İlk Kadınlar, İlk Sansür

Fuat Uzkınay tarafından 14 Kasım 1914’de çekilen, ya da daha doğru bir deyimle filme alınan ‘Ayastefanos’un Yıkılışı‘, sinema tarihçileri tarafından Türk sinemasının doğum tarihi olarak kabul edilir. Yine aynı tarihçiler 1917 yılında yönetmenliğini Sedat Simavi’nin yaptığı ‘Pençe‘ isimli filmi de Türk sinemasında cinselliğin işlendiği ilk film olarak görüyorlar. Pençe ayrıca, Türk sinema tarihinin ilk öykülü filmi… Servet~i Fünun yazarlarından Mehmet Rauf’un aynı adlı dört perdelik oyunundan uyarlanan bu ilk öykülü film, bulanık bir biçimde de olsa, evlilik karşıtı, serbest ‘aşk’ yanlısı bir tutuma sahipti. Gösterime girdiği dönemin egemen ahlakı göz önünde bulundurulacak olursa oldukça cüretkâr’ sahneler de içeren Pençe’yi, Türk sinemasının henüz bebeklik dönemindeyken yaşadığı ilk erotik deneyim’ olarak kabul etmek mümkün.

Buna rağmen Pençe, belkide dönemin karmaşık siyasal koşulları nedeniyle sansüre konu olan bir film olmadı. Türk sineması ilk sansürle 5 yaşında, 1919 yapım ‘Mürebbiye‘ filmi ile tanıştı, ismi bile ironik bir biçimde sansürü çağrıştıran bu filmi, Ahmet Fehim, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın yine aynı adlı romanından uyarlayarak yönetmişti.

Ahlaki olduğu kadar siyasi bir niteliğe de bulunan bu ilk sansür, İstanbul’daki Fransız işgal kuvvetlerinin komutanı Franchet d’Esperey tarafından, filmin aşüfte mürebbiyesi Anjel’in bir Fransız olması gerekçe gösterilerek uygulandı. Gerçekten de ahlaksız mürebbiye rolünde mükemmel bir performans sergileyerek rolünü adeta yaşayan Madam Kalitea, bir Türk ailesinin yanına girdikten hemen sonra bütün bir ev ahalisini ayartmayı başarıyordu. Bu durumdan gocunan’ d’Esperey filmin gösterilmesini ve Anadolu’ya gönderilmesini yasakladı.

Zamanın kadın imgesine uygun balıketi fiziğiyle Madam Kalitea aynı zamanda Türk sinemasının ilk öpüşen kadın oyuncusudur. Ancak bir Türk filminde oynayan ilk kadın oyuncu bir başkası; Pençe filminin iki kadın oyuncusundan birisi, Eliza Binemeciyan. Doğal olarak ortalıkta dolaşmaları bile abes sayılan Müslüman Türk kadınlarının bu tür ilklere öncülük etmeleri beklenemezdi. Azınlık Türk kadınları ve Beyaz Ruslar, çocukluk dönemi boyunca Türk sinemasının her türlü kadın gereksinimini karşılayan iki ana kaynağı oluşturacaktı.

Dönemin erotik sayılabilecek bir başka filminde yine Ahmet Fehim imzasını görüyoruz. Bu kez Yusuf Ziya Ortaç’ın manzum oyununu sinemaya uyarlayan Fehim, Lale Devrini ve devrin gözde kadını ‘Binnaz’ı anlattı. Madam Blanche’ın oynadığı bu film sayesinde Türk sinema seyircisi ilk kadın ve ilk öpüşen kadının ardından beyazperdedeki ilk kadın göbeğini de izleme fırsatı buldu. Erotik Türk sinemasında yabancı kadın egemenliği çok uzun yıllar sürdü. Türk toplumu rol gereği de olsa kendi kadınını erotik sahneler içinde hayal etmek istemeyince, etkileri günümüzde bile süren bir yol seçerek (Helga!) cinselliği, çıplaklığı ve seksi yabancı kadınlardan öğrendi, ‘Ölmeyen Aşk‘ta Efkan Efekan’ın partneri Fransız şarkıcı Maria Vincent’te soyunan kadını, ‘İstanbul’da Aşk Başkadır‘ın güzel oyuncusu Gizelle Dali’de çıplak kadını seyretti. Enteresan olan, bu isimlerin hemen hiçbirinin ne birer yıldız ne de uluslar arası piyasada isim yapmış bir oyuncu olmalarıdır. Bir boşluğu doldurmak dışında sinemasal bir etkileri yoktu.

1970’li yıllarda bile durum hala aynıdır: Türk kadın oyuncusu ve belki de aslında Türk erkeği, kendi cinsel hazlarının ulu orta sergilenmesine henüz tahammül edemez ve bu konuda nettir. Şehvet düşkünü bir Bektaşi şeyhini konu edinen ‘Nur Baba‘nın seti Bektaşilerce basılır, film yasaklanır. Türk kadını yalnızca bir iyi aile kızı, bir küçük hanımdır.

Türkan Şoray 1975 yılında ‘Teşekkür Ederim Büyükanne‘de kendisine önerilen rolü reddedecek, rolü kapan Sonia Viviani bu filmin ardından Osman Seden’in yönettiği ‘Delicesine‘de başta Türk erkeğinin alter ego’su Kadir İnanır olmak üzere dört serserinin kaçırıp günlerce tecavüz ettiği ünlü bir sinema yıldızını tüm çıplaklığıyla canlandırmakta bir beis görmeyecektir.

Muhsin Ertuğrul’un 1934 yılında çektiği ‘Bataklı Damın Kızı  Aysel‘, bastırılmış cinselliğin ilk Semptomu olarak, sonraları bir erotizm efsanesi haline gelecek ilk Türk kadın oyuncusunu sinema seyircisiyle buluşturmuştu. Mavi Melek Marlene Dietrich, bizim ülkemize ‘Şehvet Kurbanı‘ ismiyle olsa da uyarlandı ve Türk sineması ilk dişisine kavuştu. Cahide Sonku’nun biraz da ‘taklit’ erotizmi ‘Şehvet Kurbanı‘na Türk sinemasının ilk erotik filmi unvanını haklı olarak kazandırdı. Ancak erotizm ve cinsellik daha uzun yılllar olumsuz değerler yüklenen ve ‘öteki’ne atfedilen bir kusur olmaktan çıkmadı. Seks, ancak kadına dayatılan bir zor olarak izlenebildi. İsteyen kadın, zaten ‘kirlenmiş’ bir orospuydu. Bu yüzden seks hep şiddetle yan yana yürüdü, bu yüzden tecavüz, erotik Türk sinemasının en gözde teması olageldi, bu yüzden belki de, yalnızca ülkemiz sinemasında üçyüzü aşkın tecavüz sahnesinde oynayan ‘tecavüzcü’ aktörler olabildi.

80 yaşını aşmış bir sinemada hala erotik aktris denince akla gelen star oyuncu sayısının bir elin parmaklarını geçmiyor oluşundan araştırmacı Lale Nur şu sözlerle şikayetçi olur: “Sinemamızda cinsellik sembolü olmuş kadınlar düşünüldüğünde, Cahide Sonku’dan sonra sadece bir efsane geliyor akla: Türkan Şoray. “Sultan”, kendine özgü yasalarını koyduktan sonra uzun süre soyunmaktan, hatta öpüşmekten kaçındığı halde, birer cinsellik sembolü olmuş iri kara gözleri, ıslak ve aralık dudaklarıyla, bakmasıyla, tavrıyla Türk sinemasında en ağır cinsel göndermelerde bulunmuş kadınlarından biri olsa gerek. Bir zaman Gönül Bayhan’ına, Diclehan Baban’a, Melahat İçli ‘ye, Üftade Kimi’ye, daha sonra sağlıklı, yapılı ve baştan çıkarıcı kadının kumral örneği Neriman Köksal’a ve (porno furyasını hesaba katmıyoruz) yakın zamanın soyunan kadınlarına rağmen 75 yıllık bir sinemanın tarihinde gerçekten anlamlı, gizemli ve erotik olabilmiş kadın sayısı ise, üç taneyle sınırlıdır: Çolpan İlhan, Leyla Sayar, Güngör Bayrak. Bir de belki, anlam yüklü yüzüyle Ayfer Feray. Türk sinemasının ‘tanrıçalar’, ikon’lar yaratan bir erotik film geleneği olmadı. Ama erotizm, bir tür çeşni olarak ilk yıllardan beri hiç eksik değildi. Türk sineması, yasak ve ifrat gibi uç noktalarda yaşadı cinsellikle ilişkisini. En başarılı kadın filmlerine imzasını atan yönetmenler erkekler oldu.”

Derleme

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

2 Yorumlar

  1. tolga demirtaş

    1918-1923 arasında filmlerde onayan azınlık Türk kadınları:
    1. Madam Kalitea
    2. Matmazel Blanche
    3. Rana Dilberyan
    4. Elize Binemeciyan
    5. Anna Mariyeviç
    6. Roza Felekyan
    7. Liana Console
    8. Madam Sarmatov
    9. Helena Artinova
    10. Jenya Moris

    50’li yıllardan sonra sinemada kadın tipleri oturmaya ve ortaya çıkmaya başladı fakat o dönemlerde izlediğimiz kadın tipleri hep acınası varlıklar olarak karşımıza çıkıyordu.

  2. valla benim aklıma Türk sineması, kadın ve cinsellik deyince Müjde Ar gelir herkesten önce.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: