İstanbul Film Festivali Günlükleri Vol.3

Yine izlediklerimin bir kısmından derleme yapma zamanı gelmiş de geçmiş… Festivalde son üç gün kalmış ve yüzler yorgunluktan kaşık kadar kalmış! Yorgunluk ve sevinçler, etkinlikler ve atölyeler birbirine karışmış… Hadi bakalım biz de filmlere karışalım birazcık…

Tony Gatlif denince benim için sular durur, o gün de zaman durdu ve usta yönetmenin Öfkeliler adlı belgeselini izledim. Aslında dalga dalga yayılan isyana, çöküşe ve insanların üçüncü dünyalı olma halleri üzerine bir filmdi yine de daha akıcı bir anlatım bekledim sanırım yönetmenden o yüzden ufak bir hayal kırıklığı yaşadım diyebilirim.

Kore filmlerine olan hayranlığım sabitlendi artık seviyorum, o yüzden Kim Kyung-mook imzalı Yurtsuzlarda aldım soluğu ama açıkçası filmin geçiş noktaları arasında kurulamayan denge filme olan ilgimi en aza indirgedi. İlk baştaki anlatımı sonlara doğru yakalayamadık ve filmdekiler gibi dağılmış bir ruh haliyle kalakaldık!

İsyan Mathieu Kassovitz imzası taşıyor ve beni de filme taşıyan bir isim oldu. Konu aslında çarpıcı ama anlatım kodları nedense uzun ve sıkıcı! Filmlerde uzatma haline hep beraberce katlanamadığımızı görüyorum. Hep bir ağızdan film iyiydi ama biraz daha kısa olsaydı diyoruz.  Kanak’ların esir aldığı Fransız askerleri ve onları tekrar almak isteyen askerlerin çatışmaları! Kassovitz yazmış, yönetmiş bir de oynamış!

Albert Nobbs tam bir şölendi. Gleen Close ve Mia Wasikowska’yı ağzım açık izledim zira ikisi de erkek kılığına girmişlerdi. Konu, işleniş, kadın ve erkek olmanın halleri taa 19. Yüzyıl İrlanda’sından huzurumuza geliyor ve bayılıyorsunuz! İzleyin mutlaka bir şekilde!

Eğer renkli görüntülerse sizin favoriniz bu belgesel tam size göre. Önümüzde her şeyiyle bir Bollywood uzanıyor tabii en çok da renkleri, kokusu ve  danslarıyla… İnsanın dans edesi geliyor sonsuza kadar, olmaz tabii yorucu!

Önce yol filmi sandım, o yüzden bu yolculuk için hemen yer numarası aldım ama film bambaşka yollara saptı ama yine de çok iyiydi.  Kilimanjaro’nun Karları Fransa’dan bir büyük aile öyküsü. Tabii insanların güldükleri, ağladıkları, tutundukları ve koptukları birçok ayrıntı da var bu filmde. Karlar erimeden diyorum…

Yerli filmlerden Babamın Sesi, Tepenin Ardı, Lal Gece, Mar önereceğim filmlerden, hiçbiri daha vizyona girmedi taze taze… Mar’ın vizyonu 20 Nisan…

İranlı yönetmen Amir Naderi aslında sinemanın son zamanlardaki hallerine ilişkin güzel bir fikirle karşımıza geliyor Cut’ta, klasik sinemanın kodlarını gözümüze sokuyor ve arayışa sokuyor seyirciyi. Ama nedense bu tatta başlayan hikayesi mafyatik bir hesaplaşmanın, güç dengesinin zorlayıcı ve uzayan temposuna kapılıyor ve bir süre sonra tekrara düşüyor kareler. Yoksa güzel bir çaba ve olay Japonya’da geçiyor!

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir