Insidious / Ruhlar Bölgesi (2010)

Insidious filminin adını ilk kez duyduğumda “yüzlerce örneğini izlediğimiz perili ev öykülerinden biri daha” diye düşünmüş yine de fantastiğin en sevdiğim teması olan doğaüstü fenomenler üzerine çekilmiş bu filmi merakla beklemeye başlamıştım. Korku sineması her şeyden önce yönetmen sinemasıdır. Kameranın arkasında kendisini Testere ile ispatlamış James Wan olunca merakım daha da artmıştı.

Sonunda Ruhlar Bölgesi’ni izleyeceğimiz vakit geldi, gittik ve gördük. Gördük ki 80’lere dönmek sadece J.J. Abrams’ın hevesi değilmiş. James Wan 80’lerin perili ev filmlerinden epey etkilenmiş gibi görünüyor. Hatta durumu herkesten önce farkedenlerden biri olduğu bile söylenebilir; Ölüm Emri ile yine bir başka gözde 80’ler teması olan vigilante (intikam) filmlerine aşırı şiddet yüklü ve hiç de fena olmayan bir dokunuş yapmıştı.

Konudan bahsetmek çok gerekli olmasa gerek çünkü bu tür filmlerin alttan gelen mesajı bellidir; evinizin içine giren her türlü kötülüğe karşı birlik olun ve ailenizi koruyun! Bizim evlerin içinde de genelde bir kayınvalide terörü estiği için bu tür perili ev filmlerini ve sonunda “aile”nin birarada kalmasını ve kötülüklerin defolmasını izlemeyi pek severiz. James Wan bu iskeletin üzerine inşaa ettiği yeni filminde “perili ev” filmlerine yeni bir soluk getirmeye, klişelerin batağına saplanmış ve neredeyse tüm etkileyiciliğini yitirmiş bu türde yeni bir şeyler söylemeye çalışmış. Peki başarabilmiş mi? Üzgünüm ama hayır! Üstelik filmi batıran ne senaryo, ne yönetmenlik ne de oyunculuklar…

Öncelikle “Perili ev” filmiymiş gibi başlayıp da perili olanın ev değil içindekiler olduğu fikrini işlemesi orijinal değil ama fena durmamış. Şimdiye kadar pek elleşilmemiş “Astral seyahat” fenomenine el atması ve bu tür filmlerin çok meraklısı olduğu, her şeyi getirip de dinsel bir metne, koyu katolik bir çağrıya dönüştürmeme hali de gayet iyi geldi. Evin astral seyahat meraklısı ufaklığı Dalton’u oynayan Ty Simpkins dışında kötü oynayan kimse yok… E, o zaman ne! Hemen cevap verelim; MPAA (Motion Picture Association of America) sınıflandırma kriterlerine göre 13 ve üstü, henüz reşit olmamış seyircilerin, ebeveynleri ile birlikte görebileceği manasına gelen ve çoğu filmi olduğundan çok daha tatsız hale sokan ünlü PG13! (Son Terminator’ü niye sevmediniz sanıyorsunuz?) Sırf daha fazla bilet satmak uğruna filminizi buna uygun çekiyorsanız elinizi çok daraltıyorsunuz demektir. Bu bir bandonun enstürmansız konser vermesi gibi bir şey! Kan yok, şiddet yok, küfür yok… Korku filmine bunları koyup ne yapacaksınız ki zaten!

James Wan’da işte tam bu noktada 80’lerin müthiş korku filmlerinin nasıl başardığını hatırlıyor; atmosfer… Film Amityville Horror gibi başlayıp, Changeling gibi devam ediyor ve finalde House ile Poltergeist arası bir kabus eğlencesi sunmaya çalışıyor. Hatta bebek telsizi sekanslarında İspanyol korkusu La habitación del niño’ya özendiği çok belli. Ama James Wan, Testere’de gördüğümüz üzere küçük bütçe ile harikalar yaratabilen bir yönetmen olsa da bu sefer işi kıvıramamış. Bu kadar fazla referanstan beslenmek filmi kafası karışık bir izlence haline getiriyor ve elinde Poltergeist’in bütçesi olmadığı için final epey gariban.

Filmdeki en güzel şey; Barbara Hershey… 1982 yapımı müthiş bir paranormal aktivite filmi olan The Entity / Karabasan’daki Carla Moran karakterinin uzantısı sayılabilecek bir rolde karşımıza çıkıyor ve film hafızası olan seyirciyi tavlıyor.

Sonsöz: Korku sinemasında yeni bir şeyler söylemek artık çok mümkün değil… Klişeleri düzgün kullananları ya da bir şekilde ters klişeye çevirenleri dahi “büyük yönetmen” diye alkışlar hale geldik. Ruhlar Bölgesi yönetmeninden dolayı umutla beklediğimiz bir filmdi. Beklentiyi karşılamasa da eğlenceli ve finale kadar ilgiyle izleniyor. Perili ev filmlerinden hoşlananlar, envai çeşit ruhun sürekli böö! yaptığı bu filmi tüm hamlığına rağmen sevecektir. Yine de beklentinizi düşük tutmanızda fayda var.

Beyazperde sitesi için yaptığım eleştiridir: http://www.beyazperde.com/filmler/film-182603/elestiriler-beyazperde/

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

6 Yorumlar

  1. bazi sahnelerde gerilmistim bu anlamda basarili ama hikaye orjinal ve islenisi ilginc degildi .

  2. filmin sonuna kadar olan kurgusu çok güzeldi bence. ama sonu beklediğim gibi oldu, neyse spoiler vermeyeyim. devam filmi de gelecek büyük ihtimalle.

  3. ilk satırları okuyunca bir an çok korktum Murat abi bu gerizekalı filmi öveceksin diye.

  4. Ben atmosfer filmi olarak başarılı buldum. Son zamanlarda çıkan benzer türde filmler özellikle Paranormal Activity etkisinden fazlasıyla sıkıldığımdan olabilir…

  5. Paranormal Activity’nin ima edip hissettirdiği herşeyi, İnsidious uzun uzun anlatıp açık açık göstermeyi tercih etmiş ama sonuç PA kadar iyi olmamış. Oren Peli İnsidious’un da yapımcılarından birisi zaten. Alın size bir de geleneksel hikaye anlatma tekniğiyle yapılmış versiyon demiş adeta.

  6. sadece rose byrne için bile izlenebilinecek, tüm paranormal activity filmlerinin veremediği gerilimi 1-2 sahnesinde verebilen 7 puanlık bir korku filmi.bu kadar övgü syeni sayılabilecek bir film olduğu için.yoksa dünya korku sineması tarihinde yeri yok.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: