İki Dehanın Ortak Ürünü: Zavallılar (1974)

Zavallılar afişBir noktada yolları kesişen, hayatın sillesini yemiş, ne yapacaklarını bilmez halde oradan oraya sürüklenen üç adam ve onlara hâlâ çelme takmaya çalışan acımasız dünya… Sinemamızın iki usta ismi Atıf Yılmaz ve Yılmaz Güney’in birlikte yazıp, yönettikleri Zavallılar; gerçekçi yapısı, iç burkan hikâyesi ve döneminin üstünde seyreden anlatım biçimi ile hâlâ hafızlarda yer almayı sürdürüyor.

Film; Abuzer’in (Yılmaz Güney) birkaç ay daha fazla hapishanede konaklayabilmek için baklava çalmasıyla açılışını yaparken, dramatik yoğunluğunun ne denli katı bir şekilde ilerleyeceğinin de sinyallerini veriyordu. Hikâye bu noktada 3 ana karakterin, ayrı ayrı hayattan yediği sillelere odaklanıyor. Esasen Abuzer, Arap (Güven Şengil) ve Hacı (Yıldırım Önal); ipleri ellerinden alınmış farklı hayatların, benzer aktörleri. Sefaletle boğuşan ve bu yüzden zavallı diye anılmak zorunda bırakılan 3 adam.

Hikâye odak noktasına aldığı 3 karakteri farklı farklı yorumlayarak her birinin hayat hikâyesini öncelikle bizlere servis etmektedir. Evet, onların yaşadıkları farklıdır ama hayattan yedikleri tokatlar ve bulundukları nokta esasen aynıdır. Abuzer, küçük yaşta babasını kaybetmiş, bu yüzden üvey baba zulmüne maruz kalmış, sonunda da annesinin katil olmasıyla sokaklara düşmüş küçük bir çocuktur. Arap; aylarca bedava çalıştırılmış, kendisine söz verilen çay ocağını alamayınca da hakkı olanı kendi usulünce tahsil etmiş bir adamdır. O aslında, burjuvanın gözünde pul kadar değeri olmayan küçük biridir yalnızca. Keza Hacı’nın hikâyesi de çok farklı değildir. Sokaklarda kaçak sigara satarak geçimini sağlayan, bir hayat kadınına gönlünü kaptıran ve neticesinde onu öldüren Hacı, hayattan dersini alan başka biridir.

Peki, bu üç karakterin yaşanmışlıklarını niçin benzer olarak nitelendirdik? Onlar, hayatın bir noktasında burjuvadan tokadı yemiş, bunun neticesinde sefaletle boğuşmak durumunda kalmış ve en önemlisi de toplumun acımasızlığını bizlere sorgulatan 3 önemli değişken olarak karşımıza çıkmaktadır. Filmin bu nedenle en başta, ayakları yere sağlam basan bir kapitalizm eleştirisini içinde barındırdığını söyleyebiliriz. İşgüzar, sadece kendi çıkarlarına ve zevklerine odaklanan, küçük burjuvalar; bu üç karakterin de hayatlarının bir noktasında onların karşısına çıkmaktadır. Böylelikle hikâye, “tok açın halinden ne anlar” deyimini her bir dakikasında diri tutmayı başarıp; hem dramatik yoğunluğunu yukarılara taşıyor hem de orta üst sınıfa hakkaniyetle yapılan eleştiriyle sorgulayıcı yönünü kuvvetlendiriyor.

zavallilar-1974-film

Film yalnızca, burjuvaya yaptığı eleştiriyle ayakta kalmıyor. Aksine, onların özelinden çıkıp; kadını metalaştıran, üzerinden nasıl nemalanacağını düşünen erkek egemen sınıfa da oklarını çeviriyor. Zengininden, fakirine kadar herkesin kadını bir para kazanma aracı olarak görmesi içimizdeki yozlaşmış tarafı açıkça ortaya koyuyor. Abuzer’in üvey babasının eşini pazarlamaya çalışması yahut Hacı’nın gönlünü kaptırdığı hayat kadını Naciye üzerinden, “şu kadar para getirir aslında” diye hesap yapması, fırsatçılığın toplumun her kesimini sirayet etmiş çirkin bir hastalık olduğunu da gözler önüne seriyor.

Gelelim filmin en vurucu noktası olan açlık ve sefalete. Evet; Abuzer, Hacı ve Arap uçlarda seyreden üç karakter olarak betimlenmiş olabilir. Ancak Türkiye gerçekliklerini göz önünde bulundurduğumuzda onlar gibi dışlanmış, tek dertleri sıcak bir yuva ve karınlarını doyurmak olan insanlar sahiden sokaklarda yok mudur? Eğer, bunu yok sayıyorsak zaten ülkemizi tanımıyoruz demektir. Zavallılar’ın bu denli etkileyici olmasının sebebi ise, bu gerçekliği tokat gibi yüzümüze vurmasında yatıyor. Görmezden gelinen, görülse dahi dışlanan sefaleti en realist gözle önümüze getirmesi harikulade bir farkındalık yaratıyor.

1411_01

Yılmaz Güney sinemasının temel taşı; olanı olduğu gibi aktarmak ve gerekli gördüğü yerlere eleştirisini her defasında cesurca getirebilmesidir. Nitekim onun gibi büyük bir sinemacıyı anlatmaya da kelimelerin yetmeyeceği aşikâr. Ancak ona bu filmin özeline yardımcı olan, kendi yorumunu da sıkça filmin içine katan Atıf Yılmaz’ın varlığının büyüklüğü yadırganmayacak derecede değerli. Özellikle filmin dramatik yoğunluğunun yükseldiği, insanın içine içine işleyen samimiyetin vuku bulduğu flashbacklerde Atıf Yılmaz’ın sihirli dokunuşlarını görmemiz mümkün.

Filmin yapım süreci ise birçok ilginçliği içinde barındırmaktadır. Yılmaz Güney’in 1972’de senaryosunu yazıp, çekimlerine başladığı filmi onun 27 Mayıs sürecinde hapse girmesiyle birlikte yarım kalmıştır. Aradan iki yıl geçtikten sonra, sinemamızın ustalarından aynı zamanda Yılmaz Güney’in de hocası olan Atıf Yılmaz, filmi bitirmek istediğini dile getirir. Senaryo üzerine revizeler yapılır ve Atıf Yılmaz üç ana karakterin hapse düşme süreçlerine odaklanan geçmiş günlerini çeker.  Yılmaz Güney içeride olduğu için de 20’li yaşlardaki haline Çirkin Kral’a benzerliği ile dikkat çeken akrabası Göktürk Demirezen hayat verir. Böylelikle üç kader mahkûmunun hikâyesi olarak başlayan film, onların sefalete düşme süreçleri ve hayattan yedikleri tokatları anlatan başarılı bir bileşim olarak önümüzde gelir.

Filmi, iki dehanın ortak bir ürünü olarak betimlemekte yarar var. Yılmaz Güney sinemasının ince bir eseri olarak başlayan ve daha sonrasında Atıf Yılmaz’ın samimi anlatısıyla taçlanan film, iki yönetmenin elinden değil de meselesi olan ve bu meselenin üzerine olanca odaklanan tek bir yönetmenin elinden çıkmış izlenimini uyandırır. Bu yüzden Zavallılar; çizgisinden asla sapmayan, vuruculuğunu her daim en üst noktada tutan ve dramatik yapısıyla iç burkan bir film olarak hâlâ adından bahsedebileceğimiz, sinemamızın en ilginç filmlerinden bir tanesidir.

1411_02

Filmin için açılması gereken parantezlerden bir tanesi de şüphesiz oyunculuklar olacaktır. Özellikle Güven Şengil ve Yıldırım Önal’ın 2 yıl arayla hayat verdikleri karakterlerinden asla kopmamaları, filmin inandırıcılık seviyesini yukarılara taşımakta oldukça işlevsel. Nitekim oyunculuk kariyeri pek de uzun olmayan Göktürk Demirezen (sinematurk.com verilerine göre yalnızca 3 filmde oynamış) için de aynı şeyleri söylemek mümkün. Onların bu denli başarılı performansı, oldukça dramatik bir çatı altına kurulmuş Zavallılar’ı şahlandıran en önemli unsur olarak öne çıkmaktadır. Aynı zamanda filmin müzik kullanımının da hakkını vermek gerekir. Tam olması gerektiği yerde, en vurucu tonda beliren müzikler filmi bir bütün haline getirip, etkileyicini arttırmaktadır.

Zavallılar; Yılmaz Güney ile Atıf Yılmaz sinemasının inceliklerini barındıran, meselesi olan; bu meseleden asla sapmayan ve realitesini her dakikasında diri tutabilen etkileyici bir film. Sefaletin, öncesini ve sonrasını vurucu bir şekilde dile getiren, eleştirisini cesurca yapmayı başaran ve izleyen herkesin sorgulayıcı tarafını bir kez daha ortaya koyan film; gerek sinematografisiyle gerekse içindeki farklı hikâyelerle sinemamızda çoktan farklı yere konumlanmış yapımlardan bir tanesi. Doların tıkır tıkır yükseldiği şu günlerde; sefaletin bu denli iç burkan bir şekilde artmaması dileğiyle…

Yazar hakkında: Polat Öziş

1992 İzmit doğumlu… Küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinema en büyük tutkusu oldu. Sonrasında ilginç bir şekilde Muğla’ya İktisat okumaya gitse de tutkusundan vazgeçemedi ve sinemayla ilgili çalışmalar ortaya koymaya başladı. İzledi, düşündü, çekti. Sonunda ise filmler hakkında yazmaya başladı. Film Arası Dergisi, Film Hafızası ve Öteki Sinema’da çok sevdiği filmler hakkında yazmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir