Hüseyin Sıtkı: “Frankfurt’a Türk Sinemasını Getiriyoruz”

team

Basın davetlisi olarak katıldığım 13. Frankfurt Türk Film Festivali’nden henüz döndüm. Çoğu 3. jenerasyondan, sinemayı seven Frankfurt’lu gençlerin bu samimi ve kendilerinden beklenmeyecek kadar mükemmel çabasına hayran oldum ve uçağıma saatler kala festival direktörü Hüseyin Sıtkı ile görüşme imkanı yakaladım. Festival hakkında merak ettiklerimi ona sordum, o da samimiyetle cevapladı. İyi okumalar diliyorum.

Röportaj: Murat Tolga Şen / Deşifre: Başak Bıçak

Hüseyin Sıtkı bey, bize biraz Frankfurt Türk film Festivali’nin nasıl başladığından, sizin nasıl dâhil olduğunuzdan bahseder misiniz?

Bu yıl 13. kez yaptığımız festivali ben başlattım. Yani festivalin konsepti, içeriği hepsi bana ait. Ama “festival” fikri bana ait değil elbette (gülüşmeler).

Gurbetçi Türklerle ilgili önyargılarımızı yıkıyorsunuz. Film festivali yapmak nereden aklınıza geldi?

2013_1026-36-u11830Çok güzel örneklerini yaşıyorduk. Ben de biraz sinemaya olan özel ilgim ve sinemanın yaptırım gücü sebebiyle bu işe başladım. Çünkü politik ve siyasi olarak baktığımız zaman bir takım şeylerin çok farklı olduğunu görüyorsunuz.

Çok farklı bir kültürde, ülkede, değişik uluslardan insanlarla yaşıyoruz. Frankfurt gibi metropol bir kentte film festivali ile bir sanat dalı olan sinema ile çok farklı insanlara ulaşabileceğimizi ve kendimizi daha iyi anlatabileceğimizi düşündüm. Politik birikimim gereği, böyle bir etkinliğin birlikte yaşamamıza ve birlikte yaşama koşullarımızın oluşturulmasına katkı sağlayacağına inandım ve böyle bir konsept oluşturdum.

Gerek Almanya’da, Almanya’daki değişik kentlerde, gerekse diğer ülkelerde, Türkiye de dahil buna, bu tür etkinlikler yapılıyor; görüyor, takip ediyoruz. Ne kadar insana ulaştığını, ne kadar insanı etkilediğini görüyoruz. Sinemanın güçlü dili sebebiyle, en önemlisi de bu tabi, bu kentte böyle bir etkinlik yapılması gerektiğini düşündüm.

Türkiye’den Almanya’ya elli yıllık bir göç söz konusu ve bu elli yıllık göç süreci içerisinde maalesef Türk toplumu kendisini çok iyi anlatamadı. Özellikle kültürel anlamda… Birinci nesil, hatta ikinci nesil Türkler bu noktada çok zayıf kaldı. Çünkü sürekli bir geçimi sağlama, para biriktirme ve ülkeye tekrar dönme fikirleri vardı. Bu üçüncü nesilden sonra değişmeye başladı ve artık kalıcı hale gelmeye başladılar. Ondan sonra insanlar farkına vardılar ki, bir yerlerde eksiklikler var. İşte bu eksikliği giderebilmenin yollarından birisi de, kültürel çalışmalara ağılık verebilmekti. Edebiyattan, sinemaya kadar sanat dallarının hepsine özen göstermek, ağırlık vermek gerektiğini düşündüm. Ben de en çok ilgimi çeken ve yaptırım gücü olan sinema ile daha iyi bir şey sunacağımıza inandım.

Türkiye’de film festivali yapmak, yani herkes isteyebilir ama projeden çıkıp gerçeğe dönüşmesi zordur. Yapan arkadaşlarımızın da ne gibi zorluklarla karşılaştığını biliyoruz. Peki, Almanya’da bir Türk Film Festivali yapmak ne kadar zor?

Samimi olarak söyleyeyim, daha da zor. Çünkü düşünün ki, farklı bir toplumda hem de Türk Film Festivali adı altında bir proje hayata geçirebilmek ve onu devamlı geliştirerek ayakta tutabilmek oldukça zor. Biz bu zor olanı başardık diyebilirim. Bunun nedeni ise, kendi şahsım adına söylemem gerekirse, benim şahsi çalışmalarımın çok büyük bir etkisi var.

Yıllardır bu kentte yaşıyorum. Bu ülkenin bir vatandaşı olarak, bu ülkede yaşayan bir insan olarak, bırakın kökenimi vs. benim sosyal sorumluluğum gereği, bir şeyler yapmam gerekli olduğunun her zaman bilincindeydim ve yerine getirdim de. Bundan dolayı önemli kesimlerden ilişkiler kurdum ve bunun çok faydası oldu. Projeyi hayata geçirirken yazdım, dosyaladım, belediyeye sundum; çok ilgi gördü ve hayata geçti. Sonuç itibarıyla, hedeflediğim noktaya henüz geldim mi, gelmedim çünkü daha henüz kurumsal olarak, ciddi anlamda “profesyonel” olmamıza rağmen, o aşamaya gelmiş olmamıza rağmen, hala örneğin bir büromuz yok. Yani bir nevi One Man gibi bir şey aslına bakarsanız…

Bütçe sıkıntısı yaşıyor musunuz?

Şimdilik yaptığımız, sunduğumuz program dâhilinde henüz yok diyebilirim. Yani başa baş götürüyoruz çünkü son yıllarda sponsorlarımız çok kaliteli hale geldi ve çok ilgi gösteriliyor. Resmi kurumlardan çok yardım alamasak da, yalnız bu durum buradaki yapı gereği böyledir yoksa bize olumsuz yaklaşımları söz konusu değil, sponsor olarak özel firmalardan büyük destek görüyoruz. Bu da bizim sunduğumuz programa yetiyor. Ama tabi daha güzel olabilir, daha iyi olabilir daha da profesyonel olabilir. Onun için de elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

Festival ekibinde arkadaşlarla tanıştık ve gördüğüm kadarıyla hepsi çok iyi eğitim almış Türk gençlerinden oluşuyor. Bu ekibi nasıl bir araya getirdiniz? İnsanlar mı size başvuruyorlar çalışmak için ki zaten hepsinin gönüllü olduğunu sanıyorum?

2013_1026-10Evet, doğru. Ben de dâhil olmak üzere hepimizi gönüllü çalışıyoruz. Ben kendim Frankfurt Üniversitesi’nde çalışıyorum, yani festival benim için geçim kaynağı değil. Yaşamımın merkezi oldu ancak geçim kaynağım değil. Aynı sizin de dediğiniz gibi, arkadaşlarım da gönüllü çalışıyorlar. Hepsi akademik camiadan insanlar; bir kısmı bitirmiş eğitimini, bir kısmı hala devam ediyor. Onca arkadaşımız bize yardımcı oluyor. Bu kadar insanı bir araya toplamak da şöyle oldu; başta ben kendi çevremden tanıdığım arkadaşlarımla konuştum, yardımcı olur musunuz, destek verir misiniz diye sordum. Ama şimdi başvuranlar da çok gönüllü olarak, gelip yardım etmek isteyen çok fazla insan var. Facebook’tan, mail yoluyla ya da şahsen konuşarak yardımcı olmak istediklerini söylüyorlar ve çok da yardımcı oluyorlar.

Gönüllü bir çalışma ortamı olmasına rağmen, benim gördüğüm kadarıyla sonuç profesyonel. Bizi havaalanında karşılamanızdan, burada şahit olduğumuz etkinliklere kadar… Hatta Frankfurt halkıyla etkileşiminiz, buradaki Türk toplumunun festivale bakışı, diğer Almanların, Alman Belediye Başkanı’nın festivali desteklemesi ortada profesyonel bir sonuç olduğunu gösteriyor. Ben Türkiye’nin bütün festivallerini geziyorum, görüyorum. Siz burada Altın Koza ve Altın Portakal’ın model olarak daha küçük ölçekli ama aynı kalitede, daha küçük bir festival yapmayı başarmışsınız. Ve bunu küçük bir ekiple yapmayı başarmışsınız. Bu size çok fazla stres yüklemiyor mu?

Oldukça. Bu birkaç gündür konuğumuzsunuz, ayrıca teşekkür ediyorum geldiğiniz için…

Ben teşekkür ederim…

Oldukça büyük bir stres evet, kolay değil. Ben yıllık iznimin iki haftasını kullanıyorum şu anda. Geri kalan dört haftasını zaten yazın kullandım ve o da İstanbul, Ankara vs. git-gel yapmakla ve festival hazırlıkları yapmakla geçti. Ama sonuç itibarıyla, bugün görüyorsunuz, biraz evvel Frankfurt Belediye Başkanı’nın vermiş olduğu kokteylden geldik. Benim için bir gururdur orada Türkiye’den gelen konuklarımı ağırlayabilmek. Belediye başkanının selamlaması, Türk bayrağının dışarıya asılması bizi çok duygulandırdı. Bu her zaman olan bir şey değil. Bir belediye başkanı bizi ciddiye alıyor ve belediye binası dışında Türk konuklarımız geliyor diye Türk bayrağımızı asıyor. Ben bugün samimi olarak söylüyorum ok duygulandım ve etkilendim. Bundan, yaptığımız şeyden gurur duyuyorum, arkadaşlarım ve kendim adıma. Ve tüm yorgunluğunuz gidiyor böylece…

Evet, görünce ben de mutlu oldum kendi adıma. Peki, festivalin ilerisi için neler düşünüyorsunuz? Böyle mi devam edeceksiniz yoksa daha büyük bir etkinlik haline getirmeyi mi planlıyorsunuz? Hayaliniz nedir?

Frankfurt Film Festivali’ni her ne kadar Altın Koza, Altın Portakal ya da İstanbul Film Festivali ile kıyaslayamasak da, model olarak onların aynısı olduğunu söyleyebilirim. Sadece daha küçüğü… Format olarak bir sıkıntımız yok ve bu nedenle örneğin bu sene yarışma koyduk. Alman jürinin Türk sinemasını değerlendirdiği bir yarışma oldu ki, bu ilk olabilir.

Jürinin tamamı Almanlardan mı oluşuyor?

Evet, tamamı Almanlardan oluşuyor. Bu bizim için çok önemliydi. Şimdi tabi bunu daha da açmak, ilerletmek istiyoruz. Hayalime gelince, benim yıllardır arzuladığım şey, festivalimize Türk Cumhuriyetlerinden de filmlerin katılıp, gösterim imkânı bulabilmesi. Çünkü çok güzel filmler geliyor, Azerbaycan’dan, Kırgızistan’dan, Kazakistan’dan vs. hatta bundan 4-5 yıl evvel buradaki konsoloslukların kültür ataşelerine yazdım ve güncel olan bir filmlerini ya da yönetmenlerini göndermelerini rica ettim. Bu kapsamda bir alan açalım, gösterim yapalım dedim ama ilgilenmediler ne yazık ki. Yine de sorun değil, ben denemeye devam edeceğim.

Bununla amacım da şu; milliyetçilik falan değil bu yanlış anlaşılmasın. Bu sadece benim gelmiş olduğum ülkeme olan bağlılığımla alakalı ve onun getirisidir. Yoksa Türk milliyetçiliğiyle ilgisi yoktur. Bundan bağımsız olarak şunu da düşünüyorum; kurumsallaşırken, festivalin kendisine ait bir bürosunun olması, en azından gelen konukların ağırlanması gibi bir hedefim var. Ben Frankfurt Film Festivali’ni bu bölgenin sınırları dışına açıp, Almanya’nın genelinde çok büyük bir festival olmasını amaçlıyorum. Uluslararası bir film festivali haline gelmesini istiyorum. Balkanlardan hatta Ortadoğu ülkelerinden gelecek filmleri kapsayan, çok daha geniş bir festival haline dönüştürmek gibi bir düşüncem var.

Açıkça söylemek gerekirse, beklentilerimin çok üzerinde bir organizasyonla karşılaştım. Sizin de söylemek istediğini varsa son olarak onu da alayım?

2013_1025-6Sizin aracılığınızla, Türkiye’deki sinema çevrelerine bir ricada bulunmak istiyorum. Bizi ciddiye almalarını, burada, her ne kadar tanımasalar da, Türk sinemasına değer veren, Türk sinemasını en iyi şekilde temsil etmeye çalışan onca insan söz konusu.

Siz de biraz evvel değindiniz, konuklarımızı en iyi şekilde ağırlamak için bir sürü insan çaba sarf ediyor. Sadece yeme-içme değil elbette, Frankfurt’un en güzel mekânlarından, en güzel yerlerde yapılan gösterimlerden bahsediyorum… Buradaki Türkler de sizleri çok seviyor, tanışmak istiyor. Biz burada köprü oluyoruz ve bu çok güzel bir başarı…

Evet, Alman Film Müzesi’ni gördüm burada, inanılmaz bir deneyimdi benim için. Biz de, Türkiye’deki film müzeleri resimlerden ibaret. Giriyorsunuz, afişlere bakıp çıkıyorsunuz. Burada etkileşimli, inanılmaz bir şey var.

Son olarak; Türk sinema çevreleri, kendileri en azından bu etkinliği bilmeseler de gelen giden konularımıza sorabilirler, ciddiye alsınlar, bunu rica ediyorum. Bize bu çok büyük bir güç verecektir.

Umarım bu röportajın faydası olur. Çok teşekkür ediyorum. Geçmiş olsun şimdiden…

Ben de teşekkür ederim…

 

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir