“Klasikleri Niçin Okumalıyız?” – John Huston Sineması

Sinema kitaplarını ele aldığımız “Klasikleri Niçin Okumalıyız?” serisine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bugün Türkçe’ye kazandırılmasına acayip sevindiğim ve ilk fırsatta satın aldığım, önemli bir kitabı kısaca ele alıyor olacağım. Lesley Brill’in John Huston Sineması adlı kitabını. Eseri, dilimize Nilgün Şarman çevirmiş. Bu kitabın Türkçe’ye çevrilmesine ne kadar sevindiğimi şöyle özetleyeyim: Bende bu kitabın İngilizce versiyonu olmasına rağmen, sırf Payel Yayınları’nın çölde vaha etkisi yaratan bu müthiş çabasına naçizane bir katkıda bulunmak adına Türkçe versiyonunu da satın aldım. İnanın, sinema tarihine yön vermiş bu ayarda yönetmenler hakkında o kadar az Türkçe kaynak var ki, yeni jenerasyonlar bu isimleri merak etse bile okuyup araştırmakta büyük güçlük çekiyorlar, o nedenle de Türk sinema yazını ve akademisi belli başlı isimlerin kıskacında adeta kısılıp kalmıştır. Dönüp dolaşıp aynı insanları incelerler. Yabancı dil bilen yazarlar, araştırmacılar bir nebze kendini kurtarabiliyor ama Atilla Dorsay gibi birkaç isim ve böyle kitaplar basmayı göze alan yayınevleri olmasaydı hâlimiz hepten haraptı, o kadar diyeyim.

John Huston Sineması (Lesley Brill)

John Huston’ın “Açık Bir Kitap” (An Open Book) adlı kitabı dilimize çevrileli çok oldu. Henüz hakkında hiçbir kitap yayınlamışken yazdığı ve kendi çabasıyla zar zor yayınlatabildiği o kitabı, onun olağanüstü hayatının samimi bir özeti olarak gördüğüm için çok önemli bulurum ama bir sanatçının kaleme aldığı otobiyografinin ya da anı kitabının aynı sanatçı hakkında yazılmış bir biyografinin veya sanatını topyekûn değerlendirmeye çalışan bir kitabın yerini tutması mümkün değildir. Bir yönetmenin kendi sinemasını analiz etmesi kendi içinde sorunlar barındırır, çoğu bunu iyi bilir ve bu topa asla girmez. O nedenle, bir yönetmenin sanatını, en iyi onun sinemasına hâkim olan biri değerlendirebilir. Profesör Lesley Brill’in “John Huston Sineması” kitabı da buna iyi bir örnek teşkil ediyor, hatta şahsi kanaatimce kendi özyaşamöyküsünü ele aldığı kitapla birbirini tamamlıyor. Brill’in kitabından “Freud” (1961) değerlendirmesini okuduktan sonra “Açık bir Kitap”a dönüp hikâyesini okursanız, konu hakkında yazacağınız yazının benzersiz bir şey olma olasılığı belirir. Bu tamamlayıcı olma hâlinin birçok filmi için geçerli olduğunu söyleyebilirim.

Lesley Brill’in analizlerinin ne denli güçlü olduğunu “Crowds, Power, and Transformation in Cinema” adlı kitabından iyi biliyoruz. Onun “Killer of Sheep” ve Preston Sturges sineması yorumlarını çok önemli buluyorum ve kendi çalışmalarımda kullanıyorum. Brill, o her zamanki güçlü diliyle, John Huston sinemasını enine boyuna inceliyor ve ustanın 12 filmine odaklanarak sinemasının müthiş bir profilini çıkartıyor. Tabii, burada, Brill’in ele aldığı konuya büyük bir soğukkanlılıkla yaklaşan ve yönetmenle arasına belirli bir mesafe koyan bir tavırda olduğunu öne sürecek değilim. Brill, daha önsözde John Huston’ı gelmiş geçmiş en iyi 12 yönetmen arasında kabul ettiğini belirtip, kitabın övgülerle dolu olacağını çaktırmadan müjdelemiş oluyor. Peki, bu bir sorun teşkil ediyor mu? Benim açımdan etmiyor çünkü ben de John Huston’ı aşırı seviyorum.

John Huston deyince karşımızda, yarısı çoktan sinema tarihinin altın sayfalarındaki yerini almış kırktan fazla film çeken, sanatının her döneminde genç ve zinde kalmayı başarabilmiş ve beş ayrı on yıllık periyotta (1940’lar, 50’ler, 60’lar, 70’ler ve 80’ler) Oscar’a aday olmayı başarabilmiş büyük bir sanatçı var. Onun çeşitli dallarda (yönetmen, senarist, aktör vb.) defalarca Oscar’a aday olmuş olması (En İyi Film dahil 15 adaylık), filmlerinin toplamda yüzden fazla kez Oscar adaylığı almış olması ya da ilk yönettiği filmin de, 44 sene sonra yönettiği son filmin de En İyi Film Oscarı’na aday olmuş olması da aslında tek başına çok önemli değil. Asıl güzel olan, tıpkı aynı şeyi başaran Billy Wilder ve William Wyler gibi birkaç yönetmen gibi, her dönemde her coğrafyadan hemen hemen tüm sinemaseverlerin onun en az bir filmini en iyi filmler listesine almış ve alıyor olmasıdır. Bugün bile bir John Huston filmine televizyonda denk geldiğinizde, tıpkı gece avında üstüne ışık tutulmuş balıklar gibi öylece donup kalırsınız. Eşi benzeri olmayan bir anlatı sizi usulca kucağına alır. Birbirinden farklı oyuncuların yer aldığı, birbirinden farklı konu ve temalar çerçevesinde ilerleyen farklı türlerde çekilmiş son derece zengin, tartışma götürmez eserlerden oluşan bir filmografisi vardır ustanın. Lesley Brill’in kitabı da son derece yerinde tespitlerle bu sinemanın temel normlarını ve oluşma biçimlerini tartışıyor. Kitabın orijinal isminin “Cinema of John Huston” değil de, “John Huston’s Filmmaking” olmasının asıl sebebi bu. Brill, farklı türlerde farklı tarzlarda/üsluplarda çektiği filmlerin ortak noktalarını yakalayıp Huston’ın yoğurt yeme biçimini ve sinema tarihi açısından önemini ortaya koyuyor.

Kitapta ele alınan John Huston filmleri, “The Treasure of Sierra Madre” (1948), “The Man Who Would Be King” (1975), “The African Queen” (Afrika Kraliçesi, 1951), “The Misfits” (Uygunsuzlar, 1961), “The Night of the Iguana” (1964), “Let There Be Light” (1946), “Heaven Knows, Mr. Allison” (Beyaz Rahibe, 1957), “The Maltese Falcon” (Malta Şahini, 1941), “Reflections in a Golden Eye” (Parıltılı Gözler, 1967), “Freud” (1961), “Fat City” (1972) ve “The Dead” (Ölüler, 1987). Çoğu filmi yenilikçi ve yaratıcı bir açıdan ele alıyor Brill. Favorilerim, ““The Misfits” ve “Heaven Knows, Mr. Allison” incelemeleri ama beni en çok şaşırtan “Reflections in a Golden Eye” yazısı oldu. Belki ben filmi o kadar da sevmediğim için ters köşe oldum, bilmiyorum. Tabii, John Huston gibi filmografisi çok güçlü olan üretken bir isim için bu seçimler elbette tartışma götürür, belki başka bir yazar burada olmayan 12 filminden bir kitap bile çıkartabilir, zaten Brill de yer yer “Under the Volcano” gibi diğer önemli filmlerine değiniyor ama böylesi öğretici, oturaklı ve sağlam bir çalışmada ustanın her filmine ayrıntılı bir şekilde değinmenin çok daha kolay olmayacağını görmek lazım. Ama inanın bana, Brill ustanın diğer filmlerini de yeri geldikçe detaylı bir değerlendirmeye tabi tutmaktan geri kalmıyor. Mesela; editörlüğünü Tony Tracy ve Roddy Flynn’ın yaptığı “John Huston: Essays on a Restless Director” adlı çalışmada Lesley Brill’in “The Life and Times of Judge Roy Bean” üzerine de hayli yaratıcı bir makalesi vardır. O filmi de pek sevmediğim için yazı beni çok şaşırtmış, hatta film hakkındaki görüşlerimin müspet yönde değişmesine vesile olmuştu. Her zaman söylerim, bir sanatçı hakkındaki en zengin yazıları o ismi en çok seven/beğenen yazarlar yazabilir çünkü övgüye dayanak aramak, kişiye/esere kusur bulmaktan zordur. O nedenle; Lesley Brill’in eseri de kılı kırk yaran, farklı pencerelerden bakmaya gayret eden incelikli bir çalışma olmuş. Brill, faydalandığı birçok kaynağı -akademisyen kökenli olmasının da katkısıyla- sayfa numarası vererek belirtmiş.

İçeriğe dair genel görüşlerim bu kadar, gelelim kitabın dilimizde var olma biçimine. Kitabın çevirisi gayet güzel ve akıcı. Özellikle birkaç yeri kontrol ettim, uzun cümleler tıpkı orijinal eserde olduğu gibi bölünmeden monoblok korunmuş. Filmlerin Türkçe isimleri yanında İngilizce isimleri ve yılları yazılmış, pek kaos yaşamıyorsunuz, birçok çeviride karşılaştığımız temel sorun ustalıkla bertaraf edilmiş. Dipnotlar doyurucu. İki filmin adında IMDb ile farklılık yakaladım, onların da makul bir açıklaması olduğuna eminim. Bunlardan ilki, “The Treasure of Sierra Madre” (1948) bizde “Altın Hazineleri” adıyla oynamış ama o ismi ben de pek sevmiyorum, çeviride “Sierra Madre Hazineleri” adı kullanılmış, hiç sırıtmıyor. Diğeri de “Fat City”. O film bizde “Boksörün Dünyası” adıyla oynamış, kitapta “Düşler Kenti” olarak geçiyor. Nilgün Şarman’ın çevirisinde bir tek John Huston’ın “Açık bir Kitap” (An Open Book) adlı çalışmasının “Açık Kitap” olarak anılıyor olmasına takıldım, bir de orijinal dizinde yer alan bazı maddelerin (özellikle bazı film adlarının) Türkçe dizinde olmamasına, onlar da çok önemli bir şey değil. Son tahlilde, karşımızda Türkçe literatürdeki en iyi sinema kitaplarından biri var. John Huston’ı sevenler ya da merak edenler kaçırmasın.

Öteki Sinema için yazan: Ertan Tunç

Loading...

Yazar hakkında: Ertan Tunc

Sevdiği filmleri defalarca izlemekten, sinemayla ilgili bir şeyler okumaktan asla bıkmaz. Sürekli film izler, sürekli sinema kitabı okur. Ve sinema hakkında sürekli yazar. En sevdiği yönetmen Sergio Leone’dir. En sevdiği oyuncular ise Kemal Sunal ve Şener Şen. “Türk Sinemasının Ekonomik Yapısı 1896-2005” adlı ilk kitabı; 2012 yılında Doruk Yayımcılık tarafından yayınlanmıştır. Kara filmler, gangster filmleri, İtalyan usulü westernler, giallolar ile suç sineması konularında kitap çalışmaları yürütmektedir. İletişim: [email protected]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir