Kan Davası ve Kadın: Kara Çarşaflı Gelin (1975)

Kan davası, neden var olduğu hiçbir zaman anlaşılamayan töreler ve işgüzar toprak ağaları… Başından sonuna dek egemen sınıfın himayesi altında ezilen ve hayatta kalma mücadelesi veren köylülerin yaşantısını merkezine alan Kara Çarşaflı Gelin, realist anlatısının yanı sıra lafı gediğine oturtan duruşuyla da takdir toplayan bir anlatıya sahip. Nitekim bu sebepten dolayı da, çekildiği yıllarda sansür kurulu tarafından üç kere reddedilen film, buna rağmen 1977 Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne damga vurarak, En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Kadın ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerini kucaklamıştır. Bekir Yıldız’ın Kara Çarşaflı Gelin, Kaçakçı Şahan ve Barutçu Maho kitaplarından Vedat Türkali tarafından senaryolaştırılan filmin yönetmen koltuğunda ise Süreyya Duru oturmaktadır.

Toprak ağası Barutçu Maho, henüz filmin başında Zülküf’e köylüsü Cello’yu vurdurtur. İki aile arasında kan davası güdülmemesi için de Zülküf’ün kızı Güllüşan diğer aileye kan parası olarak verilir. Ancak bu aynı zamanda, Güllüşan’ın çile içinde geçecek hayatının da başlangıcıdır. Aradan yıllar geçtiğinde ise, Güllüşan analığı Zara tarafından itilip kakılmaktayken, askerden dönen Vakkas ile birlikte hiç tanımadığı duyguları tadacaktır. Tam da bu zamanda, hükümetin o dönem çıkardığı kanundan ötürü toprağın, hak sahibi emekçilere verilmesi gündemdedir. Tabii ki bu durum da en çok Barutçu Maho’yu rahatsız etmektedir. Bu dakikadan sonra bir yandan çıkar ilişkilerinin gölgesinde, gündelik hayatlarına devam etmek durumunda olan köylülerin yaşantısına şahitlik ettiğimiz film bir yandan da törelerin gaddar yüzünü önümüze getirmektedir.

İlk olarak 1929 yılında, Mustafa Kemal Atatürk’ün boş topraklardan da verim almak ve çiftçiye gelir kapısı yaratmak adına yürürlüğe koymak istediği Toprak Reformu, dönemin ekonomik şartlarından ötürü rafa kaldırılmak durumunda kalmıştır. Ancak 1945 yılında, dönemin hükümeti olan Cumhuriyet Halk Partisi, öncesinde yürürlüğe giremeyen reform hareketini; Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu adıyla yürürlüğe sokmuştur. Nitekim bu olay, özellikle doğu illerindeki toprak ağalarını epey rahatsız etmiş ve CHP içinden yükselecek çatlak seslerin de bir hayli şiddetli duyulmasına zemin hazırlamıştır. 1973 yılına kadar çeşitli tartışmaları beraberinde getiren ve etkin olamayan kanun, o yıl çıkarılan bir tasarıyla Toprak ve Tarım Reformu adı altında genişletilip yürürlüğe sokulmuştur.

Toprak ve Tarım Reformuna göre; toprağın dağıtımı verimlilik ve sosyal adalet ilkesi esas alarak yapılacak, toprağın işlenmesi sırasında ulusal kalkınma gözetilecek ve az topraklı çiftçi aileler her türlü desteklenecektir. 5 yıl yürürlükte kalabilen ve sadece Urfa ilinde uygulanabilen bu reform hareketinden açıklayıcı bir şekilde bahsetmemizin sebebi; Kara Çarşaflı Gelin’in tam da merkezinde yer alması.

Toprak ağası Barutçu Maho’nun, köye keşif için gelen reformist mühendisleri kovmasıyla başlayan ve köylünün toprak sahibi olma ümitlerinin gide gide azalmasına sebep olan bu olayın arka yüzünde ise, maddi gücü elinde bulunduran ‘ağa’ların, Ankara ile sürekli olarak yaptıkları telefon görüşmeleri yatmaktadır. Kendi toprağını emekçiye kaptırmak istemeyen, onlar üzerinden yapılan sömürüye şiddetle devam etmek adına, kanunu dahi hiçe sayan toprak sahipleri; elinde bulundurdukları maddi güçle, ulaşabilecekleri en yüksek noktalara kadar temas etmektedir. Bu da bir nevi hayatımıza yön veren kapitalist portresini adeta gün yüzüne çıkarmaktadır. Aslına bakılırsa, filmin neden sansür kurulundan 3 kez ret yediğini anlamamız böylelikle daha kolay bir hal alıyor.

Kara Çarşaflı Gelin, her ne kadar Toprak ve Tarım Reformunu içinde barındırmasıyla ölümsüz bir eser halini alsa da; töre, aşk ve köy hayatı gibi kavramlarla da anlatısını güçlendirmektedir. Özellikle doğu illerinin kanayan yarası olan ve günümüze kadar uzanan törenin filmdeki varlığı, anlatının dramatik yapısını oldukça yukarılara taşımaktadır. Nitekim film, “Filler tepişirken ezilen çimenler olur” demekten de bir an olsun geri durmuyor. Ağaların, töreyi kendi isteklerine göre şekillendirmesi ve adeta karanlık bir gölgeyi andıran duruşlarıyla köy ahalisinin üzerine çöküşleri filmin gerçekçi anlatısına oldukça katkı sağlıyor. Bununla da yetinmiyor ve etkileyici finaliyle, olayların arkasını görmemizi ve bize verilenle yetinmememiz gerektiğini defaatle öğütlüyor.

Kara Çarşaflı Gelin başından sonuna dek, haklı eleştirisini icra ederken; göze batmayacak ve filmin odağını kaydırmayacak şekilde de izleyenlerine bir aşk hikâyesi servis etmeyi ihmal etmiyor. Kan parası adı altında Zara’nın evine giden Güllüşan ile askerden yeni gelen ve çevresinden evlenmesi için baskıya maruz bırakılan Vakkas, aynı evde yaşayan ancak birbirlerine gönülleri kaptırmış iki gençtir. Onların birbirine olan aşkı, hikâyenin gündeminde her ne kadar ikinci planda kalsa da zaman zaman nefes almamıza olanak sağlayan ve bu ciddi yapı içerisinde bir nebze de olsa odağı yumuşatan bir husus olarak ön plana çıkıyor. Nitekim Güllüşan ile Vakkas arasında yaşananlar, geri planda kalmış olsa da, finale birebir etki ederek aslında hikâyedeki her bir detayın pamuk ipliğini andırır şekilde birbirine bağlı olduğu gerçeğini de önümüze getiriyor.

Gel gelelim filmin anlatısına. Usta yönetmen Sürreya Duru, hikâyenin gidişatına uygun ve ciddiyeti asla zedelemeyecek şekilde minimalist bir anlatıyı huzurlarımıza getiriyor. Böylelikle filmin aktarmak istediği kapitalizm ve töre eleştirisi olabildiğince gerçekçi ve etkileyici bir biçimde izleyenlerine aktarılıyor. Tabii bu noktada, Bekir Yıldız imzalı üç kitabı harmanlayarak tek bir senaryo ortaya çıkaran Vedat Türkali’nin de alkışı hak ettiğini dile getirmek lazım. Nitekim Kara Çarşaflı Gelin’in en muazzam tarafının senaryosu olduğu aşikâr. Kopukluğa asla izin vermeyen, deyim yerindeyse boşa kurşun harcamayan senaryo; tüm sorularımıza cevap veriyor ve böylelikle bizi olanca gücüyle içine çekmeyi başarıyor.

Filmin zayıf karnı ise yer yer hortlayan abartılı oyunculuklar. Hababam Sınıfı’nın Semra Hocası olarak tanıdığımız Semra Özdamar, her ne kadar filmin ağırlığının altında ezilmiyor gibi gözükse kimi sahnelerde gereğinden fazla büyük oynayarak hikâyenin akışını zedelemekte. Her ne kadar Altın Portakal Film Festivali’nden En İyi Kadın oyuncu ödülünü bu rolle kazanmış olsa dahi Aliye Rona için de kısmen aynı şeyleri söylemek mümkün. Kadın oyuncu performansları için ne kadar negatif şeyler söylüyorsak, erkek oyuncular için de o denli pozitif cümleler sıralamak mümkün. Özellikle Barutçu Maho rolüne hayat veren, Zülfikar Divanı filmin etkileyicini arttıran duruşuyla öne çıkıyor. Evet, onun için filmin kötü adamı demek mümkün ancak o kötü adam rolündeki performansı filmi konuşulur kılan en büyük detaylardan biri.

Kara Çarşaflı Gelin, taşranın burjuvası olarak adlandırabileceğimiz toprak ağalarına haklı bir eleştiri getirirken, bir yandan da dönemin en önemli politikalarından Toprak ve Tarım Reformunun başarısızlıkla sonuçlanan geçmişine açtığı pencereyle takdiri hak ediyor. Usta işi senaryosu ve üst düzey anlatısıyla her dönem izlenebilecek filmlerden biri olan Kara Çarşaflı Gelin, hiç şüphe yok ki Süreyya Duru’nun enfes anlatısıyla değer kazanıyor.

Yazar hakkında: Polat Öziş

1992 İzmit doğumlu… Küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinema en büyük tutkusu oldu. Sonrasında ilginç bir şekilde Muğla’ya İktisat okumaya gitse de tutkusundan vazgeçemedi ve sinemayla ilgili çalışmalar ortaya koymaya başladı. İzledi, düşündü, çekti. Sonunda ise filmler hakkında yazmaya başladı. Film Arası Dergisi, Film Hafızası ve Öteki Sinema’da çok sevdiği filmler hakkında yazmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir