Bu Gala Daşlı Gala: Kanal-İ-zasyon (2009)

Alper Mestçi’nin yönettiği ve Okan Bayülgen, Hakan Yılmaz, Erol Günaydın ile Rasim Öztekin’in oynadığı Kanal-İ-zasyon, 23 Ekim 2009’da Tiglon Film dağıtımıyla Dada Film – Tiglon Film tarafından vizyona çıkarılıyor.

Bir Televizyon kanalı olan Kanal-İ’de geçen olayların yer aldığı komedi filmi her kesimden insanı güldürme iddiasını taşıyor. Film, saf Anadolu çocuğu İmdat’ın cam siliciliğinden Televizyon Kanalı Genel Müdürlüğü’ne ve Türkiye’nin rating rekortmeni bir yapımcıya dönüşmesini, rating rekorları kıran birbirinden ilginç ve absürt televizyon şov ve programlarını anlatıyor.

E-Kolay Sinema ve BloggerV tarafından ayrı ayrı davet edildiğimiz Kanal-İ-zasyon filminin galasına Masis Üşenmez, Murat Kızılca ve bendenizden (şarkıcı “Bendeniz” değil!)  oluşan bir ekip ile eşlerimizi ve arkadaşlarımızı da yanımıza alarak icabet ettik. Kahramanlarsinemada.com‘u yapan sevgili Hakan Kalkan ve eşi de oradaydı. Hemen kaynaştık ve hanımları baş başa bırakıp nevalelerin peşine düştük. Bu kısım biraz 300 ‘de ki Spartalıların immortal’larla kapışmasını andırsa da, ünlüler ve çevrelerinde oluşan “fotoğraff” diye çığıran zombi ünsüzler kalabalığını yararak amacımıza ulaşıp içecek bir şeyler alabildik. Daha önce hiç film galasına katılmadığım için “Gala” kısmının başarılı olup olamadığını pek anlayamadım diyebilirim. Fakat “ünlü oyuncular filmlerinde ve dizilerinde bize daha yakın duruyorlar” fikrine yeniden sevk oldum diyebilirim. İşte bu yüzden, “İyi ki Münir Özkul ve Adile Naşit’le filmlerinin dışında bir yerde karşılaşmadım.” diye sevindim içimden…

cats

Açıkçası, sinema bloglarını bu derece önemseyen bir PR çalışmasına daha önce tanık olmamıştım. Basın gösterimleri için sık sık davet almamıza rağmen ilk defa bir “gala”ya çağrıldık. Bunun için  başta BloggerV’den Bilal Gül ve E-kolay Sinema’dan Hüseyin Ergin olmak üzere PR’la ilgilenen arkadaşlara sonsuz teşekkürler. Fakat yine de basın gösterimleri sinema konuşmak adına daha verimli geçiyor gibi geldi bana…

Neyse, tüm konuklar film gösterimi için salonlara dağıldığında biz de harekete geçtik ve “efendim, burada sadece ön koltuklar kaldı, diğer salonlarda daha rahat edebilirsiniz…” diyen kibar bayana kanarak AFM İstinyepark’ın Imax salonuna dalarak toplu intihar etme çabalarına yeni bir anlayış getirdik. 35mm bir filmi 70mm için hazırlanmış dev bir perdede izlemek nasıl bir ızdırapmış yarabbim, 6 metre büyüklüğünde kafalar gece rüyama  girdiler!

Gala kısmı buraya kadar… Bundan sonrası ise filmin kendisi ile ilgili fikirlerden oluşmakta.

Kanal-İ-zasyon Okan Bayülgen’in eninde sonunda yapacağı filmdi… Medya Arkası ile başlayan “geleneksel TV yayıncılığı” ile hesaplaşma süreci mutlaka bu konuyu hicvedeceği bir işe dönüşecekti ama açıkcası Musallat gibi bazı açılardan epey başarılı bir korku filmine imza atmış Alper Mestçi’den beklediğim film bu değildi. Gen ile umut vaadeden bir fantastik yönetmeni olabilecekken hemen ardından Recep İvedik‘i çekerek ruhunu şeytana satan Togan Gökbakar’a benzemez umarım sonu…

Filmin mottosu “Televizyonda göremeyeceğiniz her şey” olmakla birlikte ben izlediğim kadarından “sinemaya kadar gidip görülebilecek bir şey” yakalayamadım!

Okan Bayülgen’i sadece bir şovmen ya da bir TV figürü olarak görmüyorum. Fotoğrafcı Bayülgen’i hayranlıkla izleyen biri olarak onun oynadığı/yaptığı bir filmde Nuri Bilge Ceylan filmlerinde ki kadar olmasa bile müthiş sinema kareleri görmeyi bekliyorum. Tiyatrocu Bayülgeni’ çok seven biri olarak hala İstanbul Kanatlarımın Altında‘da gösterdiği müthiş Lagari Hasan Çelebi performansını aşmasını bekliyorum. Ama ne yazık ki Musallat‘ta müthiş sinema sekansları ve etkileyici bir görsellik sunan Alper Mestci’nin bu filminde Gökdelen camına yansıyan bulutların timelapse’i dışında pek bir numara yok.

Oyunculuklardan bahsedecek olursak; Bence  Okan Bayülgen ise TV kanalının sahibi rolünde çok daha inandırıcı olurdu. Diğer oyuncular için de aynı şeyi söyleyeceğim; Hepsi işlerini yapıp gitmişler ve ilginçtir ki aralarında rolünün hakkını en fazla veren, profesyonel oyunculuk deneyimi olmayan Hakkı Devrim…  Televizyondan çıkan bir yıldız! olan Hakan Yılmaz belli ki bu sebeple bilinçli bir seçim (he is the chosen one!) ama aynı yarışmadan (İner misin Çıkar mısın) çıkan Şafak Sezer’in aksine doğal bir komedi duygusuna sahip değil ve oyunu da sürekli sarkıyor. Neden bu kadar ünlü ben de bilmiyorum? (Ayrılsak da Beraberiz’de kendisi dolgu görevi üstlenirken olay Feridun Bitir karakteri üzerinden yürüyordu) Yılların Rasim Öztekin’i, Varsayalım İsmail’in Ossman’ı, Kabadayı‘nın seyretmeye doyum olmayan karakteri Sürmeli’si, burada kendi çıtasının altına inmiş bir yorgun bir oyuncu ve bir kıça çanak monte etme esprisinin peşinde dolanıp duruyor. Erol Günaydın’la birlikte bütün sahnelerini komple kesin atın, seyirci neyin eksildiğini farketmez bile.  (Filmin çevrildiği dönemde Rasim Öztekin’in bazı sağlık problemleri yaşadığını duymuştum sebebi bu olabilir) Ayrıca filmde “gecekondu da oturan cam silicisine aşık olan Plaza çalışanı güzel kız” gibi fantastik bir önerme. Bu tür zengin/fakir etkileşiminin geçerliliği, 80’ler Yeşilçam’ında ve daha bir halk adamı olan İlyas Salman, Kemal Sunal gibi komik adamların inandırıcılığında hapsoldu sanki. Fakat yine de Aslıhan Gürbüz bu saf ve sıcak Plaza çalışanı rolünde elinden geleni yapmış, yakın zamanda isminden epey söz ettirebilir.

page

Kanal-İ-zasyon‘u yaparken, çok sevdiğim bir 80’ler kültü olan “weird” Al Yankovic mamulü The Vidiot from UHF‘den ciddi olarak esinlendiklerini düşünüyorum. Eser miktarda yapılan bu esinlenmeye elbette laf etmiyorum ama belirteyim istedim. Son tahlilde, Kanal-İ-zasyon‘u kafadaki elmaya nişan alınmış ama iki kaşın ortasına saplanmış bir ok gibi düşünüyorum. Amerika’da yayıncılık okumuş Berk, reyting getiren programlar yapmadığı için tu kaka edilirken, filmin duygusal olarak savunduğu İmdat karakteri,  “Kim 500 Tokat İster”, “Hayvanım Olurmusun” gibi TV ucubelerini hayata geçirerek aslında “Televizyon”u iyice geri zekalı eğlencesi yapmaya çalışıyor.  Okan Bayülgen lümpenliği mi savunuyor, hiç sanmam! Öyleyse bu ne? Finalde İmdat’ın ettiği “İçerideyken gördüm ki Televizyon insana içeride olduğunu unutturuyor, e o zaman aynı şeyi dışarıda ki adama da yapıyor ben bu işte yokum!” toparlaması da yanmış bitmiş bir evin küllerine işemek kadar anlam ifade ediyor ancak…

Hikaye, oyunculuk ve yönetmenlik açısından pek başarılı olamayan ve çok eleştirilen “skeç” filmlerinin sıradan bir  örneği sayılabilecek Kanal-İ-zasyon, şu an revaçta olan TV programlarıyla dalgasını geçmesi ile de hızla erozyona uğrayacak ve 5-6 yıl sonrasının izleyicisi için bir şey ifade etmeyecek bir film…

Not: Kanal-İ-zasyon‘la ilgili farklı bir bakış açısı ve daha insaflı bir eleştiri görmek isteyenler bu yazıyı okuyabilir.

Kendime not: Şu yazımı da Sidney Young çizgimden ödün vermeden tamamladım ya daha da bir şey istemem artık! (Bknz: How to Lose Friends & Alienate People )

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

11 Yorumlar

  1. beklentilerim o kadar düşüktü ki, tiksinmeden çıkan tek ben oldum sanırım.

    not: aslıhan gürbüz’ü oğluma alacam.

  2. Ahahahahhaha Harikasın Murat Tolga ya. Hakikaten yazılarını okumak büyük bir keyif.

  3. Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş. Filmi seyretmeden önce ciddi bir beklentim yoktu. Buna rağmen filmin başlagıç ve sonu sıkıcıydı. Film ile ilgili tek olumlu diyebileceğim kısım; filmin ortasına doğru arka arkaya göstermeye başladığı absürd televizyon programlarıydı. Bu kısım bittikten sonra filmi toparlamak için çok gereksiz uzatıldığını hissettim. Yeni bir galada görüşmek üzere:)

  4. Ben yazıda, Al Yankovic’in UHF filminden esinlenme var diye yazmıştım ya… Aslında acıtmamak için öyle demiştim. İtiraf ediyorum filmi komple oradan aşırmışlar! 80’ler çocuklarından kaçar mı!

  5. Masis Üşenmez

    Conan the Librarian süpermiş ya:) 80 çocuklarından kaçsa Murat Tolga Şen’den kaçmaz.

  6. Yasin, biz kalktık Kocaeli’den geldik :) Tabi, Galalara gelmek değil Ergin’in davetine icabet etmekti amacımız. Seninle görüşemediğimiz için üzüldük. Keşke öncesinde daha organize olabilseydik :(

  7. videodreamproject

    hahahaa! Muhtesemsin Murat Tolga,son noktayida koymussun helal olsun.

  8. Okan Bayülgen zeki adam…
    Vatan gazetesinin “Pazar” ekine verdiği röportajda gelen “Filminizin yapımcısı, “Bu filme İvedik’e giden adam da entelektüel adam da gidecek” diyor, doğru mu?” sorusuna

    “Evet, özellikle Recep İvedik’e gidenlerin rahatlıkla gidebileceği bir film.” şeklinde cevap veriyor.

    Ustaca bir manevra… Filmin ipliği iyice pazara çıkınca “biz zaten o seyirci için yapmıştık. bu bir deneydi”ye döner bu iş :)

    Hasan Karacadağ geldi birden aklıma…

  9. Hasan Karacadağ’ın da mı böyle bir açıklaması var Murat Tolga?

  10. [email protected] ilk çekildiğinde Karacadağ TV kanallarında promosyon turları atarken [email protected]’yi öyle bir anlatıyordu ki gören William Friedkin oldu da The Exorcist’i çekti sanır. Sonra iş oraya geldi ve bir de çalmacı çırpmacı olduğu öyle ortaya çıktı ki ([email protected]: Kairo) Semum’un Pr’ını yaparken biz aslında [email protected]’yi eğlenmek için çektik, en fazla Japon video piyasası için sürecektik falan demeye başlamıştı… Çevir kazı yanmasın durumu yani :)

    Hele biz [email protected]’yi yazdığımız sırada (Blogcu’daydık o zaman) “Mustafa” nickli bir arkadaş vardı ki filmi savunma çabaları çok trajik di ama biz Masis’le onun kim olduğunu çok iyi biliyorduk! :)

  11. okan bayulgen kendi kazdığı kuyuya düştü bu filmle. sürekli taşladığı, yerdiği zaman zaman amiyane tavırla ”.ok attığı” televizyon ve sinema dünyasına adını altın harflerle yazdırdı ama en berbat yere. ezelden beri okan bayulgen in komedyen olarak lanse edilmesine kıl olmuşumdur. sadece anti kahraman tavırlarıyla prim yapan bir televizyon sunucusu olmaktan öteye gidemedi gözümde. kanalizasyon a gelirsek, abartılı saf adam rolünü kıvıramamış okan bayulgen. sürekli sokan çıkaran kaktıran medya patronu (müdürü) hakan yılmaz ise filmdeki tek iyi oyuncuydu. popüler program ve ünlüleri kullanarak prim yapmaya çalışan skeçler bütünü olmaktan bi gıdım öteye gidemiyor film. bir kaç sahnede güümsetsede genel olarak itici bir film. sanki best of skeç gibiydi. umarım artık birilerine saldırırken daha üstüruplu olur okan bayulgen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: