House on Haunted Hill (1959)

Çoğumuzun House on Haunted Hill ile ilk karşılaşması büyük ihtimalle 1999 yapımı yeniden çevrimi ile olmuştur. Bu yeniden çevrimden aklınızda çok şey kaldığını sanmıyorum, zira çoğu seyircinin filmle ilgili zihninde yer eden tek şey, güzeller güzeli Bridgette Wilson’ın boş muayene odasına kamerasını tuttuğunda hayalet doktorların ameliyat yaptığını gördüğü sahne oluyor.

Konusunu bile hatırlamadığımız bu orta şeker korku filmini bir kenara bırakalım, 1959 yapımı orjinal House on Haunted Hill’in korku sinemasının tarihinde çok nadide bir yeri vardır. Filmin kendisi elli sene sonraya korku filmi kimliğini çok taşıyamasa da, varoluşu sayesinde sinemaya açtığı kapı önemini daha uzun yıllar koruyacak.

Milyoner Frederick Loren, dördüncü eşi Annabelle için sıradışı bir parti düzenlemeye karar verir. Birbirini tanımayan beş kişiyi, kötü şöhretiyle meşhur büyük bir eve davet eder ve davetlilerin hepsine 10.000’er dolar teklif eder. Davetlilerin parayı almaları için tek koşul, perili olduğundan şüphelenilen evde sabah saat sekize kadar barınmalarıdır. Bu sürede içlerinden biri ölürse onun 10.000 dolar hakkı kalanlar arasında eşit bölüşülecektir. Bir pilot, bir gazeteci, bir doktor, evin eski sahibi ve Loren’in şirket  çalışanlarından birinin oynayacağı oyuna milyonerin zorlaması sonucu eşi de katılmak zorunda kalır. Loren herkese kendisini koruması için bir adet tabanca verir. Ancak Evin karanlık ruhlarına karşı bu tabancaların pek de faydası olmayacaktır.

Buram buram elliler korku-gerilimi kokan House on Haunted Hill, içerdiği bazı başarılı gerilim sahnelerine rağmen ne yazık ki zamana meydan okuyabilmiş bir film değil. Hikayedeki mantık hatalarını bir yana bırakırsak, Nora karakterini canlandıran genç Carolyn Craig’in, ruhların tacizinden ötürü düzenli çığlık atan bir karaktere dönüşmesi onu komik bir konuma sokmuş. Genç yaşta ölen ve tek kaydadeğer oyunculuğunu bu filmde sergileyen Craig ne yazık ki zayıf bir performans sergilemiş. Ancak ellilerin B filmlerine gönül vermiş seyirciler için bu durum filmi zayıflatmayacaktır. Sonuçta filmin inanılmaz güçlü bir kozu var ki 74 dakikalık filmi doya doya seyretmemizi sağlıyor: Vincent Price! Price’ın şanına yaraşır karizmatik ve tedirgin edici milyoner rolü ona tam oturmuş, öyle ki Price karizmarik sesiyle en bariz mantık hatasını bile merakla seyrettirmeyi başarıyor.

Peki House on Haunted Hill’i diğer Vincent Price filmlerinden ayırıp korku sinemasında önemli bir noktaya taşıyan özelliği nedir? Film, içeriğinden ziyade sinemada sunuş şekli ile fark yaratıyor. Yönetmen William Castle, seyircide ilgi uyandırmak için filmini Emergo adını verdiği özel bir teknikle vizyona sunuyor. Tekniğin özeti ise şu: Seyirciler filmi seyrederken plastik bir iskelet kuklası belirli aralıklarla belirip havada uçmaya başlıyor! Kulağa fazlasıyla absürd gelen bu teknik belli ki döneminde büyük ilgi görmüş, zira kayıtlarda sinemada uçan iskeletten korkup ona şişe ve patlamış mısır atanlar bile var. House on Haunted Hill’in Emergo ile kazandığı gişe başarısı, Alfred Hitchock’a da düşük bütçeli korku filmlerinin barındırdığı potansiyeli gösteriyor ve yönetmen bir sene sonra kendi düşük bütçeli filmi Pyscho’u çekiyor (ki filmin yarattığı etkiyi hepimiz biliyoruz).

House on Haunted Hill, korkmak için değil ama arkadaşlarla toplanıp doyasıya eğlenmek için kesinlikle doğru seçim. Amaç bu olduğunda ne Carolyn Craig’in dengesiz performansı size batıyor ne de hikayedeki boşluklar, hatta çoğu klişeyi bu kadar ciddiyetle ekranda görmek farklı bir haz bile yaratıyor diyebilirim.

Özetle rutin hayatınız sizi çok mu sıktı, kendinize bir Vincent Price gecesi düzenleyin ve House on Haunted Hill olmazsa olmazlarınızdan olsun. Fazla korkmayacaksınız ama kesinlikle çok eğleneceksiniz.

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

2 Yorumlar

  1. bu 99 tarihli filmin kıymetini bilen birine daha rastlamadım ne reel hayatta nede sanal alemde halbuki william malone’nin o beğenilmeyen senaryoya getirdiği yenilikçi yönetmenliği-gotik atmosferini bu filmi sevenler unutabilir mi?-,geoffrey rush’un oyunculuğu,sanat yönetmenliği ile kıymeti teslim edilmemiş bir filmdir bu filmin yeniden çevrimi,bence yigilante karagöz bey in yeniden çevrimi tekrardan izleyip iyi yada kötü eleştirilerini bu sitede bir yazıya dökmesini isterim beklerim.

  2. Yigilante Kocagöz

    teklifi kabul ediyorum, bir ara seyredeceğim yeniden:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: