan) yana kullanarak, tek başına, yaşı gecik bir anti kahraman olarak suçluların karşısında dikilir. Bundan sonra olacaklar ise, bol uzuv yitiminin yaşandığı, kızıl renkte bir vigilante örneğidir!

En tepedeki isim, bu bol kanlı suç panayırını yöneten Drake’dir . Bizim yaşlı hobomuz ise onu tahtından indirecek olan asi savaşçı. Üstelik izlediği yolda, vigilante klasiği olan yozlaşmış polisler de eksik olmayacaktır. Hobo, hem Dirty Harry gibi caka satmakta hem de adalet anlayışındaki düsturu biraz daha kanlandırılmış bir halde benimsemektedir. Fakat karşısındakiler yöntemler konusunda kendisinden çok daha yaratıcıdır. Bahsi geçen öldürme yöntemlerine emsal olarak Coyote ile Roadrunner’ın ACME logosu altındaki icraatlarını gösterebilmemiz mümkün. Tabi bol ketçaplanmış ve biraz daha fazla ısıtılmış hali ile servis edilmesi şartıyla!

Eisener’ın hiç kuşkusuz bu projede izleyicisini en fazla ikiye bölen tarafı ise, işin mizah kısmı. Eisener’ın izlediği yol zaman zaman video oyun facialarının alternatifsiz prensi Uwe Boll ile kesişiyor. Tabi ki yetenek bakımından ele almıyorum bu iki ismi ama Uwe Boll’un P.O.S.T.A.L.’ın video uyarlamasını hayata geçirirken el attığı yöntemlerin benzerlerini Hobo’da da görüyoruz. Özellikle espri dozları birbirine oldukça yakın. Yine de Hauer’dan bir The Postal Dude çıktığını falan iddia edemem tabi…

Hobo, o meşhur hastane baskınının hemen öncesinde de dile getirdiği gibi, karanlık bir dünyanın üzerine iyice işeyip, pislediği, umutsuz bir gelecek ön görüsüne sahip. Bu ön görüyü aşabilmesinin ve hayat adındaki kokuşuk düzene biraz olsun umutla bakabilmesinin tek yolu ise; yine bildiği tek şeyi yapmaktan geçiyor : Durmadan tetiğe basmak!

Bir obje olarak pompalı tüfek de sadece hobo’nun himayesinde kalmıyor. Yer yer bir Batman – Robin çeşitlemesine uğrayan film, objeyi de şahsın mühürü olmaktan çıkartıyor. Tıpkı Ash’ın silahı gibi 49.99’luk ederi bulunan bu kıyım objesi de bol bol deformasyona uğrayarak ve modifiye edilerek daha işler bir katliam objesi haline geliyor. Fakat bütün bunlara rağmen tetiğe basabilecek son kişi yine yaşlı Hobo’muz oluyor.

Sonuç olarak bir hobonun kişisel baş kaldırısı ve beyhude gibi görünen klasik bir vigilante girişimi, evsizlerin komplike dayanışmasına dönüşüyor. Bu dayanışma, tıpkı hobonun söz verdiği gibi Drake’in kanla yıkanmış düzenini alt üst ediyor. Elbette bu devrim de tarihteki pek çok devrim gibi kanla mühürleniyor. Fakat bütün bu anti hareket yine Drake’in keyif aldığı, onun udulünde gerçekleşebilecek bir katliamla noktalanıyor.

Bütün bunlarla birlikte Hobo With A Shotgun, kesinlikle ama kesinlikle Rodriguez usulü bir samimiyetsizlik örneği olan Machete’e kıyasla çıkış noktasına saygıda kusur etmeyen bir yapım. Bakalım hobo’nun mücadelesi, başka hangi Grindhouse projelerinin süresinin uzamasına ön ayak olacak… İyi seyirler…

Yazar hakkında: Fatih Yürür

İlk sinema deneyimi, bir Stephen King uyarlaması olan “Geri Döndüler” olmuştur. Yazmaya başladığı dönem ise aslen lise yıllarıdır. Saçma sapan korku hikayeleri kaleme almaktadır ve asıl amacı bir gün bunları görselleştirebilmektir. Çeşitli platformlarda oyun incelemeleri ve film eleştirileri yazar. Yaratmış olduğu RüyadaM adında bir animasyon ve çizgi hikaye karakteri bulunmaktadır.

2 Yorumlar

  1. Fütursuz aksiyona doyduran, ekranı kana bulayan, iç organları saydıran, yer yer aksiyon filmlerinin klişelerini de kullanarak güldüren, eğlendiren film olmuş. Ben sevdim. Grindhouse fragmanlarının sıradaki filmi hangisi olacak acaba :)

  2. machete’yi zaten gectim de planet terror & death proof’tan bile iyi olmus bir film bu. synth soundtrack de cok super. jason eisener’de is var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: