Igor (2008)

Yer Malaria. Burada havalar her daim kötü ve fırtına bulutları kükremek için sebep aramıyorlar. Lakin bu yer şeytani beyinlerin var olduğu ve dünyayı yaptıkları kötücül icatlarıyla tehdit ettikleri bir krallık. Kendini her sene şeytani icatlar panayırında kanıtla çabası içinde olan efendilerin diyarı. Burada ya şeytani bir bilim insanısınızdır ya da ona evet efendim diyen Igor.

Fakat içlerinden biri sırtındaki kamburdan ötürü köle Igor olmaktan sıkılmıştır. Onun hayalleri vardır. Sahiplerinin düşündüklerinin aksine zekidir. Onun hayali dünyanın en büyük şeytani bilim adamı olmaktır. Sahibi bir gün bir deney sırasında ölünce hayatı boyunca beklediği fırsat eline geçer ve Igor kendini kanıtlamaya karar verir. Lakin içi iyilik ve güzellik dolu bir icat onu ve tüm ülkeyi değiştirmek üzeredir. Kendi icadı Eva…

2008 tarihli Igor, çocuklara kötücül yaratıkları sevimli bir dille anlatmayı başaran akıcı bir animasyon. 87 dakika boyunca iyi ile kötünün aslında iç içe geçmiş yapılardan oluştuğunu ve herkesin iyi olabileceğini anlatıyor. Hatta kötülük için yaratılan bir yaratığın bile. Yapım keyifli anlatımı ve yapıma eşlik eden keyifli şarkılarıyla hem eğlendiriyor hem de gülümsetiyor. Duygusallığı tam ayarında, keyfi yerinde ve akıcı yapısıyla izlenmeyi hak eden bir film… Gotik havası içinizi sıkmak şöyle dursun seyri daha da güzel hale getiriyor.

Ne olarak doğduğunuzdan ziyade hayatınızı şekillendirenin amaçlarınız ve onlara ulaşmak adına çabalamanız gerektiğini salık veriyor yapım. İyi ile kötüyü siyah ve beyaz olarak nitelendirmiyor. Ayrımı yapanın siz olmanız gerektiğini söylüyor. Seçimi size bırakıyor. Bunu anlatmak içinse farklı bir yol kullanıyor. Karakterleri alışılagelmiş estetik özelliklerden yoksun ama yine de sevimli geliyor gözünüze seyir boyunca. Ölümsüz olarak yaratılan, intihar eğilimli bünyesi ile Scamper ve koca bir beyni olduğu halde adını bile yazmaktan aciz Brain yapımın sevimlilerinden…

Animasyonun yönetmenliğini Anthony Leondis üstlenmiş. Senaryosu ise Chris Mckenna ve John Hoffman’ın ellerinden çıkma. Seslendirme kadrosu başarılı isimleri barındırıyor içinde. Igor’a sesiyle John Cusack hayat veriyor. Ona eşlik eden isimler ise Steve Buscemi, Molly Shannan ve Sean Hayes…

Hayata nasıl geleceğinize karar veremezsiniz. Hangi şartlara ve hangi dünyaya geleceğinize de öyle… Sırtınızda koca bir kamburla doğmak sizi diğer Igorlardan biri yapmaz. Eğer ki kendinize inanıyor ve çabalıyorsanız, kendi dünyanızı değiştirebilirsiniz. Tabi biraz şans ve dostların yardımıyla… Kölelikten efendiliğe geçiş hiç bu kadar tatlı anlatılmamıştı. Hala izlemediyseniz izlemeniz tavsiye edilir. Keyifle…

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir yorum var

  1. Halil Hamevioğlu

    Sinema, müzik gibi sanat dallarında zevklerin de ön plana çıktığı ve kişiden kişiye değiştiğinin bir kanıtıdır bu yazı. Tanıtım yazısını okurken, bu animasyonun bu kadar övülecek nesi var acaba diye düşünmekten kendimi alamadım. Bir Victor Hugo başyapıtı olan Notre Dame’nin Kamburu’nun iskeletine sırtını yaslayan ve her sahnesinde ‘Büyüyünce The Nightmare Before Christmas olacağım’ diye adeta bağıran bir animasyon olmuş. The Nightmare Before Christmas’ın atmosferi, Wall-E’nin kurgusu ve tekniği ile Notre Dame’nin Kamburu’nun iskeletine sırtını dayamasına rağmen, tüm bu başyapıtları kendisine referans almasına rağmen, ortaya yalnızca karmaşa ve kendini bilmeyen, lezzetsiz bir çorba çıkmış. Bariz bir şekilde sıradan olduğunu belirtmeliyim. Üstelik de filmin sürprizi olarak John Cusack’in seslendirmesi belirtilmiş, ne var ki o bile bu filme yakışmamış. Yazıda katıldığım tek nokta; muhteşem müzikleri. Bunu da bataklıktaki nergiz çiçeği olarak görüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: