Jjakpae / City of Violence (2006)

Organize suçlar detektifi Tae-su (Jung Doo-Hong), lise arkadaşı Wang-jae’nin (Kil-Kang Ahn) cenaze töreni için doğduğu kasabaya geri döner. Tören esnasında yine çocukluk arkadaşları Pil-ho (Lee Beom-Soo), Dong-hwan ve Seok-hwan (Ryoo Seung-Wan) ile karşılaşır. Eski dostlar geçmişi yâd ederler, hem de arkadaşlarının kuşku uyandırıcı ölümü üzerine kafa yorarlar. Bu sıradan bir ölüm müdür? Yoksa ortada bir cinayet mi vardır?

Araştırma yapmaya başlayan Tae-Su ve ona yardım eden Seok-Hwan şaşırtıcı bir sonuca ulaşır. Wang-Jae’nin esrarengiz ölümünde emri aslında çok iyi tanıdıkları biri vermiştir.

Uzakdoğu sinemasının yükselen yıldızı Ryoo Seung-Wan yönetmenliğindeki nefesleri kesen aksiyon filminde ünlü aktör Jung Doo-Hong başrolde… (VCD arkası yazısından)

Nice zamandır böyle kendimi bulacağım bir film izlememiştim. Yine her zamanki gibi girdiğim VCDcide yeni gelen filmleri karıştırıyordum ki yeni bir Asya filmi gördüm sevindim. En azından seyirliktir, izler geçerim dedim zira Hollywood filmleri artık bana zevk vermez olmuştu. Filmi izledim, ne fragmanıyla ne de ” %100 aksiyon – %100 dövüş ” gibi bir tanımlama ile alakası olmadığını gördüm, tamam filmde oldukça geniş bir yeri dövüş sahneleri tutuyor ama bu da filmin aslında bir kara film olduğunu değiştirmiyor.

Film %30u bittikten sonra görüyorsunuz ki olay da belli azmettirici de… Ama olay yapısı gereğince kahramanların (biri hariç) gerçek ile yüzleşmesi kolay olmuyor. Buna ek olarak filmin başında ve bitişinde yeralan lise yılları flashback’leri olaylara karşı karakterlerin duruşunu aslında daha iyi anlamamızı sağlıyor. Hal böyle olunca film pop corn dövüş konseptinden uzaklaşıyor ve sona yaklaşırken harika estetize edilmiş, yapılabilecek tek tabirle Tarantino’nun damak tadına layık bir kara film çıkıyor karşımıza. Estetik uzakdoğu aksiyon sinemasının tüm nimetlerine rağmen %100 Grindhouse tadı bile alabiliyoruz filmden. (Zaten filmin konusunu buraya açmamın en önemli sebebi bu) Hem dublör performansları inanılmaz hem de dövüş sekansları yapay olmaktan uzak: Boyuna indirilen yan tekmelerin yada koşup duvardan sekmelerin bu kadar gerçekçi görünmesi bile beni şaşırttı. Aslına bakarsnaız filmde çok fazla şaşırtıcı şey var: Filmin ismine aldanmayın zira film vahşet öğelerini ilginç şekilde açıkça teşhir etmeksizin verilen bir şiddet tasviri kullanıyor, bunu şiddetin kansız kullanımı anlamında söylüyorum: Zira film çoğu türdaşından daha az kan içeriyor. Yine şaşırtıcı şekilde film kadın-erkek duygusallığını kullanmaktan ilginç şekilde kaçınıyor ve bununla da takdirimi kazanıyor: Filmde bayanların diyalogları 1 dakikayı bulmuyor. Filmin o tarz bir duygusallıktan uzak tutulması ne çocukluk günleri hissiyatını kaybettirmiyor ne de erkeksi bir intikam duygusunu…

Müzikleri bile filmin sonlarına yaklaşıktıkça uzakdoğu ritmlerinden uzaklaşmaya ve Spagetti Western’lerin vendetta temalarını hatırlatan bir akışa götürüyor. Hatta filmin sonundan bir önceki toplu kavga sahnesinin salt gitar müzikleri ve ağır çekimlerle verilişini gördüğümde bu filmi nasıl olur da Hero’daki gibi “Quentin Tarantino presents” takısıyla batıda gösterilmemiş diye şaşırdım diyebilirim. Hayatımda Malkoçlu filmlerindeki İmparatorla yapılan son dövüşün aynısı bir son sahneyle bitirilen bir filmin benim için bu kadar bağlayıcı olabileceğine inanmazdım ama filmde insanı şaşırtan o kadar şey var ki izlemeden anlatmam zor, çok zor…

Filmin bir aksiyon filmi görünümünde gerçek bir kara film olduğundan bahsetmiştik. Karakterlerin tamamının aslında bir noktada zayıflıkları olduğu ortaya çıkıyor ve bu da eski arkadaşlığı çökertecek olayları saplayacak ortamı hazırlıyor. Pil Ho karakterine özellikle hayran oldum diyebilirim. (Çimento kalite kontrolü harika sahneydi) Tüm bu özellikler ve fazlası yüzünden sona yaklaşılırken aslında ne olacağı içinize doğsa bile filmi asla bırakmıyor, daha da bağlanıyorsunuz. Film misyonu üzere bildik son için tahmin edebileceğinize fazladan bir kurban daha seçerek size son bir dakika golü daha atıyor.

Şu an bu yazıları yazarken bile filmin sonlarına gidildikçe birkaç kez çalan parçayı (Bi Tan Gwa Sang Chuh) dinlemekteyim. Bu filmi izlemediyseniz kesinlikle izletin, izlemeyenlere zorla izletin. Ciddi söylüyorum böyle filmleri her zaman bulamazsınız. Şu yazıyı yazdıktan sonra yönetmenin diğer tüm filmlerini izlemeye başlayacağım. Son söz olarak söylemek isterim ki sinemadan zevkiniz ne olursa olsun bu filmi mutlaka izleyin zira intikam temasını bu denli estetik ve vurgulu işleyebilen filmler nadir çıkar. Haliyle film Bittersweet Life ve Time and Tide yanında bir yerlerde duruyor, çevrenizde izleyen kişi her ne kadar az olsa da film için dğeil izlemeyenler için üzüleceksiniz. Uzun zamandan beri neredeyse unuttuğumuz bir türün, hele hele ucuz kahramanlara adanmış bir destanı izleme fırsatını kaçırmayın diyorum.

Son not: Filmi aslını aratmayan bir seslendirme ile sunan Kanal D DVD Film Klübü’ne teşekkürler.

Yazan: Akuma Blade

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir