I Spit On Your Grave (1978)

1978 yapımı Meir Zarchi’nin (ilk filmi olduğunu belirtelim)  yönettiği kült bir film I Spit On Your Grave. Açık bir şekilde bir tecavüz ve intikam filmi. Film çekildiği 70lerde oldukça ün salmış ve tartışılmış. “Day of The Woman”, “I Hate Your Guts”, “The Rape And Revenge of Jennifer Hill” gibi isimlerle de bilinen bir film.

i_spit_on_your_grave_uncut-cdcovers_cc-front

day_of_the_fdsGenelde bu tür tecavüz ve intikam filmlerinde konu oldukça basittir. Masum bir kız bütün masumiyetini korkunç tecavüzcüler tarafından yitirir. Hayatı tamamıyla altüst olur. Suçluları ortadan kaldırmadığı sürece hayatına devam edemez. İntikamını aldıktan sonra yeni hayatına başlar. Ana tema ise erkeklerin ne kadar acımasız, kaba ve egoist olduğu üzerine kuruludur.

Bu filmde de konu ve konunun akışı gayet basit ve açık,  kısaca özetleyecek olursak, yazar olan Jennifer Hill genç, özgür ruhlu birisidir. Yazmayı planladığı yeni romanı üzerinde çalışmak için New York’da yaşadığı evinden uzun bir tatil için Connecticut’a gider. Daha sonra burada yaşayan 4 kişilik bir arkadaş grubunun dikkatini çeker. Kıza tecavüz ederler. Defalarca. Daha sonra içlerinden birisini kızı öldürmek üzere eve yollarlar fakat kızı öldüremez. Geri döndüğünde ise onu öldürdüğünü söyler. Film bundan sonra kurbanımızın kanlı intikam sahneleri ile devam eder. Bu arada şunu da belirtelim başrol oyuncusu Camille Keaton ( Buster Keaton’ın torunu olur kendisi ) filmde heyecanlandırıcı bir performans sergilemiş. Zaten oyuncu bu rolüyle  Katalonya Uluslararası Film Festivali’nde de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanmış.

Filmdeki atmosfer, sessizlik, karakterin yalnızlığı, tecavüz sahneleri, bol kan ve insanda uyanan acı hissi filmi özel kılıyor. Filmde müzik yok, yıldız oyuncular yok, bolca vahşet ve kısa diyaloglar mevcut. Oldukça kısıtlı bütçesi olan bir film.

Film bazıları tarafından yapılmış en kötü filmlerden birisi olarak kabul edilse de, bazı kesimler tarafından tarafından da oldukça beğenilmiş .(özellikle kadınlar) Çünkü ne olursa olsun Jennifer hiç yılmıyor ve bütün gücüyle intikam almaya çalışıyor. Şiddet ve tehditle başa çıkamayınca ise elindeki en önemli kozu kullanıyor; kadınlığını. Filmde erkeklerin cinsel egoları ve kadınların erkekler üzerindeki güçleri oldukça baskın bir biçimde işleniyor. Bu filmle güçlü bir kadın kahraman yaratılıyor. Yönetmen beyaz perdeye hikâyeyi bir kadın gözüyle anlatıyor.
I Spit On Your Grave,de tecavüz sahneleri oldukça vahşi ve izlemesi gerçekten oldukça güç. Ayrıca sahneler bir o kadar da uzun, izleyicinin hayal gücüne hiçbir şey bırakmıyor. Belki de sinema tarihinin en sert tecavüz sahnelerini barındırıyor film. Yaklaşık 100 dakika olan filmin 45 dakikası tecavüz sahnelerinden oluşuyor. İntikam sahneleri, tecavüz sahneleri kadar vahşi değil. Ayrıca filmde Gore sahneleri görmek mümkün ama kopan insan parçaları türünden sahneler değil bunlar. Baise Moi‘deki gibi porno şeklinde değil direkt olarak yüzleri görüyoruz. Gerçekten rahatsız edici. Dönemin diğer istismarlarında olduğu gibi gerçekçilik ise had safhada.

Filmin her izleyiciye hitap etmeyeceği de aşikâr. Fakat Wes Craven’in “Last House On The Left” ini, Sam Peckinpah’ın “Straw Dogs” unu, Jorge Grau’nun “Coto De Caza” sını yada “Deliverance”i beğendiyseniz bunu da beğeneceksinizdir.

Öteki Sinema için yazan Tolga Demirtaş

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

10 Yorumlar

  1. Iste Tolga sanina yakisir bir filmle tekrar bizlerle!! : )
    Hayranim bu filme

  2. bu filmin ucuz (pulp) bir sekilde ayni anda hem zarif hem kaba olmasini cok seviyorum

  3. Sight + Sound dergisinin doksanlı yıllara ait bir sayısında bu filmle Oscar’lı The Accused (1988) karşılaştırılıyordu. Daha doğrusu görünürde daha takdire layık olan The Accused’un karşısında I Spit… ‘i savunuyordu. Bulabilirseniz tavsiye ederim.
    Tolga’nın da dediği gibi bazı şeylerin hayal gücüne bırakılmaması rahatsız edici. Ama genel de hayal gücüne de bir oda ayrılmasını savunan ben bu film için aynısını söyleyemiyorum. Sömürüyse sömürü. Ama hep bunu biz erkekler mi yapacağız?! Filmi kötü bulanlara ise lafım yok. Ya da var. Kendilerine bol bol Meet Joe Black’li günler diliyorum. Hoş kötü olsa ne yazar, olmasa…

  4. 2009 yılı yeniden yapımların (remake) yılı olacak gibi. Evet evet, bu filmin de yeniden yapılmış (!) halini izleyeceğiz bu sene.

  5. Öncelikle herkeze merhaba gerçekten dikkat çekici bir film’e benziyor yıllanmış şarap gibi durması daha’da güzel.elime geçtiği bir fırsatta izleme şansı bulacagım
    Böle bir yazıyı ve filmi bizim’le paylaşan tolga demirtaş’a teşekkürler

  6. Yazıda da bahsedildiği gibi konusu son derece basit olan bu filmin etkileyiciliği cesur ve korkusuzca çekilen sahnelerin olayları olduğu gibi göstermesinden kaynaklanıyor . Tecavüz ve intikam sahneleri dışında sıkıcıya varan durağan sahneler olsada (ki müzik olmaması da bu durağanlığı artırıyor) bu durum filmin kadın kahramanının ruh halinede yakışıyor . Bir çok ülkede yasaklanan sansüre uğrayan ve herkese hitap etmeyen bu filmi sansürden hazzetmeyen ve ‘Öteki Sinemalar’a ilgi duyan sinemaseverlerin bu yazı aracılığıyla keşfetmelerini ve görmelerini de tavsiye ederim.

  7. nereden bulunjur bu film pek bir hoşa benziyor elinde olanlar falan nette nerden izlicez bilen varmı

  8. alming; cinemageddon.org’da bulabilirsin.

  9. teşekkürler…

  10. 2010 model remake’ini gereksiz ve kötü buldum. Uzun uzun yazmanın bile anlamı yok. Orijinalini bilenler için hiç bir özelliği yok. Hele ki artık günümüzde işkence ve vahşete alıştırılmış azımsanmayacak bir seyirci topluluğu varken…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: