!f 2016’nın Öteki Filmleri

!f İstanbul 15 yaşında!

İlk gününden itibaren her sene düzenli olarak takip ettiğim !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, bu yıl 15. yaşını kutluyor! Kutlu olsun! 18 Şubat’ta İstanbul’dan yola çıkan festival, 3-6 Mart tarihlerinde de Ankara ve İzmir’e uğrayacak! 40 ülkeden, 112 filmin gösterileceği festivalin bu yılki teması ise “!f İstanbul birleştiriyor!” !f 2016, bağımsız sinemanın en iyilerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluşturacak. Biz de her sene yaptığımız gibi bir öneri listesi hazırladık. Herkese iyi festivaller!

Karanlık ve Köşeli

Naciye

Bu seneki Karanlık ve Köşeli kuşağı tek kelimeyle harika! Bu bölümde yer alan 7 filmin tamamı da kaçırılmayacak cinsten: Naciye, Turbo Kid, Ceset, Kung Fury, Yakuza Apocalypse, The Invitation ve Der Nachtmahr. Filmler hakkında daha detaylı bilgi için: http://www.ifistanbul.com/filmler/karanlik-koseli/9/

Bara no sôretsu (Funeral Parade of Roses)

Güllerin Cenaze Töreni – Japonya – 1969

Funeral Parade of Roses !f 2016

60’lar Karşı Sinemasının öncülerinden biri olan Japon yönetmen, video sanatçısı ve eleştirmen Toshio Matsumoto, toplumsal ve estetik tabuları sarsan filmleriyle tanınır. Her daim sınırları zorlayan hikâyeleriyle dikkat çeken Matsumoto’nun bu ilk uzun metrajının Otomatik Portakal (1971) için Stanley Kubrick’e ilham kaynağı olduğu söylenegelmiştir. Ama Güllerin Cenaze Töreni, aynı zamanda bizi 60’lar Tokyo yeraltı dünyasında trans kahramanımız Eddie’yle bir gezintiye çıkarması ve Kral Oedipus hikâyesinin drag queen’ler dünyasında geçen avangard bir uyarlamasını sunması açısından da benzersizdir. Muazzam yaratıcılığıyla akıllara kazınan Güllerin Cenaze Töreni ile Matsumoto, bize belki de kimsenin bilmediği en şahane kült filmlerden birini bahşetmiştir.

Crumbs

Kırıntılar – Etiyopya / İspanya / Finlandiya – 2015

Crumbs

Etiyopya’da çekilen Kırıntılar, nasıl başlayıp bittiğinden emin olmadığımız bir savaştan geriye kalan yıkık bir dünyada geçiyor. Sakinlerinin Michael Jordan, Madonna, Einstein ve Justin Bieber gibi “eski dünya” mucizelerine tapındığı ve “büyük sanatçı” Carrefour’dan kalan plastik kılıçları salladığı bu dünyada artık geçmiş dünyanın kırıntılarıyla yaşamaktan sıkılan Candy’nin (Daniel Tadesse) geldiğini inandığı gezegene dönmek için çıktığı yolculuğa eşlik ediyoruz. Kıyamet sonrası dünyanın alıştığımız karanlık hayaline pop kültür ikonlarıyla yepyeni bir renk getiren Kırıntılar bilim kurgu sevenler, pop kültür hayranları ve genel olarak tüm hayalperestler için gerçek bir Keş!f vadediyor.

Anomalisa

ABD – 2015

Anomalisa 01

Charlie Kaufman’ın küçük hikayeli, kocaman yürekli son işi, ana konuşmacı olarak katılacağı konferans için Cincinnati’ye gelmiş, müşteri hizmetleri dünyasının ünlüce ismi Michael Stone’un bir gecesini yaşatıyor bize. Hemen anlıyoruz ki Michael yalnız biri, muhtemelen uzun zamandır depresyonda, kalbi sızlıyor. Michael’ın dışında Anomalisa’nın ham ve yumuşak animasyon tarzıyla yaratılmış tüm karakterlerinin yüzü ve sesi aynı. Ta ki Lisa ortaya çıkana kadar. Lisa’yı bu tuhaf dünyada diğerlerinden ayrı kılanın, Michael’a onun dışındaki tek gerçek insan gibi gelmesinin nedenini anlamak zor. Ama öyle. En azından bir süre için. Kaufman yine kalbimizi titretiyor: Kusur dolu insanlığımızın arkasındaki sistemin detaylarını küçük parçalar halinde görebilmemizi sağlıyor, yalnızlığımızın boşluğuyla aşk denen o geçici büyü arasındaki ileri geri yolculuğumuza hayat veriyor.

Green Room

Dehşet Odası – ABD – 2015

Green Room !f 2016

The Ain’t Rights adlı dört kişilik bir punk rock grubu, sorunlu geçen turnelerinin sonunda, son dakikada çıkan bir konser anlaşması sonrasında Oregon civarındaki izbe bir konser mekanında kendilerini bir odaya kapatılmış bulurlar. Tüm tanıkları yok etmeye iyice kararlı dazlak kafalı neo-Naziler, bu konser turunun değil aynı zamanda hayatlarının da sonu olabileceğini işaret etmektedir. İntikam’ı takip eden yeni filminde Jeremy Saulnier bizi gene insan ruhunun karanlık köşelerine taşıyor ve aynı zamanda hayatta kalma alt-türüne farklı bir bakış atıyor. Saulnier bu sefer kolektif bir şiddet eyleminden yola çıkarak karakterlerini gene aşırılıkların ve dehşet verici durumların sınırlarına doğru itiyor. Şimdiden kült bir korku klasiğine dönüşen Dehşet Odası 2016’nın en tedirgin edici filmlerinden biri olmaya aday. Hatta sizi de karanlık dünyasına kapatıp, film sona erdikten sonra bile nefessiz bırakabilecek kadar!

Kill Your Friends

Arkadaşlarını Öldür – İngiltere – 2015

Kill Your Friends

İngiliz müzik endüstrisinin hâlâ yeni yetenekler aramak için çuvalla para harcadığı 90’ların sonunda bir plak şirketine misafir oluyoruz. En son Mad Max: Fury Road’da (2015) izlediğimiz Nicholas Hoult şirketin yetenek avcısı Steven Stelfox olarak karşımızda. İngiltere’nin bir sonraki küresel hit’ini bulmayı kafaya koyan Stelfox vaktini iyi müzikten çok entrika, rüşvet ve anlık cinayet planları yapmaya harcar. Gerçek bir ‘yetenek avcısı’ olduğu için belki de, bilinmez, planların hedefinde kendine rakip gördüğü çalışma arkadaşları yer almaktadır. John Niven’ın aynı adlı çok satan romanından kendisinin senaryoya uyarladığı bu kara komedi, türün hakkını vererek izleyiciyi kahkahalara boğarken bir yandan da güldüğüne utandırmayı başarıyor.

Der Bunker

Sığınak – Almanya – 2015

Der Bunker

Amerikan başkanı olmasını hayal ettikleri sekiz yaşındaki oğullarını okula göndermeyen Alman anne-baba, evde eğitim konusunda yaşadıkları sorunları aşmak amacıyla, bir süreliğine kiracıları olan fizik öğrencisinin yardımına başvururlar. İsmini bilmediğimiz öğrenci, inzivaya çekilip çalışmalarına odaklanmak amacıyla geldiği ormanın derinliklerindeki bu yeraltı evinde, oldukça garip ve ürkütücü olaylara şahit olur. Ancak nedense bu gerçeküstü ortamdan kaçmaya yeltenmez, aksine aşırı disiplin ve baskıya maruz kalan küçük Klaus’a yardım etmek ister. Fakat işler giderek daha da karışır. Komedi ve gerilim arasında ince bir çizgide gidip gelen Sığınak, tuhaflıkları aklın sınırlarını zorlayan bir aileyle tanıştırıyor bizi. Nikias Chryssos’un eğitimle ilgili derin bir hiciv taşıyan bu ilk uzun metrajlı filmini farklı biçimlerde yorumlamak mümkün. Ancak böyle bir çabaya girmeye pek de gerek yok, zira bu absürt ve gerilim yüklü kara komediyi izlemek bile başlı başına kaçırılmaması gereken olağanüstü bir deneyim!

Mænd Og Høns (Men & Chicken)

İnsanlar ve Tavuklar – Danimarka / Almanya – 2015

Men and Chicken

İnsanlar ve Tavuklar, kült yönetmen Anders Thomas Jensen’in yeni tuhaflığı! Filmin ilk yarısı Gabriel ve Elias adındaki birbirinden tuhaf kardeşleri tanımamızla başlar. Gabriel (Mads Mikkelsen) hayattan bıkmış bir üniversite profesörü, Elias ise bütün ilgi alanı gereksiz bilgiler ve kadınlar olan kardeşi. Olaylar, babalarının ölümü üzerine bıraktığı bir video kasedi izlemeleri ve gerçek babalarının başka birisi olduğunu öğrenmeleriyle ilginçleşir. Biyolojik babalarını bulmak üzere çıktıkları yolculuk, yavaş yavaş onlardan daha da tuhaf olan yeni kardeşleriyle tanışmamızla ve onların daha da tuhaf dünyasının içine girmemizle devam eder. Anders Thomas Jensen on yıl aradan sonra gelen yeni yönetmenlik denemesinde bizi yılın en akıl almaz, sıradışı ve grotesk filmlerinden birisiyle baş başa bırakıyor.

David Bowie…

“Buradan nereye gideceğimi bilmiyorum ama söz veriyorum sıkıcı olmayacak.” David Bowie

The Hunger

Son albümü “Blackstar” yayınlandıktan iki gün sonra, 10 Ocak 2016’da, aramızdan ayrılan David Bowie, !f 2016’da iki film ile anılıyor: The Hunger (Açlık, Tony Scott, 1983) ve The Man Who Fell To Earth (Dünyaya Düşen Adam, Nicolas Roeg, 1976). Filmler hakkında daha detaylı bilgi için: http://www.ifistanbul.com/filmler/david-bowie/525/

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir