Inception / Başlangıç (2010)
Yazan: Masis Üşenmez 29 Temmuz 2010
Kategori: Bilimkurgu filmleri, Film İncelemeleri, Son Yazılarımız
Yeni sezonun en çok merak uyandıran yapımı Inception sonunda sinemalarımıza teşrif etti. The Dark Knight ile ününe ün katan Christopher (Jonathan James) Nolan’ın sonraki adımı acaba sonu mu olacaktı, yoksa seyirci artık oturmuş bir yönetmen sinemasının zevkini mi sürecekti?
Nolan bu son fantezisinde Lucid Dreaming’e sırtını dayayarak kendine uçsuz bucaksız bir özgürlük ortamı sağlamış. Inception, “Birbirlerinin rüyalarını paylaşan insanlar, herkesten gizledikleri sırlara ortak olabilir mi? Ve hatta bir insanın gerçek yaşamına etki edebilecek, kişiliğini değiştirecek bir fikri rüya aracılığı ile o insanın beynine yerleştirebilmek mümkün mü?” sorularından ortaya atarak seyirciyi düşündürmek istiyor.
Yarattığı bu evreni yine bildiği ve daha önce onlarca kez çalıştığı isimlerle doldurmayı tercih eden Nolan, Ocean’s Eleven’dan sonra en güçlü kadrolardan birini filminde kullanmayı başarmış. Zaten özünde bir hırsızlık hikayesi olan filmi, tek kelime ile Ocean’s Eleven’ın rüyalara dadanması olarak özetleyebilirim.
Kadroda yönetmenin her filminde görmek istediği Michael Caine, Cillian Murphy ve Ken Watanabe gibi oyuncuların yanında Leonardo DiCaprio, Joseph Gordon-Levitt, Ellen Page, Marion Cotillard gibi isimler bulunuyor. Görselliğin ve Hans Zimmer’ın filmle birebir örtüşen bestelerinin gerilimi sağlamadaki gücü bu dev kadro ile de tamamlanıyor.
Yine de Ken Watanabe gibi bir ismin filmde çok silik kaldığını düşünüyorum. Aksiyon sahnelerinde kendisinden yararlanılmaması beni oldukça şaşırttı. Belki de Nolan özellikle yakın dövüş sahnelerinde yeteneklerini sergileyeceğini düşündüğüm Watanabe’nin farklı bir yüzünü seyirciye yansıtmak istemiştir.
Senaryo filmde mükemmele yakın diğer unsurların yanında pek de tatmin edici gelmiyor. Özellikle rüyaları manüpüle edilebilmesi düşüncesi bu kadar heyecan verici iken çok daha iyi bir olay örgüsü yaratılabilirdi. Ancak konu şirket bilgilerinin çalınması, dev bir holdingin çökertilmesi ekseninde sıkıştırılınca, ekibin başarısı ya da başarısızlığı seyirciyi çeken bir unsur olmaktan çıkmış.
Bu noktada Nolan, Dominic “Dom” Cobb (Leonardo DiCaprio) karakterine babalık rolünü de yükleyerek çıkmaza düşürüp konuya biraz daha anlam katmak istemiş. Ancak yine de her aksiyon filminde dünyaların kurtarılması temasına alışkın olan seyirci bu kısır gerilimi ne derece sineye çekebilir?
Christopher Nolan son yıllarda yükselen kariyerini Inception ile pekiştiriyor diyebiliriz, ancak bana göre hala Memento’nun üstüne bir tuğla koyabilmiş değil. Inception yeni projelerine kadar görsellik olarak en önemli yapıtı sayılacaktır. Her zaman seyirciye yeni ufuklar açmayı seven Nolan rüyalarla ilginç bir oyun yaratmış.
Gerçeklik ve rüyanın filmin ilerleyen bölümlerinde git gide iç içe geçmesi ilk defa yaşadığımız bir senaryo olmasa da, daha önce bu kadar dev sahnelerle ortaya konulmadığını söyleyebilirim. Harcanan emek ancak beyaz perdede gerçek değerini bulacaktır.
Ancak tüm bu eşsiz görsellik ve Nolan’ın mükemmeliyetçiliği daha önceki işlerinde olduğu gibi eğlence kısmını geri plana atıyor. Nolan sinemasının Memento’dan sonraki gelişiminde benim için asıl problem de bu oldu. Batman Begins dışında eğlence sinemasına yakın işlerinde seyirciyi çok yorduğunu ve sıktığını düşünüyorum. Inception özünde Ocean’s Eleven, Italian Job ve hatta kar sahneleri ile James Bond’dan parçalar taşısa da özellikle Matrix’den beslenen bir film. Hatta filmde yakın dövüş stiline, donuk tipine, yalanmış saçlarına dikkat edecek olursanız Neo’nun klonu diyebileceğimiz Arthur(Joseph Gordon-Levitt) gibi de bir karakter mevcut. Ancak filmin ilerleyen yıllarda Matrix gibi bir kült olamayacak olmasının ana nedeni Matrix’deki eğlencenin Inception’da çok ağır ve uzun sekanslar ile boğuluyor olması.
Artık filmlerin açılışında sondan bir önceki sahneyi gösterme işine de son verilmeli. Kanıksadığımız bu durum artık sürprizden çok sonu açığa çıkardığı için seyir zevkini düşüren bir sonuç yaratıyor.
Aslında Nolan hala çok ciddi bir film çekip batma tehlikesi ile karşı karşıya kalmak ile sinemanın eğlence sektörüne hizmet etmek arasında gidip geldiğini Inception ile gösteriyor. Filmin ana problemi bu kadar açık uçlu ve eğlenceli bir hikayeyi çok fazla ciddiye alması aslında. Eğlence sineması için çok uzun diyaloglar ve sahneler içermesi hedeflediği kitleyle örtüşmüyor.
Yine de tüm bu problemlere rağmen film gişede oldukça iyi bir açılış rakamına ulaştı. Açık uçlu sonu da “Acaba devamı çekilir mi?” sorusunu akla getiriyor. Nolan acaba ilerleyen yıllarda sinema sektöründe oynadığı havalı filmlerin mükemmeliyetçi yönetmeni rolünde devam mı edecek yoksa Memento ya da Insomnia gibi daha naif ama vurucu işlere de imza atacak mı? Bunu hep beraber bekleyip göreceğiz.































ilginç blog tarafından 29 Temmuz 2010 22:09 tarihinde
Uzun zamandır merakla beklediğim film. İzlemek için sabırsızlanıyorum. Duyduğuma göre Matrix’in tahtına el atacakmış.
fuzzy tarafından 30 Temmuz 2010 10:00 tarihinde
Umarım bu kadar övgüden sonra kötü bir film çıkmaz. Çok reklamı yapıldı çünkü.
asden fan tarafından 30 Temmuz 2010 16:11 tarihinde
insomnia bok gibi idi. inception rulzzz. (moderasyondan geçmez bu yorum)
Ezgi Aksoy tarafından 30 Temmuz 2010 18:13 tarihinde
daha filmi izlemedim, ama “Ve hatta bir insanın gerçek yaşamına etki edebilecek, kişiliğini değiştirecek bir fikri rüya aracılığı ile o insanın beynine yerleştirebilmek mümkün mü?” sorularından yola çıkarak seyirciyi düşündürmek istiyor demişsin ya masis, aklıma henri fredrick blanc’ın “l’empire du sommeil” (uyku imparatorluğu) adlı romanı geldi. uykulara reklam alıyorlardı .) izleyelim bakalım .)
Fatih YÜRÜR tarafından 30 Temmuz 2010 20:43 tarihinde
İyice sindirmeden hakkında bir kaç kelam edilmesi zor bir sinema filmi…Son zamanlarda perdeyi gerçekten bu derece “dolduran” başarılı bir filme rastlayamamış olmanın hazımsızlığı da malumunuz…Tek kelimeyle açıklamak ise imkansız…Inception, Hollywood’dan umud kestiğim bir dönemde ilaç niyetine kabul edebileceğim leziz bir yapım…
gorcun tarafından 30 Temmuz 2010 23:05 tarihinde
Genel yorumlardan anladığım kadarıyla bu filmi bir kere izlemek hiç bir sinemasevere yetmeyecek. Yorumların bu kadar olumlu olması, imdb puanı vs. her şey beklentiyi o kadar yükseltiyor ki… henüz izleyemedim ne yazık ki.
kahramanlarsinemada tarafından 01 Ağustos 2010 01:50 tarihinde
Masis, sanırım filmi beğenmemişsin ve biraz yumuşak bir yazı yazmayı tercih etmişsin:) Açıkçası filmin ilk bir saatini beğenerek izledim ama daha sonrasında geçen her dakika film bitsin diye bekledim. Filmin senaryosunu da yazan Nolan sanırım kendi senaryosunu çok beğenmiş ve konuyu 2,5 saate sığdırmış:)Rüyalar üzerine kurulu 2,5 saatlik bir filmin neredeyse tamamının aksiyon filmi havasında olmasını yadırgadım. Konusu gereği “ne zaman ters köşe yapacak” diye seyredilen bir filmde ana hikayenin ne olduğu ve bu ana hikaye üzerine ne anlatıldığı biraz birbirine girmiş. Bunlar dışında; filmin müziklerini ilk baştan beğendim ama daha sonra hiç durmadan film boyunca devam etmesi sinirimi bozdu. Yazıda geçmiyor ama Nolan’ın “Prestige” filmini çok beğendiğimi de eklemek isterim. Film için notum: 6,5
Utku Uluer tarafından 03 Ağustos 2010 17:00 tarihinde
Ben filmi begendim. Hic bir beklenti icinde degildim ve acikcasi oncesinde ilm hakkinda hic birsey okumadim.
Leonardo di caprio disinda filmde beni rahatsiz eden bir durum yoktu.
ancak film bence matrixten ziyade cronenbergin existenze filminden besleniyor gibi
Ruyalarin icice gecmesi ile existenzeta kurulan mantik cok daha yakin bence. Bu yuzden dahiyane bulus ve acaip bir hikaye olarak gormedim hatta existenze i baska bir noktaya tasimis gibi geldi bana. Sadece ruya icinde dolasarak mimara anlatmasi ile neo morpheus muhabbeti gibiydi…
Masis eklememeis ama Fischerin kapiyi actiginda babasinin yataktaki hali 2001 uzay macerasi ve Dom un yarattigi bos kentin ise maymunlar cehenneminin terkedilmis insan kenti hatirlattigini ekliyelim.
bazen cok film izledigimizde bunlari yazinca elestirel bir duruma dusuyoruz oysa sanirim analiz yapmak ve izledigi filmlerde diger filmlerde gordugumuz ortak noktalari yakalamak gayet dogal ve bence cok guzel birsey. O yuzden james bond tespiti super olmus.
Onemli olan filmelrdeki benzerliklerin film izleme zevkimizin onune gecmemesi. Bu acidan bakinca film bende hayalkirikligi yaratmadi ve zevk verdi bunun disinda medya yeni matrix diye pompalayabilir ama bize ne
masisin yazisinda katildigim en onemli nokta ise:
“Artık filmlerin açılışında sondan bir önceki sahneyi gösterme işine de son verilmeli. Kanıksadığımız bu durum artık sürprizden çok sonu açığa çıkardığı için seyir zevkini düşüren bir sonuç yaratıyor.”
Hayra yormak lazım: Başlangıç/Inception | Tersninja.com tarafından 04 Ağustos 2010 02:04 tarihinde
[...] filmi Masis Üşenmez‘in dediği gibi “Ocean’s Eleven’ın rüyalara dadanması,” olarak özetlemek mümkün. Ancak çok daha komplike, çok daha ustalıklı ve çok daha [...]
hatice tarafından 06 Ağustos 2010 23:17 tarihinde
Mükemmel… Olay yeri gerçekten zihnimiz.
Kaçırmayın.
Erdem tarafından 12 Ağustos 2010 10:30 tarihinde
” Ancak filmin ilerleyen yıllarda Matrix gibi bir kült olamayacak olmasının ana nedeni Matrix’deki eğlencenin Inception’da çok ağır ve uzun sekanslar ile boğuluyor olması. “.
Direk aklımdakini yazmışsın rüyamamı girdin ne? yukarıdaki bir yana film gerçekten çok iyi heleki o 3 lü uyanma sahnesindeki kurgu müthişti.
Masis Üşenmez tarafından 13 Ağustos 2010 13:54 tarihinde
Tüm güzel yorumlar için teşekkürler. Erdem aklın yolu bir diyelim: )
milkname tarafından 13 Ağustos 2010 15:12 tarihinde
çok güzel bir yazı, kaleminize daha doğrusu klavyenize sağlık. Ne düşünüp de ifade edemediysem okudum, rahatladım. Seni de sevemedim Inception, nedir benim problemim bilmem?
gorcun tarafından 19 Ağustos 2010 20:00 tarihinde
Beklediğim gibi defalarca izleyeceğim bir film olmuş. Müzikleri olağanüstü. Yazıdaki eğlence kısmı eleştirisine de katılmıyorum. Daha doğrusu problem olarak görmüyorum. Zaten Nolan’ın şimdiye kadar çektiği hiç bir filminde de derdi bu olmadı ki. Çizgisinden farklı bir film değil Inception. Filmin gerçekten gerilim havasında tedirgin edici bir atmosferi var. Ama zaten bir sürü büyük bütçeli eğlencelik aksiyon filmleri mevcut piyasada. Bu gibi filmler lazım asıl seyirciye ve Nolan bunu dünya çapında başaran az sayıda sinemacılardan biri.
gorcun tarafından 19 Ağustos 2010 20:09 tarihinde
O konu dışında yazıya katıldığımı da belirteyim. Ayrıca umarım devamı gelmez de bu haliyle kalır Inception.
Murat Tolga Şen tarafından 19 Ağustos 2010 22:33 tarihinde
Valla ne yalan söyleyeyim ben epey sevdim filmi. Eskisi gibi iyi filmler yok ki artık. Bu çöl ikliminde iyi geldi Inception… Aşağıda Beyazperde için yazdığım yazı var:
http://www.beyazperde.com/sinekritikdetay/2240
bayex tarafından 26 Ağustos 2010 10:08 tarihinde
@ Murat Tolga Şen arakadaşımızında dediği gibi
İçerdiği sinematografi ile asla küçük ekrana sığmayacak kadar görsel ve zihinsel bu deneyimi kaçırırsanız yazık olur.
Keşke imax olarak türkiyede izleme sansımız olsa idi.
James Cameron sinemaya 3D yi Nolan ise İMAX tekniği ile bir filmin ne kadar güzel bir şekilde çekileceğini sinema severlere gösterdi diye düşünüyorum bilmiyorum hatamı ediyorum.