Kerem Topuz’dan: İlk Filmini Yapacaklara Tavsiyeler

Bundan önceki yazılarımda, sektörel bazda tespitlerimi, ‘bana göre’ yapılan yanlışları, bazen esprili, bazen de kışkırtıcı olması açısından çok sert bir dille eleştirmiştim. Bunu yapmamım nedeni, ilk etapta; size gösterilmeye çalışılanların, aslında gösterilmeye çalışıldığı gibi olmadığını keşfetmem ve bunu yüksek sesle dile getirmek istememden kaynaklanıyordu.

Bu, çakma ve balondan dünya, törpü makineleri gibi çalışmakta, yüreklendirme ve yönlendirme adı altında, adillikten uzak bir değerlendirme yapmakta, en kötüsü, bir çok yeteneğin saf dışı bırakılması için, her türlü engeli üretmekle meşguldü. Bunu da, bir çok kişi ve kurum kendi foyalarını örtmek için kusursuzca kullanmaktaydı. Çünkü, eğer kralın çıplak olduğunu herkes söylemeye başlarsa, krallık elden gidecekti. Oysa, eleştirilerim kralı ya da bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek içindi. Halen de öyle!

Evet, benim istediğim gerçekten de hep beraber ‘üzüm yemek!’

Bu noktada, özellikle, ilk filmini çekeceklere, kervana katılmayıp kendi yönünü tayin etmeleri  için bazı tavsiyelerde bulunacağım.

Bunu neden mi yapıyorum?

Birincisi;

Eğer ki sizler, kendi yönünüzü, kendiniz tayin ederseniz ve başkalarının peşine takılmazsanız, sinemamızı fabrikasyon bir seri üretimin kötü kopyaları olmaktan kurtarmayı başarabilirsiniz.

İkincisi;

Değişen dünya, estetik anlayış, sanat ve teknoloji karşısında hala sizden beklenen çağ gerisi bir anlayışı destekleyenleri ve bu anlayışı ısrarla alkışlayanları yerle bir ederek, hem kendinizi hem de top yekun bir ülke sinemasını ayağa kaldırabilirsiniz.

Peki bunu nasıl yapacağız?

Şöyle ki;

Evvela ilkeli bir duruş sergileyip, beklentiler ve istekler karşısında konumumuzu net bir şekilde belirleyeceğiz. Kimseye yaranmaya, kendimizi beğendirmeye çalışmayacağız. Ödül ya da para tuzaklarına kapılıp yönlendirilmiş bir beklenti içinde hareket etmeyeceğiz. Yapmak istediğimiz sinema için yeni bir bakış açısı geliştireceğiz ve ön yargılarımızdan kurtulacağız. Bize dayatılan değil, kurallarını kendimizin koyacağı bir film üretiminin peşinde emek harcayacağız.

Mevcut düzende iki çeşit film üretim yöntemi sıklıkla kullanıyor ya da kullanılamıyor.

Biri, sinema fonları destekli, sizden hem bürokratik anlamda taklalar atmanızı isteyen, hem de beklediğiniz ve kaybettiğiniz zamana karşılık, çoğu kez bir şey elde edemediğiniz, motivasyon ve umut açısından hayal kırıklığı yaşatma oranı yüksek olan, ‘bağımsız gibi yapan ama bağımsız olmayan’ bir film üretim modeli…

Diğeri, geleneksel bir yöntemle sektörde bir yapımcının kapısında, kendinizi kanıtlamak için harcayacağınız emek ve özveri karşılığında karşılaşacağınız, fikir ve emek hırsızlığı… En önemlisi de tükenen heyecanınızla, her şeyden vazgeçtiğiniz elde var sıfır yöntemi…

Karar sizin, hala bu yöntemlerin peşinde vakit öldürmeye devam edebilirsiniz. Ama şunu unutmayın. Bu iki yöntem de asla size yapmak istediğiniz filmi yaptırmaz. Onların, yapmanızı istediği filmi yaptırır! O da belki, şansınız varsa yaptırır…

Ama ben size başka bir şey söylüyorum: Umutsuzluğa kapılmayın, başka bir yol her zaman vardır!

Bana göre; sizin böyle bir törpü ve kıyas çarkına girmeye ihtiyacınız yok! Buralarda boşuna zaman ve emek kaybetmeyin. Özellikle, ilk uzun metrajlı filmini yapacak olan bir yapımcı olarak bu tuzaklara kapılmadan kendi filminizi yapabilirsiniz. (Buradaki yapımcı kelimesini filmmaker olarak kullanıyorum)

Kendi imkanlarınız ve/veya ikna edeceğiniz kimselerden aldığınız destekle kimseye yaranmaya çalışmadan, gerçekten yapmak istediğiniz filmi yapabilirsiniz. İşte biz buna gerçek anlamda ‘bağımsız sinema’ diyoruz!

Böyle bir film üretim modelinde maddi ve teknik yetersizliklerden dolayı profesyonel ekiplerle ya da ismi olan oyuncularla çalışamamak gibi bir durumla karşılaşabilirsiniz. Bu durum moralinizi bozmasın. Çünkü, kendinizi, önce kendinize sonra da herkese ispatlayacağınız alan zaten böyle bir yöntemdir. Yetenek, böyle bir durumda ortaya çıkardığınız filmle ölçülür. Çünkü teknik imkan ve maddi güç, onu yönetecek bir yetenekten yoksunsa tek başına hiçbir anlam ifade etmez. Öyle olsa idi, bütün parası olanlar film yapar ya da teknik ekip kiralayan firmalar en büyük yapımcılar olurdu.

Kendi imkanlarınızla yapacağınız bir film için çıkış noktası; az mekan, az dekor, az oyuncu, az kostüm kullanarak halledeceğiz bir senaryo üzerine çalışmaktır. En önemlisi, iyi bir hikaye ve kendinize ait özgün bir bakış açısı yakalamaktır. Çünkü asıl olan; anlatmak istediğiniz şeyi karşınızdakine doğru anlatabilme yetisidir. Tercih edeceğiniz ya da kendi bulacağınız farklı bir estetik anlayış, farklı bir bakış açısı, yeni anlamlar yaratmanıza neden olacak ve yaptığınız işe değer katacaktır. ‘Beni kimse anlamıyor’ safsatası beceriksizlerin yaptıkları işe değer atfetmek için uydurduğu göz boyamasıdır. Eğer ki, iletiyi hedeflediğiniz kitleye bile doğru iletemiyorsanız ve mesajınız karşı tarafa net olarak geçmiyorsa, başaramamışsınız demektir. Bunun adı sanat değil, başarısızlıktır. Gördüğünüz kötü örneklerden cesaret alıp nasıl olsa bir ekmek de ben kaparım peşine düşerseniz, hem kendinize hem de sinemaya en büyük ihaneti yapanlardan olursunuz. Kendinize dürüst olun yeter.

Böyle bir duruşla, türü ve tarzı her ne olursa olsun, kurnazlık yapmayan, hikaye anlatan, fark yaratan, bakış açısı ortaya koyan, bireysel ya da toplumsal, iyi filmler yapabilirsiniz.

Çünkü amaç, iyi filmler yapmaktır!

Hangi tür ve eğilimde film yaptığınız, hikayenizin içeriği, yaptığınız filmin iyi ya da kötü, değerli ya da değersiz olduğunun göstergesi değildir! Böyle bir kıyas yapanların ağırlıkta olduğu ülke sinemasından ne bir halt olur ne de bir halta sap olur. Bu benim, en çok üzerinde durduğum ve tekrarladığım mevzuların başındadır.

Her bir bağımsız üretim, seri üretim bandındaki birbirinin aynısı olan en iyi filmden, bin kat daha iyidir!

Unutmayın yol bilen kervana katılmaz!

Kerem Topuz / Ağustos 16, 2014, Cumartesi.

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

2 Yorumlar

  1. Sinema üzerine hiçbir teknik bilgim yok.
    Cebimde beş kuruş para yok,böyle bir işe baş koyacak kadim dostlarım da yok.
    Hayatımda hiç film çeken birilerini görmedim,hayatımda hiç oyuncu,yönetmen v.b. görmedim.–ha bir kere Akçay da Yılmaz Köksal abiyi görmüştüm–
    Üstelik insanlarla ciddi iletişim sorunlarım var,yıllar önce kayışları kopardım.
    Bir dolu kısa film ve bir uzun metraj senaryom var.
    Bütün bunlar yetmezmiş gibi kısa filmlerim aşırı şiddet ve cinsellik yüklü.
    Sadece Yeşilçam üzerine yazdığım kısa filmler ve Gezi direnişini Melih Cevdet Anday ın ve dolayısıyla Yusuf Kurçenli nin Raziye romanı-filmini güncelleyerek ilişkilendirdiğim uzun metrajım vücuda gelebilir belki.
    İstanbul da yaşasam bu işler daha kolay olurdu da tüm bu ahval ve şerait içinde vazifem boyuma posuma bakmadan bu maceraya girişmek mi yoksa yosun tutmuş hayatıma devam etmek mi.

  2. Filminlerini sevdiğin insanlara gönder. Senarist film çekmek zorunda değil ki her türlü kıymetlidir senarist.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: