Jüriler Sinemamız Adına “Kaygı” Duymalı!

“Kaldır Kafanı” sloganıyla yola çıkan 36. İstanbul Film Festivali geçtiğimiz hafta yapılan ödül töreniyle sona erdi. 61 ülkeden 200’ü aşkın kısa ve uzun metraj filmin gösterildiği festival bu yıl, kısalan süresine rağmen takipçilerine sinema coşkusunu yaşatmayı başardı… Peki ya ödüller? Onlar sinemaseverleri mutlu etti mi?

İstanbul Film Festivali’nin bu yılki ulusal yarışma jürisinin başkanı Taylan Biraderlerdi… İtiraf etmek gerekirse; Okul, Küçük Kıyamet ve Vavien gibi Türk sinemasına üç önemli film armağan etmiş Taylan Biraderlerin başkanlık ettiği bir jüriden daha farklı sonuçlar bekliyordum; fakat yanıldım. Geçtiğimiz yıl Antalya Film Festivali’nde karşılaştığımız ödüllendirme biçimine benzer bir sistem, İstanbul Film Festivali’ne de sirayet etti ve ulusal yarışmanın en silik filmlerinden biri olarak kabul edebileceğimiz Sarı Sıcak, En İyi Film seçildi. Hem de, Ceylan Özgün Özçelik’in Kaygı’sı gibi sinemasal açıdan son derece güçlü, ayakları yere basan ve cesur bir film; Tereddüt gibi hikâyesi ve oyunculuklarıyla büyüleyen, ülkemizdeki kadın olma gerçeğini ele alan bir yapım ve hatta Onur Ünlü sineması için büyük ölçüde geri adım olmasına rağmen Sarı Sıcak’tan fersah fersah önde bir film dururken…

Kimse kusura bakmasın ama böyle bir ödüllendirme sistemi varken, niye halk bu filmlere ilgi göstermiyor, neden gişede Recep İvedik iş yapıyor diye sormak çok manasız. Sorun çok basit: Kaygı dururken, Sarı Sıcak’ı ödüllendirirseniz bu ödülün etkisi o yılla sınırlı kalmaz. Siz bir film ödüllendirirsiniz, o on film olarak sinemanıza geri döner. Festivallerin dağıttığı ödüllerden ve Bakanlık fonlarından başka kaynak bulma şansı olmayan sinemacılarımızın başka ne yapmasını bekliyoruz ki? Hangi film ödül alıyorsa, onun muadili filmler çekilecek elbette. Orijinal bir fikre ve güçlü bir sinema diline sahip Kaygı’yı görmezden gelirseniz, bir daha Kaygı gibi filmler çekilmez. Tereddüt çekilmez. Sarı Sıcak’lar çekilir, Mavi Bisiklet’ler çekilir. Sonra o “bol ödüllü filmler” zamanı geldiğinde gösterime girer, gişede batar, yönetmenler tek umutlarının festivaller olduğunu bir kez daha anlar ve çektikleri replika filmler yüzünden salonlar ucuz komedilere, cin furyasından yakasını sıyıramamış korku filmlerine kalır.

Lafı uzatmaya gerek yok; ülkede kalan birkaç önemli film festivalinin en başında geliyor İstanbul Film Festivali… Yarışan filmleri ve filmi gösterilen yönetmenleri kadar, dağıttığı ödüllerle de önem arz ediyor. Sorumluluğu büyük, kararları emsal olacak nitelikte… Her filmi ödüllendirelim, böylece herkes kazansın “iyi niyetini” anlıyoruz ama bir yere kadar. Artık sinemamızın geleceğini düşünme vakti geldi, geldi de, geçiyor bile…

Başak Bıçak – [email protected]

Yazar hakkında: Başak Bıçak

1987 yılında İzmir'de doğdu. İzmir Özel Tevfik Fikret Lisesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih bölümünden mezun olduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti Tarihi üzerine yüksek lisans yaptı. Bilhassa Fransız Devrimi olmak üzere Avrupa Tarihi üzerine uzmanlaştı. Sinema özel tutkusu ve 2012 yılından bu yana filmler üzerine yazılar yazıyor. Akşam Gazetesi, Film Arası Dergisi ve Cinedergi yazarı... Dans, seyahat, fotoğraf ve şarap meraklısı...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir