İntikam Sinemada Yenen Bir Yemektir!

İntikam sinemada türlerarası bir olgudur. Hemen hemen her türde intikam konusunun işlendiğini görebiliriz. Bir komedide bile ezilen adam filmin sonunda kötülerden intikamını almış tüm sorunlardan kurtulmuş şekilde karşımıza çıkar. Ancak asıl değinilmesi gereken intikam filmleri daha sert ve kanlıdır.

Bir aile ferdi öldürülen, ya da kendine zulüm edilen kişinin suçlularına adalet dağıtması edebiyat tarihinde olduğu gibi sinemada da çok sevilen bir klişe haline gelmiştir artık. Vigilante de denilen intikamcının hikayesi yarattığı şiddet ve kaosa rağmen başta yaşadığı kötülükten dolayı her zaman seyircinin sempatisini kazanan bir yanı vardır.

Bu ay sizlere benim açımdan sinema tarihinde iz bırakmış 15 filmi listelemek istiyorum. “İntikam soğuk yenen bir yemektir” demeden yazımı bitirmeyi umarım. Bu sayılmaz değil mi?

Oldboy (2003)

Chan-wook Park’ın intikam üçlemesinin ikinci ayağı olan Oldboy tüm zamanların en mide bulandırıcı, rahatsız edici, vurucu filmlerinden biridir. Bir adamın(Choi Min-sik), sorgusuz sualsiz 15 yıl boyunca bir hücreye tıkılarak işkence edilmesini ve salı verilmesinden sonra intikam için işkencecileri aramasını anlatan film, onca kanlı sahnesine rağmen Oldboy’un bir restoranda yediği canlı ahtapot sahnesi ile hafızalara kazınmıştır.

The Crow (1994)

Tüm zamanların en favori filmlerimden olan The Crow, bir çizgi roman uyarlamasının çok ötesine geçmiş bir şaheserdir. Brandon Lee’nin hayatını verdiği rolü Eric Draven, nışanlısının ve kendisinin katledilişinden bir yıl sonra bir karga tarafından dünyaya döndürülür. Karga onun katillerini bulup intikam alması için yardım eder. “Can’t rain all the time”(her zaman yağmur yağamaz) sözü ile hafızalarımıza kazınan yapım Alex Proyas’ın sinemasal dilini en iyi şekilde yansıttığı filmdir.

V for Vendetta (2006)

Modern zaman kültlerinden olan film, Wachowski biraderlerin (ya da abla-kardeş mi demeli artık?) senaryosu ve James McTeigue’ın yönetmenlikteki başarısı ile birleşerek statükoya karşı duruşta bir simge haline gelmiştir. Alan Moore’un grafik romanından uyarlanan yapım, V adlı özgürlük savaşçısının rejime karşı duruşunu ve halkı adına intikam alma hikayesini beyaz perdeye taşır.

Kill Bill I – II (2003/2004)

Quentin Tarantino’nun uzak doğu intikam/dövüş filmlerine saygı duruşu niteliğindeki yapımı, hamile bir gelin iken eski sevgilisi mafya lideri Bill tarafından düğünü basılıp öldürülmek istenen gelinin, yaşam mücadelesinden galip çıkıp tetikçilerden ve sonunda da Bill’den intikamını almak için yola çıkmasını anlatır.

Last House On The Left (1972)

Wes Craven‘ın ilk dönem filmlerinden olan Last House On The Left, ilk yarısı ile genç kızlara yapılan tecavüz, şiddet yoğun sahnelerle hafızalara kazınırken, kızlarının intikamını almaya kalkan ailenin değişimini de vermedeki başarısı ile seyirciye bir balyoz gibi iner.

Sleepers (1996)

Dört çocuk, bir yaralama olayına karışır ve bir yıl boyunca Wilkenson Merkezi’nde tutulurlar. Burada gardiyanlar tarafından işkence ve cinsel tacize uğrayan çocuklar bu travmaları üzerlerinden atamaz. 13 yıl sonra ekip bir araya gelir ve o gardiyanlardan birinin izini bularak intikamlarını almaya karar verirler. Gerçek bir hikayeden uyarlanan yapım güçlü oyuncu kadrosu ve dramatik yapısı ile 90’ların son iyi filmlerindendir.

Carrie (1976)

Sissy Spacek’in canlandırdığı Carrie, korku sineması içinde özel bir yere sahiptir. Stephen King’in hikayesinden uyarlanan ve Brian De Palma’nın yönettiği film, bir lise filmini en uç noktalara taşıyarak ün yapmıştır. Carrie utangaç içine kapanık bir kızdır. Sınıf arkadaşları ona bir oyun oynamaya karar verirler ve mezuniyet balosunda(mezuniyet balosu muhabbetini de hollywood’dan çıkarsak sinema endüstrisi çökerdi herhalde) tüm okulun önünde rezil ederler. Oysa ki Carrie’nin telekinetik güçleri vardır ve onu sinirlendirmek pek akıl karı bir iş değildir.

Cape Fear (1991)

Robert De Niro, Nick Nolte, Jessica Lange, Juliette Lewis’lı kadrosu ile 90’lar sinemasının en önemli filmlerinden olan Cape Fear, 1962 yapımının bile üstüne çıkabilen bir Re-Make’dir. De Niro’nun oynadığı Max Cady bir tecavüzcüdür. Yıllar önce onun avukatlığını yapan Sam Bowden bir belgeyi mahkemede saklayarak Cady’nin hüküm giymesine neden olmuştur. Hapisten çıkan Cady avukatının ve ailesinin hayatını zindan etmek için harekete geçer.

Once Upon a Time in the West (1968)

Epik bir vahşi batı kültü olan, Sergio Leone’nin yönettiği Once Upon a Time in the West (C’era una volta il West)’te başrollerde Charles Bronson (gizemli yabancı “Harmonica”), Henry Fonda(kötü adam Frank), Jason Robards (Cheyenne) ve gelmiş geçmiş en güzel oyunculardan Claudia Cardinale (Jill McBain)’i görürüz. Ennio Morricone’ın muhteşem müziklerinin renk kattığı film, bizim deyimimizle “kovboy filmleri” arasında ayrı bir yere sahiptir. Frank’in öldürdüğü adamın karısı olan Jill bölgeden ayrılmaz, ona Frank ile eski bir hesabı olan Harmonica ve Cheyenne intikamı için yardım edecektir.

Straw Dogs (1971)

Sam Peckinpah’ın yönettiği filmde Dustin Hoffman ‘ın en sert rollerinden biri olan David Sumner, İngiliz karısı Amy (Susan George) ile Amerika’daki şiddetten kaçmak için kızın İngiltere’deki köyüne yerleşirler. Ancak korktukları, kasabadaki eski sevgilinin Amy’e göz koyması ile başlarına gelir. Amy’e eski arkadaş grubunun tecavüz etmesi David’e bir şok yaşatır. David bu gruptan intikamını almak için daha önce kullanmadığı yollara baş vuracaktır.

Death Wish (1974)

Charles Bronson’ın tek başına bir adalet dağıtıcısını oynadığı Death Wish, karısı sokak serserileri tarafından öldürülen Paul’ün geceleri sokaklarda kötülük yapacağını düşündüğü kişileri avlamaya başlamasını anlatır. Normal bir insanın şiddete maruz kalınca çıldırma noktasına gelmesini anlatan güçlü filmlerden biridir.

Unforgiven (1992)

Clint Eastwood, Morgan Freeman, Gene Hackman, Richard Harris gibi dev oyuncularla büyüyen Unforgiven, her sinemaseverin arşivinde bulunması gereken bir hazinedir. Eski suçlu William Munny karakteri karısının ölümünden sonra kendisini çocuklarına ve çiftliğine vermiştir. Ancak son bir iş için ekibi toplar ve kahramanlık ile kötülük arasındaki yola girer.

Gladiator (2000)

Roma’da büyük bir generalken, politik oyunlara çok sevdiği karısını ve çocuğunu veren ve kendini bir anda arenalarda bulan Maximus’un deliliği ile ülkeyi ele geçiren Commodus’dan intikamını alma hikayesini anlatan film, fazla overrated bulunsa da tarihi sinemayı tekrar canlandırdığı için takdirimi kazanmıştır. Tek sorun Russell Crowe gibi bir oyuncuya fazlaca yüklenmesidir.

Friday the 13th (1980)

Kristal Gölünde sular asla durulmaz! Kristal Gölüne giden asla dönmez! Listeye girmesi gereken en önemli Slasher tabii ki küçük Jason’ın intikam hikayesi olan 13. Cuma’dır. Bir çocuğun trajik ölümü ile kapanan yaz kampı tekrar açıldıktan sonra talihsiz ölümler görülür. Bu ölümlerin arkasında hangi gücün olduğu ise pek yakında anlaşılacaktır. Tahmin edilemez çarpıcı finali ile hafızalarımıza kazınan film, yarattığı supernatural intikam kahramanı ile de bir seriye dönüşür.

I Spit on Your Grave (1978)

Bir çete tarafından işkenceye uğrayıp ölüme terkedilen bir kadının intikam hikayesini anlatan film gelmiş geçmiş en rahatsız edici kültlerden biri olmuştur. Geçtiğimiz yıl Re-Make’i de çekilen film şiddet sahneleri yüzünden uzun süre de yasaklı kalmıştır.

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

3 Yorumlar

  1. Eline sağlık Masis Baba

    Intikam parlayan bir atestir bazen Mohikanların sonuncusunda olduğu gibi mükemmel bir müzik eşliğinde koşarak alınır. En sevdiğim final sahnelerinden birisidir.

    Intikam uzun ince bir yoldur bazen… Cüneyt Arkın gibi mutlu başlayan hikayesinin kanlı sonuçlanmasında bazen kör kaldığı halde bazen dövülüp sövüldüğü tartaklandığı halde teker teker alınır intikam. Arabaya bağlar, kütük kesme makinesi şıp diye çalışır, kademe kademe adamları döverek en son noktadaki asıl adama ulaşana kadar gidilen bir yoldur Cücünün Intikamı…

    Veya bir oyundan uyarlanır intikam oyunu kadar güzel olmasa da bir tad bırakabilir. Max payne oyunların intikam konusunda en iyi örneğidir bence…

    Ama benim için müziğiyle en güzel intikam sahnesi budur:
    For a few dollars only final düellosu, acı intikam umutsuzluk ve bravo :)
    http://www.youtube.com/watch?v=Y-rFT-uHm4w&feature=fvwrel

    Vigilantelere saygılarımızla…

  2. Masis Üşenmez

    Ne güzel yazmışsın Utku :)

  3. Yazana değil yazdırana bakacan :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: