Kara Liste ve Hollywood 19 – Bölüm 2

 

Kısaca hatırlayalım. Bir önceki makalemizde Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’nin, 1947 yılının Eylül ayında 79 kişiyi, filmlerine komünizm propagandası içeren katkılar sunduğu iddiasıyla ifadeye çağırdığını söylemiştik. Senaristler Birliği (Screen Writers Guild) ve Komünist Parti üyelikleriyle ilgili sorulara cevap vermeyeceğini beyan eden 19 kişi, bu sefer yasama faaliyetini engelledikleri iddiasıyla dinlemeye çağrıldı. Çeşitli sebeplerle, bunlardan dokuzu ifadeye gelemedi, on tanesi geldi. Bu on kişi, bugün Hollywood Onlusu adıyla anılan gruptur: Yani, Alvah Bessie (senarist), Herbert Biberman (senarist ve yönetmen), Lester Cole (senarist), Edward Dmytryk (yönetmen), Ring Lardner Jr. (senarist), John Howard Lawson (senarist), Albert Maltz (senarist), Samuel Ornitz (senarist), Adrian Scott (yapımcı ve senarist) ve Dalton Trumbo (senarist).

Hollywood Onlusu, komitenin sorularına cevap vermeyi reddedince, yasama faaliyetine engel olmaktan bugünün parasıyla yaklaşık onar bin dolar para cezasına ve altı aydan bir yıla kadar değişen sürelerde hapis cezasına çarptırıldı. Anayasa Mahkemesi de cezayı onadı. Bu 10 kişi Connecticut’tan Teksas’a kadar farklı yerlerde beş ayrı cezaevine gönderildiler. Bu isimleri sıklıkla duymuş olmamıza rağmen, literatürümüzde haklarında derli toplu bilgiler içeren bir kaynak maalesef yok. Bu çalışmayla, o açığı bir nebze olsun kapatabilirsek ne mutlu bize. Şimdi sizlere, sadece Hollywood Onlusu’nun değil, komitenin belirli konulardaki sorularına cevap vermeyeceğini beyan eden 19 kişinin (namıdiğer Hollywood On Dokuzlusu’nun) kısa biyografilerini sunuyorum. Böylelikle hem sinemayla hem birbirleriyle (ve birçok önemli simayla) hem de Komünist Parti ile olan ilişkilerini bir ölçüde netleştirmiş olacağız. Şaşırtıcı bağlantılar göreceğinize eminim. Herkese iyi okumalar…

HOLLYWOOD ONLUSU (HOLLYWOOD TEN)

John Howard Lawson (1894-1977)

Senarist John Howard Lawson, sadece Hollywood Onlusu’nun değil, (o zamanlar tamamen yasal olan) Amerikan Komünist Partisi’nin de (CPUSA) en önde gelen isimlerinden biri ve partinin Hollywood’daki kültür komiseriydi. Parti hiyerarşisi içinde kültür komiseri V.J. Jerome’un bir altındaki unvanda gözükmesine rağmen Komintern üyesi Gerhart Eisler’dan sonraki en kuvvetli isim olduğu değerlendirilmektedir.

Günümüzde Amerikan Yazarlar Birliği (Writers’ Guild of America) olarak adlandırılan Senaristler Birliği (Screen Writers Guild) isimli sendikanın kurucu üyesi ve aynı zamanda ilk başkanı (1933-1934) olan Lawson, tam anlamıyla Hollywood Onlusu’nun beynidir. Hollywood Onlusu’ndaki Lester Cole ve Samuel Ornitz’in de Senaristler Birliği kurucu üyelerinden olduğunu bu vesileyle not düşelim.

1894 yılında doğan John Howard Lawson, ismini 19. yüzyılda yaşamış bir İngiliz hapishane reformistinden almıştır. Lawson, “Williams College” adlı prestijli bir okulun sanat bölümünden 1914 yılında mezun olur. Bu üniversitenin bir başka mezunu da ileride “muhbir” (stool pidgeon) olarak nitelendireceği Elia Kazan’dan başkası değildir. Küçük yaşlardan itibaren tiyatro yazarlığı ile ilgilenen Lawson, daha ilk oyunu “A Hindoo Love Drama” ile dikkatleri üzerine çeker. Ardından New York’ta Reuters’te çalışır ve bir yandan da tiyatro ile ilgilenir. Lawson “Souls: A Psychic Fantasy” (1915) ve “Nirvana” (1926) gibi oyunlarıyla tiyatroya yeni bir soluk getirir ve biçimsel arayışları Eugene O’Neil gibi çok önemli bir oyun yazarı üzerinde derin izler bırakır. 1915-16 döneminde “Standards”, “The Spice of Life” ve “Servant-Master-Lover” oyunlarını yazmıştır. 1916 Kasım’ında Eugene O’Neill’ın ilk oyunu “Bound East for Cardiff”in de prodüksiyonunu gerçekleştiren Greenwich Village’s Playwrights’ Theater ile irtibata geçmiştir.

Lawson, Birinci Dünya Savaşı çıktığı zaman gönüllü olarak askere yazılmış ve Fransa’daki Amerikan Birliği’nde ambulans şoförü olarak görev yapmıştır. Burada bir başka şoför (geleceğin büyük yazarı) John Dos Passos ile tanışır. Amerikan Üçlemesi’yle tanınan solcu yazar Dos Passos ile tanışması politik görüşlerindeki ilk büyük kırılmayı teşkil eder. Roma’da bir gazetede çalıştıktan sonra Amerika’ya döner ve Broadway’de dramaturg kariyerine başlar. Anarşist Nicola Sacco ile Bartolomeo Vanzetti’nin idamından sonra daha radikal bir politik çizgiye kaymaya başlar.

Gerald Horne’un aktardığına göre, Lawson’ı Marksizm konusunda yönlendiren kişi, yazar ve eleştirmen Edmund Wilson olur. Marksist fikirlerini yazdığı oyunlara eklemeye başlaması “Roger Bloomer” (1923) ile olur. 1925 yılında oynanan “Processional” oyununda Hollywood Onlusu’nun bir diğer üyesi Alvah Bessie’nin de bir rolü vardır. Lawson sesli sinemadaki yükselişle beraber 1928 yılında Hollywood’a taşınır ve senaristliğe başlar. The Theatre Group tarafından 1932 yılında oynanan “Success Story” oyununu Lee Strasberg yönetir, Luther Adler ve Stella Adler kardeşler de başrollerde oynar.

John Howard Lawson, 1934 yılında Komünist Parti’ye katılır ve süratle partide yükselir. Lawson’ın 1934 yılında The Group Theatre Company tarafından sergilenen “Gentlewoman” oyununda başrol Stella Adler’indir. İspanya İç Savaşı’nda geçen bir hikâyeyi anlatan, William Dieterle’nin yönettiği ve Henry Fonda’nın başrolde yer aldığı “Blockade” (1938) filmi ile politik çizgisini sinemaya aşılamayı başarır ve üstelik En İyi Senaryo Oscarı’na aday olur (o yıl, bu ödülü “Boys Town”daki rakipleri Eleanore Griffin ve Dore Schary’ye kaybeder). Gerald Horne’un aktardığına göre, 46 yaşındaki Lawson’ın ilk defa “Blockade” ve John Cromwell’in yönettiği “Algiers” (1938) uyarlamasından sonra ekonomik durumu düzelir ve ailesiyle beraber rahat bir hayat sürmeye başlar.

Lawson 1940’lı yıllar boyunca aralıksız çalışır, Archie Mayo’nun yönettiği “Four Sons” (1940), Humphrey Bogart’ın harikalar yarattığı Zoltan Korda klasiği “Sahara” (1943), Paul Muni’nin şaşırtıcı bir performans verdiği “Counter-Attack” (1945) bu dönem öne çıkan çalışmaları olur ve 1947 yılında Komite’ye ifade vermeye gelene kadar da yoğun tempoda senaryo işine devam eder. Horne’un da dikkat çektiği gibi, Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi ve kongre üyesi olan John Rankin’in Yahudi’leri kastederek “uzun burunlu namussuzlar sadece komünizm yüzünden değil, Amerika’nın kuyusunu kazıp yok etmeye çalıştıkları için de suçludur” dediği ve Arnold Foster gibilerin “Bir Yahudi’yi kazıdığın zaman altında bir komünist” çıkar sözlerini sarf ettiği günlerdir ve Hollywood Onlusu’nun altı tanesi Yahudi’dir. Bunların en dikkat çekici olanının partiyle bağları zaten aleni olan Lawson olduğu su götürmez. Komiteye duymak istediklerini söylemeyen Lawson, bir yıl hapis cezası, hatırı sayılır bir para cezası alır ve kara listeye girer. Hapishanedeki hücre arkadaşı efsanevi senarist Dalton Trumbo olacaktır.

Lawson daha sonraki yıllarda kendi isteğiyle Meksika’ya geçer ve tiyatro ve film yapımı ile ilgili kitaplar yazar. Eski dostu Zoltan Korda’nın yönettiği, ilk anti-apartheid filmlerden “Cry, the Beloved Country”nin (1951) senaryosunu da başka bir isimle yazar, son senaryosu “The Careless Years”ı (1957) da. İleriki yıllarda Amerikan üniversitelerinde tiyatro ve film üzerine dersler verir.

John Howard Lawson’ın sinema sanatı üzerindeki etkisini özetlemek için, öyle sanıyorum ki birkaç çarpıcı anekdot yeterli olacaktır. Lawson; 1960’ların başında Sovyet Birliği’nin ziyaret ettiği zaman, Rus yönetmen Sergey Ayzenştayn’ın (Eisenstein) arşivinde kendi kitabı “Theory and Technique of Playwriting”in bulunduğunu ve hemen her sayfasının kalemle çizilip üstüne notlar alındığını öğrenir. Baş düşmanı Elia Kazan bile “East of Eden”i çekerken Lawson’ın senaryo tekniklerini kullandığını itiraf edecektir. Anti-komünist avı sırasında takındığı tutum nedeniyle bir hayli eleştiri alan Cecil B. DeMille bile beraber çalışma fırsatı yakaladığı Lawson’ı övüp, “Dynamite” (1929), filme aldığım en iyi hikâyelerden biriydi” demiştir. “Judgment of Nuremberg” ile Oscar kazanan senarist Abby Mann, Lawson’ın kitabı olmasaydı senaryomu bitiremezdim demiş ve eklemiştir, Lawson yeni bir janr olarak “gerçekçi drama”yı bulmuş olmasaydı Clifford Odets, Lillian Hellman ve Arthur Miller olmazdı. Odets, Lawson’ın kendisine sokak ağzındaki şiirselliği öğreten kişi olduğunu söyler. John Dos Passos arkadaşı John Howard Lawson’ı “güneşin gördüğü tüm konular hakkında etkileyici fikirleri vardır” diye tanımlar. Tüm hayatı adeta bunun kanıtı gibidir.

Rekin Teksoy’un aktardığına göre, John Howard Lawson kendisini yasaklı konuma getirecek oturum sırasında, “Burada siz beni yargılamıyorsunuz, Amerika halkı komitenizi yargılıyor” demişti. Ve sonunda haklı çıktı.

Dalton Trumbo (1905-1976)

Romancı, senarist, şair, film eleştirmeni, köşe yazarı, Senaristler Birliği yönetim kurulu üyesi ve ABD Güney Pasifik resmi savaş muhabiri. Dik duruşun kitabını yazan adam. “He Ran All the Way” (1951), “Roma Tatili” (Roman Holiday, 1953), “The Brave One” (1956), “Exodus” (1960), “Spartaküs” (Spartacus, 1960), “Yalnız ve Cesur” (Lonely Are the Brave, 1962), “Kiev’deki Adam” (The Fixer, 1968) ve “Kelebek” (Papillon, 1973) başta olmak üzere birbirinden güzel filmlere senarist olarak hayat veren birinci sınıf bir sanatçı.

Muhtemelen Hollywood Onlusu içinde bugün en iyi ve en çok bilinen isim senarist James Dalton Trumbo’dur. Tabii, bunda kendi hakkında çekilen belgesellerin ve filmlerin katkısı yadsınamaz ama kabul etmek gerekir ki, Trumbo asıl şöhretini emeği geçen filmlerin sinema tarihinin en iyi yapımları arasında yer almasına, yani kısacası muazzam yeteneğine borçlu.

Colorado doğumlu Dalton Trumbo’nun hayatını okuyunca çok ilginç bilgilerle karşılaşıyorsunuz. Küçükken Ku Klux Klan’a katılmak istemesi, zamanla ABD’nin Pasifik Okyanusu kıyısındaki en büyük fırın zincirine dönüşecek olan Davis Perfection Bakery şirketinde yaklaşık 10 yıl çalışması gibi. Ama Trumbo küçük yaşlardan başlayarak kendini okumaya ve yazmaya adar. Saturday Evening Post, Vanity Fair ve The Hollywood Spectator gibi önemli yerlerde yazıları yayınlanır. 1935 yılından itibaren romanları yayınlanmaya başlar. İlk yayınlanan romanı Eclipse olur. Johnny Got His Gun romanı 1939 yılında Ulusal Kitap Ödülü’nü (Yılın En Özgün Kitabı kategorisinde) alır. Bu romanını 1971 yılında bizzat kendisi sinemaya uyarlayacaktır. Kısa sürede hikâyeleri, romanları ve şiirleriyle edebiyat dünyasında saygın bir isim olarak sivrilir.

1930’lardan itibaren senaryo yazımına ağırlık verir. İşindeki ustalığı ve dakikliğiyle Hollywood’da sağlam bir ilişki ağı inşa eder ve en çok para kazanan senaristlerden biri olur. “Thirty Seconds Over Tokyo” (1944), “Our Vines Have Tender Grapes” (1945) ve “Kitty Foyle”un (1940) senaryolarını yazar, sonuncusuyla bir de Oscar adaylığı kazanır.

Savaş sırasında muhabirlik yapar. 1930’lu yıllarda Amerikan Komünist Partisi’ne katılan Trumbo, 1945 ve 1946 yıllarında çok ciddi politik makaleler yazar. Sovyetler Birliği açısından ABD’yi değerlendirdiği yazıları çok tepki çeker. 29 Temmuz 1946’da The Hollywood Reporter’un kurucusu William R. Wilkerson’ın isim vererek komünist olarak itham ettiği ilk isimlerden biri olur.

HUAC soruşturmaları neticesinde bir yıl hapis cezası alan Trumbo; Ashland, Kentucky’de yaklaşık 11 ay yatar. Hapisten çıkınca daha da hırslanmıştır, ailesiyle (ve Hugo Butler’la karısı Jean Rouverol ile) New Mexico’ya gönüllü sürgüne gider, paravan isimler ya da mahlaslar (takma adlar) kullanarak 30’a yakın senaryo yazar ve hayatının en verimli dönemini icra eder. “Roma Tatili” (1953) filmiyle Oscar kazandığında ödülü onun yerine paravan olarak kullandığı kişi alır. “Brave One” (1956) ile Oscar kazandığında ise sahneye hiç kimse çıkmaz çünkü bu sefer tamamen uydurma bir isim kullanmıştır. Yasaklı olduğu dönemde yazdığı senaryoların çoğu ölümünden sonra bazı tanıklıklarla, itiraflarla ortaya çıkmıştır. Trumbo’nun iadeiitibarı onlarca yıl sürmüştür. Birçok filmin senaryosunu onun yazdığının tescillenmesi 1990’lı yıllardan sonra olmuştur.

Birçok kaynakta, onun adının yasaktan sonra ilk kez Otto Preminger’in yönettiği “Exodus” (1960) ve Stanley Kubrick’in yönettiği “Spartaküs” (1960) filmlerinde senarist olarak geçtiği bilgisi yer almaktadır. Ama aslında Otto Preminger onu çok daha önce bir defa daha senarist olarak tescil ettirmeye çalışmıştır. Cesaretiyle ve hiç kimseye boyun eğmemesiyle nam salmış olan Preminger aynı zamanda Franchot Tone ve Jerry Fielding gibi isimler için de yasağı delen ilk yönetmen olmuştu. Preminger 1955 yılında çektiği “The Court-Martial of Billy Mitchell” (1955) için yetkili kuruma filmi ilk gönderdiğinde senarist olarak Michael Wilson ve Dalton Trumbo’nun adı yazıyordur. Preminger “Production Code” onayı alamaz (isimler yerine paravanlar kullanılır) ama ilgili kişilere gerekli mesaj verilmiştir. Preminger er ya da geç istediğini alacaktır. 5 yıl sonra alır.

Dalton Trumbo son yıllarına kadar çalışmayı ve üretmeye devam eder. Mücadeleci kişiliğinden, kararlı duruşundan ve o dillere destan aksi kişiliğinden bir gün olsun taviz vermez ve adını onlarca filmin senaryosuyla sinema tarihine altın harflerle kazır.

Alvah Bessie (1904-1985)

Amerikalı yazar, senarist, gazeteci ve aktivist. Columbia Üniversitesi’nin İngilizce bölümünden mezun olan Alvah Bessie Hollywood Onlusu içinde en çok saygı duyulan isimlerin başında gelir. Bunun sebebi, öteden beri isyankâr bir tavra sahip olan Bessie’nin gözüpekliğini ve kararlılığını hayatının her aşamasına ustaca yaymış olmasıdır.

Alvah Bessie, Eugene O’Neill’ın önderliğindeki Provincetown Players tiyatrosuna katılır, dört yıl boyunca çeşitli oyunlarda oynar ama yetenekleri kısıtlıdır, o da yazar olmaya karar verir. 1928 yılında Fransa’ya yerleşir ve Paris’teki Amerikalı yazarlara katılır. Önce Pierre Louÿs’ün yazdığı Songs of Bilitis ve Octave Mirbeau’nun yazdığı The Torture Garden gibi Fransız avant-garde eserlerini İngilizceye tercüme etmesiyle tanınır. Avrupa’da yükselen faşizmin etkisiyle daha politik bir çizgiye kaymaya başlar.

Önce kısa bir not düşelim. Başta Bessie olmak üzere Amerikan radikallerini, sosyalistlerini ve komünistlerini yakından tanımak için İspanya İç Savaşı sırasında takındıkları tavra dikkat kesilmek gerekmektedir. İspanya İç Savaşı’nda faşizme karşı savaşan Uluslararası Tugaylar vardı, bu askeri birliklerin en meşhur olanlarından biri de Amerikalıların yer aldığı Abraham Lincoln Tugayı’dır. Bessie de bu askeri birliğin bir üyesi olur. Buradaki deneyimlerini “Men in Battle” kitabıyla ölümsüzleştirir. Bu kitap, zar zor beğenmesiyle meşhur Ernest Hemingway’i bile derinden etkilemiştir. Bessie, 1936 yılında kısa öyküsü “A Personal Issue” ile çok prestijli bir ödül olan “O. Henry Ödülü”ne layık görülmüştür.

Bessie daha sonra Amerikan Komünist Partisi’ne katılır ve sol eğilimli The New Masses dergisinde film eleştirileri kaleme almaya başlar. 1940’lardan itibaren senaryolar yazmaya başlar. İlk yazdığı senaryolar milliyetçi filmlerdir. Hatta Raoul Walsh klasiği “Objective, Burma!” (1945) filmiyle Oscar adaylığı alır.

Burada bir duralım ve çok kritik bir bilgiyi paylaşıp bir duruma açıklık kazandıralım çünkü birçok kaynakta başta Hollywood Onlusu olmak üzere birçok yasaklı ismin aşırı milliyetçi Amerikan filmlerinde önemli roller oynadığını görüp buna anlam veremeyenler olabilir. Yani yeri geldiğinde Dalton Trumbo gibi savaş karşıtlığıyla tanınan bir ismin bile düpedüz propaganda amaçlı savaş filmi senaryolarına imza attığı görülmektedir. Durum şu: Hollywood komünistleri, muhtemelen “yukarıdan” gelen bir emir ve yönlendirmeyle, Hitler ile Stalin’in anlaşma halinde olduğu 1939-1941 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’ni savaştan uzak tutma yönünde bir strateji izlemişlerdir. Hitler’in Sovyetler Birliği’ni işgaliyle başlayan süreçte ise genelde Hitler karşıtı ucuz milliyetçi propaganda filmlerini üretmekle kalmayıp Amerika Birleşik Devletleri’nin Sovyetler Birliği yanında savaşa girmesini de teşvik etmişlerdir. O nedenle, John Howard Lawson’ın “Sahara” (1943), “Action in the North Atlantic” (1943) ve “Counter-Attack”i (1945), Dalton Trumbo’nun “A Guy Named Joe” (1943), “Tender Comrade” (1943) ve “Thirty Seconds Over Tokyo”su (1944) gibi filmleri her zaman bu çerçevede değerlendirmek gerekmektedir. Bu dönemde Alvah Bessie de “Düşman Peşinde” (Northern Pursuit, 1943), “The Very Thought of You” (1944), “Objective, Burma!” (1945) ve “Hotel Berlin” (1945) gibi filmlerin senaryolarına imza atmıştır.

Alvah Bessie hapisten çıktıktan sonra senaryo yazımına ara vermiş gece kulüplerinde çalışmış, değişik işlerde zaman geçirmiştir. Bu arada yazarlığa da devam etmiş, yaşadığı kötü deneyimleri anlatan kitaplar kaleme almıştır. Bessie’nin bir paravan kullandığı tek senaryosu “Passage West” (1951) adlı bir western olmuştur. 1969 yılında ise “España otra vez” (1969) senaryosuyla sinemaya geri dönmüştür. Konu en iyi bildiği konudur: İspanya İç Savaşı.

Herbert J. Biberman (1900-1971)

Amerikalı senarist, yönetmen ve yapımcı. 1928’de sol görüşlü Theater Guild’e sahne amiri olarak girer ve yönetmenliğe kadar yükselir. 1935 yılında sinemaya girer, aynı yıl “One-Way Ticket” adlı ilk filmini yönetir, akabindeki sene de “Meet Nero Wolfe” adlı ikinci filmini. İkinci Dünya Savaşı sırasında milliyetçi filmler kervanına o da katılır ve George Sanders’lı “Action in Arabia”nın (1944) senaryosunu yazar ve yine aynı yıl “The Master Race” adlı üçüncü filmini hem yazar hem yönetir.

Herbert Biberman 1950 yılında altı aylığına hapse girer. Biberman her fırsatta Hollywood Onlusu’nda neden iki kişiye altı ay, diğerlerine birer yıl hapis cezası verildiğinin bir türlü açıklığa kavuşmadığını belirtmiştir. Biberman “Salt of the Earth: The Story of a Film” adlı çalışmasında o günleri kendi açısından detaylarıyla anlatır. Texarkana, Teksas’daki küçük hücresindeki son günüdür. Aynı koridorda hücresi olan diğer mahkumlar, Biberman’dan gerçekten oraya niye düştüğünü açıklamasını isterler. Son gecesidir. Korkacak neyi vardır ki? O da hayat hakkındaki toplumsal görüşlerini açıklar. Karşısındaki hücrede cezasını çekmekte olan mahkum ona bağırır, “Buraya geri döneceksin, Biberman! Buraya geri döneceksin!”

Biberman’ı efsane mertebesine eriştiren şey, hapisten çıktıktan sonra kara liste mağduru arkadaşlarıyla çektiği ve kara listeye alınan ilk ve tek film olma unvanını elinde tutan “Salt of the Earth” olur. Geri dönmek Biberman’ın umurunda bile değildir. Film yasaklanır ama Biberman olayın peşini bırakmaya niyetli değildir, devasa bir hukuk mücadelesi başlatmaya kararlıdır.

Biberman 1957 yılında “Salt of the Earth” hakkındaki kitabını bitirir ve Beacon Yayınevi ile anlaşır. Yalnız çok ilginçtir, sözleşmeye, çalışmanın “Salt of the Earth” filmine dair yasaklama kararı alan Birleşik Devletler New York Güney Bölgesi Mahkemesi’nin bu kararı kaldıracağı tarihe kadar yayınlanmaması konusunda bir madde ekletir. Ve yıllarca süren bir hukuk mücadelesi başlatır. Yasak kararı ancak (on haftalık bir davanın ardından) Kasım 1964’te kaldırılır. Hukukun üstünlüğünü savunan film, egemenlerin hukukuyla olan mücadelesini kazanmıştır. Hem de eze eze. Film 1965 yılında nihayet gösterime girer. Aynı yıl Biberman’ın film hakkındaki kitabı yayınlanır.

Biberman 1950’li yıllar boyunca “Salt of the Earth”ü gösterime sokmakla uğraşır, davalar açar ve kara liste yasağını uygulayan sendikalara karşı mücadele eder. Üvey kızkardeşi Sonja Dahl Biberman’ın özellikle belirttiği gibi asla mücadeleden yılmaz, asla depresyona girmez, asla pes etmez. İşin ironisine James Monaco değinir, muhtemelen ilk ve en iyi Amerikan sendika filmi, gösterime girmek için sendikalara (yasağa uyan sendikalara yani meslek birliklerine) karşı savaş vermiştir.

Bu arada, yasaklı olan Biberman Hollywood Hills bölgesinde emlakçılıkla uğraşır. Biberman 1971 yılında kemik kanserinden ölmeden önce, sadece tek bir film daha yönetebilir: “Slaves” (1969). Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan “Slaves”de, Kentucky’li bir kölenin özgürlüğünü elde etmek için yaptığı mücadeleye tanık olursunuz. Filmin finalinde köle özgürlüğüne kavuşur hem de sırtından vurulmuş ölmek üzereyken hâlâ kırbaçlanarak. Ve tıpkı “Salt of the Earth”te olduğu gibi yine kadınlar duruma el koyar. Biri çiftliği ateşe verir, bir diğeri kölenin yerlerini söylememek için öldüğü kadını ve çocuğu gizlice kaçırmaya gönüllü olur. Kahraman ölmüştür ama özgürdür, köle değildir artık. Tıpkı Biberman gibi. Biberman kanser hastasıyken çektiği bu miras filminde son mesajını vermiş, hak-hukuk mücadelesindeki çizgisini bozmayacağını ve politik görüşünü muhafaza ettiğini bir kez daha deklare etmiştir.

Lester Cole (1904-1985)

New York’ta doğan senarist Lester Cole, Hollywood Onlusu içinde adeta doğuştan komünist olan tek isimdir. Babası Marksist konfeksiyon sektörü sendikasında yöneticilik yapan Cole, çocukluğundan itibaren sosyalist düşünce içinde büyümüştür. Lester Cole sinemaya “If I Had a Million”ın (1932) senaristlerinden biri olarak girer. Son derece üretken bir senaristtir, 1932-1947 yılları arasında aşağı yukarı 45 senaryosu filme çekilmiştir. Bunlar arasında öne çıkan filmlere örnek olarak Warner Oland’lı “Charlie Chan’s Greatest Case” (1933) ve “Charlie Chan in London” (1934), idam karşıtı filmlerin gizli hazinesi “The Big Guy” (1939), George Raft ve Claire Trevor’ı bir araya getiren, erken dönem noir’lardan “I Stole a Million” (1939), James Cagney’li “Blood on the Sun” (1945), Raoul Walsh’ın aksiyon dolu savaş filmi “Objective, Burma!” (1945) ve Curtis Bernhardt’ın zengin analizlere imkân veren kara filmi “High Wall” (1947) gösterilebilir.

Cole, John Howard Lawson ve Samuel Ornitz ile birlikte “Writers Guild of America”yı kuran ekiptendir. Daha sonra “Screen Writers Guild”e (Senaristler Birliği) dönüşen sendikada uzun yıllar yöneticilik yapmıştır. Cole, 1934 yılında Komünist Parti’ye girer. Soruşturmalar kapsamında bir yıl ceza alır, Danbury, Connecticut’ta on ay yatar. Çıktıktan sonra kara listede olduğu için arkadaşları Gerald L.C. Copley, Lewis Copley ve J. Redmond Prior’ın isimlerini kullanarak senaryolarını yazar. Cole eski dostları Carl Foreman, Sam Jaffe gibi isimlerle bir araya geldiği “Hür Doğanlar” (Born Free, 1966) filmiyle sinemaya veda eder. Gerald L.C. Copley (paravan) adıyla yazdığı senaryo bugün bir klasiktir. Şahsi kanaatimce, Lester Cole’un sinemaya vedası da efsane olmuştur. Hayatı boyunca çizgisini hiç bozmadığını, hür doğduğunu, hür yaşadığını ve hür öldüğünü söylemek boynumuzun borcu.

Edward Dmytryk (1908-1999)

Edward Dmytryk Kanada doğumlu Amerikalı yönetmen. Her ne kadar sonradan verdiği ifadede, ki “Odd Man Out: A Memoir of the Hollywood Ten” adlı otobiyografisinin giriş paragrafı budur, artık onların içinde değerlendirilmesini doğru bulmasa da 1947 yılında Hollywood Onlusu içindeki en meşhur isim. Tabii bunu kısa bir zaman zarfında peşpeşe yığdığı “Tender Comrade” (1943), “Murder, My Sweet” (1944), “Cornered” (1945), “Back to Bataan” (1945), “Till the End of Time” (1946) ve “Crossfire” (1947) gibi bir dizi usta işi, sağlam filme borçlu. Başarısı kesinlikle tesadüf değil. İfade vermeyi reddettikten sonra İngiltere’de çektiği film bugün her anlamda bir klasik: “O Gün Gelecek” (Give Us This Day, 1949). Dmytryk, pasaportunun süresi dolunca ülkesine geri dönmek durumunda kalır ve hapse atılır.

Ukrayna asıllı yoksul bir işçi ailesinin çocuğu olan Edward Dmytryk, çocukluğundan itibaren sürekli göç etmek durumunda kalmıştır. Kanada’dan San Fransisco’ya, oradan Los Angeles’a taşınırlar. Film şirketlerindeki irili ufaklı işlerden (haberci, projeksiyoncu, editör) yönetmenliğe adım adım yükselen Edward Dmytryk disiplinli, çalışkan ve azimli biri olarak tanınır. Sosyalist görüşlere meylediyor olmasına rağmen Komünist Parti’ye üyeliği çok kısa bir zaman zarfını kapsar. İtinalı çalışmalarıyla kısa sürede dikkat çeken bir yönetmen olmayı başaran Dmytryk ilk başlarda ifade vermeyi reddeden sonra ise kara listeden kurtulmak için 25 Nisan 1951’de ikinci kez çıktığı duruşmada maalesef bazıları çok ama çok yakın arkadaşı olan 26 ismi gammazlayarak adını temize çıkarmaya çalışan biri. Dürüst olmak gerekirse, isimleri açıklamasından (naming names) sonra kara listenin dışına çıkarılan ünlü yönetmenin bu tarihten sonraki çalışmaları da bir hayli sağlamdır. Trumbo ile birlikte Hollywood Onlusu içinde, kara liste cezası aldıktan sonra başyapıtlar üretmeye devam eden en büyük isim Dmytryk’tir. Muhbirlerin içinde Elia Kazan’dan sonraki en büyük isim de kanımca yine odur.

1951’deki ikinci ifadesinden sonra Columbia, 20th Century Fox, MGM ve Paramount Pictures gibi önemli şirketler için çalışan Dmytryk’in çektiği filmler arasında, “The Sniper” (1952), “Kırık Ok” (Broken Lance, 1954), “Denizde İsyan” (Caine Mutiny, 1954), “Genç Aslanlar” (The Young Lions, 1958), “Korkunç Mücadele” (Warlock, 1959), “Mirage” (1965), “Alvarez Kelly” (1966) ve “Büyük Çıkartma” (Anzio, 1968) gibi kendi alanlarında zirvedeki yerini almış çalışmalar bulunmaktadır. Ünlü yönetmen hayatının son yıllarında Teksas Üniversitesi ve Güney Kaliforniya Üniversitesi’nin sinema bölümlerinde hocalık yapmış, yönetmenlik ve editörlük üzerine sinema kitapları yayınlamıştır.

Ring Lardner Jr. (1915-2000)

Lester Cole ile birlikte Danbury’de yatan Ring Lardner Jr. 1943 yılında “The Woman of the Year” (1942) ile En İyi Orijinal Senaryo Oscarı’nı kazandığında henüz 28 yaşındaydı. 28 yıl sonra, 1971’de bu sefer bir alternatif savaş filmi klasiği “Cephede Eğlence” (MASH, 1970) ile Oscarı evine götürecekti. Ama arada geçen yıllar Lardner Jr. için adeta bir cehennem gibi geçti.

Chicago’da doğan ve Princeton’da okuyan Lardner Jr. o tarihlerde Sosyalist Kulüp’e katılmış, politik görüşleri keskinleşmişti. İkinci sınıftayken Moskova Üniversitesi’nde bir yıl okuyan Lardner Jr.’ın sivrilmesi de uzun sürmedi. 1937 yılında Komünist Parti’ye katıldı. İspanya İç Savaşı için bağış topladı ve aktif görev aldı. Anti-faşist organizasyonlara katıldı. 1938 yılında öz kardeşi James Lardner İspanya İç Savaşı’nda “Abraham Lincoln Tugayı”nda savaşırken öldürülmüştür.

David O. Selznick’in şirketiyle anlaşan Ring Lardner Jr.’ın ilk işi basın sorumlusu ve senaryo doktorluğu (script doctor) oldu. “A Star is Born” (1937) ve “Laura” (1944) gibi klasiklerde senaryo doktoru olarak görev aldı. 28 Ekim 1947’de (kara liste nedeniyle) Fox şirketinden kovulmuştur. İngiltere’ye yerleşen ve romancılıkla uğraşan Ring Lardner Jr. da tıpkı diğer arkadaşları gibi takma adlarla senaryolar yazmaya devam etmiştir. Richard Greene’in başrolde oynadığı “The Adventures of Robin Hood” adlı meşhur TV dizisinin ve “The Four Just Men”in senaryosunu yazmıştır. Kara liste döneminde görev aldığı en önemli film Joseph Losey’in “The Big Night”ıdır (1951). Kara listeden sonra kendi adının ekrana yazıldığı ilk eser Norman Jewison’ın yönettiği, 1965 tarihli Steve McQueen şaheseri “The Cincinnati Kid” olacaktır.

Albert Maltz (1908-1985)

1938 yılında “The Happiest Man on Earth” adlı eseriyle kısa öykü dalında O. Henry Ödülü’nü alan, Brooklyn doğumlu, romancı, senarist ve oyun yazarı Albert Maltz birçokları tarafından Hollywood Onlusu içinde en saygın, en iyi eğitimli kişi olarak gösterilir. Columbia Üniversitesi’ni ve ardından Yale’in Tiyatro bölümünü bitiren Maltz, Theatre Union için oyun yazarı olarak çalışma hayatına başlar. Güçlü ve kararlı kişiliği aktivist tavrıyla bir bütünlük teşkil etmesine rağmen her zaman birinci önceliği liderlikten ziyade yazmak olmuştur. 1944 yılında basılan Nazi karşıtı kitabı “The Cross and the Arrow” ABD Silahlı Kuvvetleri tarafından İkinci Dünya Savaşı’nda çarpışan 150 bin askere devlet eliyle dağıtılmıştır. Propaganda amaçlı çektirilen “The House I Live In” (1945) ile bir de Oscar Onur Ödülü kazanmıştır. Yeri geldiğinde, tıpkı 1946 yılında The New Masses’da yayınlanan makalesinde olduğu gibi, politik yoldaşlarını da acımasızca eleştirebilen Maltz’ı efsane mertebesine eriştiren en önemli özelliklerinden biri de sözünü sakınmayan, gözüpek bir yazar oluşudur.

Albert Maltz’ın senaryosunu yazdığı filmler arasında “This Gun For Hire” (1942), “Mildred Pierce” (1945), “The Red House” (1947), “New York Esrarı” (Naked City, 1948) ve “Kanlı Ok”un (Broken Arrow, 1950) bir adım öne çıktığı görülmektedir. Yasaklı olduğu dönemde farklı isimlerle ya da ismi kullanılmadan bazı senaryolar yazar. 1950’li yıllarda en önemli çalışması “Zincirli Köle” (The Robe, 1953) olur. Yıllar sonra Clint Easywood’un başrolde oynadığı iki Don Siegel filmiyle bomba gibi bir dönüş yapar. “Sara’ya İki Katır” (Two Mules for Sister Sara, 1970) ve şimdilerde Sofia Coppola tarafından sönük bir yeniden çevrimi yapılan “Kadın Affetmez” (The Beguiled, 1971). “Pride of the Marines” (1945) ve senarist Michael Blankfort’ı paravan olarak kullandığı “Kırık Ok” (1950) ile iki kez Oscar’a aday olan Albert Maltz ölene kadar yasaklı kalmıştır.

Samuel Ornitz (1890-1957)

Romancı, senarist, oyun yazarı ve tarihçi Samuel Ornitz’in oyunları ilk olarak 1918-1919 yıllarında sahnelenir. Bilinç akışı tekniğini kullandığı ilk romanı Haunc Paunch and Jowl 1923 yılında yayınlanır. Sesli sinemanın ortaya çıkışıyla beraber 1928 yılında Kaliforniya’ya taşınan Ornitz senarist olarak Hollywood’da çalışmaya başlar. “Hell’s Highway” (1932), “Kırık Hayatlar” (Imitation of Life, 1934), “It Could Happen to You!” (1937), “Circumstantial Evidence” (1945) gibi önemli yapımlarda görev aldı. 1933 yılında Lester Cole ve John Howard Lawson ile birlikte Senaristler Birliği’ni (Screen Writers Guild) kurdu. Theodore Dreiser ve John Dos Passos ile yakın ilişkileri bulunan Samuel Ornitz önemli bir aktivistti. 1957’de kanserden hayatını kaybettiğini 66 yaşındaydı. Yasaklıyken öldü.

Adrian Scott (1912-1972)

Arlington, New Jersey doğumlu Adrian Scott, ekonomik durumu hayli iyi, İrlanda kökenli Katolik bir aileden gelir. Hollywood Onlusu içinde en sıra dışı kökene sahip kişi kabul edilmektedir. Edward Dmytryk tarafından çekilen üç kara film şaheseri “Murder, My Sweet” (1944), “Cornered” (1945) ve “Crossfire”ın (1947) yapımcısıdır. 1944 yılında Amerikan Komünist Partisi’ne üye olan Scott, arkadaşı Edward Dmytryk’in ismini verdiği ve filmlere komünist propaganda eklemeye zorladığını iddia ettiği kişilerden biridir. Scott, uzun yıllar yasaklı kalır ve başta karısının ismi olmak üzere çeşitli paravan isimler kullanarak varlık mücadelesi verir. Ölmeden önce yapımcılığını üstlendiği son eser olan, kendi yazdığı oyundan uyarladığı TV filmi “The Great Man’s Whiskers”da (1972) ismini ekrana yazdırır. Filmin İngiltere’deki gösteriminde adı ve soyadı yıllar sonra ilk kez görünmüştür. Filmin 1973 yılında Amerika’daki gösterimini görmeye ömrü vefa etmez ve 1972 yılında hayatını kaybeder.

HOLLYWOOD 19’LUSUNUN GERİ KALAN ÜYELERİ

Belirli konularda ifade vermeyi reddeden ve bu nedenle ceza alan Hollywood Onlusu ortaya çıkmadan önce ilk etapta 19 kişiydi demiştik. Diğer dokuz kişi; Bertolt Brecht (oyun yazarı, şair, tiyatro yönetmeni), Gordon Kahn (senarist), Richard Collins (senarist), Howard Koch (senarist), Lewis Milestone (yönetmen), Larry Parks (aktör), Irving Pichel (yönetmen), Robert Rossen (yönetmen) ve Waldo Salt’tır (senarist). Bertolt Brecht ifade verdikten (ve tabii ki, hiçbir şey söylemedikten) sonra ülkeyi kendi isteğiyle terk etti. Bu çalışma kapsamında bu isimlere ayrı bir parantez açmak ve kısaca tanıtmak gerektiğini düşündük.

Bertolt Brecht (1898-1956)

Oyun yazarı, şair, senarist ve tiyatro yönetmeni Bertolt Brecht bu grubun dünya çapında en çok meşhur olan ismidir. Almanya doğumlu Brecht “The Threepenny Opera” (Üç Kuruşluk Opera), “Mother Courage and Her Children”, “Saint Joan of the Stockyards”, “Arturo Ui’nin Önlenemez Yükselişi” (The Resistible Rise of Arturo Ui) ve “The Good Person of Sezuan” oyunlarıyla haklı bir şöhret kazanmış, tiyatro felsefesine farklı bir üslup getirmiş ve kendi adıyla anılan bir stil/tarz kazandırmıştır.

Nazilerin iktidara gelmesiyle Amerika Birleşik Devletleri’ne giden Brecht, kızıl avı sonrasında ABD’yi terk ederek Doğu Almanya’ya yerleşmiş ve 1956 yılındaki ölümüne dek sanatsal faaliyetlerini Doğu Berlin merkezli olarak devam ettirmiştir. Amerikan sinemasına hediyesi, Fritz Lang’in yönettiği, gelmiş geçmiş en iyi Nazi karşıtı filmlerden biri kabul edilen “Hangman Also Die!” (1943) olmuştur.

Gordon Kahn (1902-1962)

Amerikalı yazar ve senarist Gordon Kahn kariyerine The Mirror’da muhabir olarak başlar, 1930’larda senarist olarak filmlerde çalışmaya başlar ve aralarında “The Death Kiss” (1932), “I Stand Accused” (1938), “Blonde Alibi” (1946) ve “Ruthless”ın (1948) da yer aldığı bir grup filmle şöhreti yakalar. Oğlu Tony Kahn’ın 1987 yılında çektiği “The Day the Cold War Came Home” adlı belgeselden öğrendiğimiz kadarıyla ilk soruşturmalardan sonra mahkeme kararları onanınca, o da arkadaşları gibi mahkemeye çağrılıp tutuklanacağını düşündüğü için Meksika’ya kaçar. Hugh G. Foster adıyla dergilere yazılar yazar, o da “The Adventures of Robin Hood”a senarist olarak katkıda bulunur.

Richard J. Collins (1914-2003)

Amerikalı yapımcı ve senarist Richard Collins, daha çok Bonanza, General Electric Theater, Matlock, Remington Steele, Gunsmoke ve Bob Hope Presents the Chrysler Theatre gibi TV şovlarıyla tanınır. RKO Pictures, Universal Studios, Paramount Pictures, Metro-Goldwyn-Mayer ve Warner Bros. gibi önemli yapımevleriyle çalışır. “Song of Russia” (1944) filminin senaristlerinden biri olduğu için kara listeye alınır. 1947-1951 arasında işsiz kalır, sonunda dayanamaz, mahkeme önüne çıkıp tekrar ifade verir. Komünist Parti’ye ve komünistlerin etkin olduğu derneklere üye olduğunu itiraf edip 26 arkadaşının ismini mahkemeye verdiği için kara listeden çıkartılır. Don Siegel’in yönettiği ve bugün komünist avına destek verme amacı güttüğü düşünülen iki klasik filmde “Riot in Cell Block 11” (1954) ve “Invasion of the Body Snatchers”da (1956) Richard Collins’in imzası vardır.

Howard E. Koch (1901-1995)

New York doğumlu oyun yazarı ve senarist Howard E. Koch Columbia Üniversitesi’nde Hukuk okur. Great Scott (1929), Give Us This Day (1933) ve In Time to Come (1941) adlı oyunları Broadway’de oynanır. Orson Welles’in Amerika’yı birbirine katan ve ulusal alarm verilmesine neden olan “Dünyalar Savaşı” (The War of the Worlds, 1938) adlı radyo tiyatrosunun yazarlarından biri de Howard Koch’tur. Koch sinemaya da 1940 yılında hızlı bir giriş yapar. “The Sea Hawk” (1940), “Ölüm Mektubu” (The Letter, 1940) ve kendisine ilk Oscar adaylığını getiren “Aslan Yürekli Çavuş”un (Sergeant York, 1941) senaryolarını yazar. Akabindeki yıl gelmiş geçmiş en önemli Amerikan filmlerinden biri kabul edilen “Casablanca” (1942) ile ilk Oscar’ını kazanır. Sol görüşleriyle tanınan Koch, Jack Warner’ın ricasıyla propaganda amaçlı çekilen Joseph Stalin güzellemesi “Mission to Moscow”u (1943) yazar, savaş bittikten sonra da dengeler değiştiği için bizzat Jack Warner tarafından kovulur.

1947 yılından sonra üstündeki baskı artan ve 1951 yılında kara listeye alınan Howard Koch ülkeyi terk eder ve gönüllü bir sürgünlük yaşayacağı Avrupa’ya gider. O da diğer mağdur arkadaşları gibi çeşitli takma isimler ardına gizlenmek zorunda kalarak “The Adventures of Robin Hood” gibi dizilerin senaryolarına katkıda bulunur. Senaryosunu yazdığı önemli filmlere “Letter from an Unknown Woman” (1948), “The 13th Letter” (1951), “Korkunç Pilot” (The War Lover, 1962) ve “The Fox” (1967) örnek gösterilebilir. 1956 yılında Amerika’ya geri dönen Howard Koch sinemadan biraz uzaklaşır ve çok sayıda bilimkurgu kitabı ve anı kitabı kaleme alır.

Lewis Milestone (1895-1980)

Yönetmen Lewis Milestone genç yaşta yönettiği iki önemli film, “Two Arabian Knights” (1927) ve “Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” (All Quiet on the Western Front, 1930) ile iki defa En İyi Yönetmen Oscarı’nı evine götürür. 1930’larda ve 40’larda “The Front Page” (1931), “The General Died at Dawn” (1936), “Fareler ve İnsanlar” (Of Mice and Men, 1939), “A Walk in the Sun” (1945) ve “The Strange Love of Martha Ivers” (1946) gibi filmlerle adeta fırtına gibi eser. “Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”, “The Purple Heart” (1944), “Halls of Montezuma” (1951) ve “Mücadele Tepesi” (Pork Chop Hill, 1959) gibi sağlam yapıtlar ortaya koyduğu savaş filmlerinin ruhunu en iyi anlayan yönetmenlerden biri olmasını kişisel tarihindeki bir dizi olaya ve bu olayların zihninde açtığı derin yaralara borçludur. Rusya doğumlu Lewis Milestone 1912 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne gider. Ama ABD savaşa girince, onu silah altına alıp Birinci Dünya Savaşı’nda görev alması için Fransa cephesine gönderirler. Savaşın bitimine kadar orada görev yapar.

Yönetmenler Birliği’nin (Directors Guild) kurucularından olan Lewis Milestone 1949 yılında bir yıllığına kara listeye alınır. Rat Pack’li “Soyguncular” (Ocean’s Eleven, 1960) ve Marlon Brando’lu “Denizde İsyan” (Mutiny on the Bounty, 1962) sonraki yıllarda çektiği önemli filmlerdir.

Larry Parks (1914-1975)

Kansas doğumlu aktör ve ses sanatçısı Samuel Klausman Lawrence Parks’ın kariyerindeki ilk çıkışı Group Theatre’daki “Golden Boy” oyunuyla başlar. “All the Living”, “My Heart’s in the Highlands” ve “Pure in Heart” oyunlarıyla devam eder. Sinemada “Mystery Ship” (1941) ve “Counter-Attack” (1945) ile emin adımlarla ilerleyen Parks’ın Al Jolson’ı canlandırdığı “The Jolson Story” (1946) ile sinemadaki yıldızı parlar ve bir anda tüm dikkatleri üstüne toplamayı başarır. Soruşturma sırasında Komünist Parti üyeliğini itiraf eden Parks da Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’ne başkalarının ismini vererek kendini kurtarmaya çalışanlardan. İfadenin ardından Columbia şirketinden kovulan Parks, karısıyla beraber Avrupa’ya gider. Ülkeye dönünce kendini tiyatroya ve sahne şovlarına verir ve sinemayla bağları neredeyse tamamen kopar. Son yıllarında Los Angeles’ta inşaat işiyle uğraşan Parks’ın son oynadığı film John Huston’ın Sigmund Freud’u anlattığı “Gizli Hakikatler” (Freud: The Secret Passion, 1962) adlı çalışmasıdır.

Irving Pichel (1891-1954)

Harvard mezunu olan Amerikalı aktör ve yönetmen Irving Pichel kariyerine tiyatroda teknik yönetmenlikle başlar. San Francisco Bohemian Club Tiyatrosu’nda başlayan kariyerine son verip 1923 yılında Berkeley Playhouse’u kurar ve 1926 yılına kadar bu tiyatroyu yönetir. Los Angeles’a taşınan Pichel bu sefer Pasadena Playhouse’da aktörlüğe başlar. 1927 yılında Eugene O’Neill’in “Lazarus Laughed” oyununda ilk başrolünü alır. Sesli sinemanın ortaya çıkışıyla birlikte de tıpkı birçok tiyatro oyuncusunda olduğu gibi, Pichel’ın önünde de Hollywood seçeneği belirir. “An American Tragedy” (1931), “Madame Butterfly (1932)”, “Oliver Twist” (1933), “Cleopatra” (1934), “British Agent” (1934), “Jezebel” (1938) ve “Juarez” (1939) gibi önemli filmlerde boy gösterir.

Tiyatro devam ederken bir yandan da film yönetmenliğine merak salar. Ernest B. Schoedsack ile birlikte yönettiği insan avı klasiği “The Most Dangerous Game” (1932) ile sinemaya bomba gibi bir giriş yapar ama gerisi gelmez. “Beni Nasıl Unuttun?” (Tomorrow Is Forever, 1946), “Quicksand” (1950), “Aya Seyahat” (Destination Moon, 1950) ve Hollywood’da çektiği son film olan “Santa Fe” (1951) en iyi filmleri olarak değerlendirilebilir. 1954 yılındaki ani ölümüne kadar sürekli ama sürekli üreten biri olan Irving Pichel kara listeye alındığı için yönettiği son iki filmi, “Martin Luther” (1953) ve “The Day of Triumph”u (1954) Hollywood dışında çekmiştir.

Robert Rossen (1908-1966)

New York doğumlu yönetmen, senarist ve yapımcı Robert Rossen sinema tarihine armağan ettiği birbirinden önemli iki filmle unutulmaz arasına girmiş durumda: “Saltanat Hırsı” (All the King’s Men, 1949) ve “Bilardocu” (The Hustler, 1961). Bu filmlere ilaveten “Johnny O’Clock” (1947) ve “Body and Soul”u (1947) da en iyi filmleri arasında gösterebilirim. Aslında kariyerine tiyatroyla başlayan Rossen Hollywood’a senarist olarak geçer. “The Roaring Twenties” (1939), “Sisler Arasında “ (Out of the Fog, 1941), “Blues in the Night” (1941) ve “The Sea Wolf” (1941) filmlerinin senaryolarını yazar.

1937 yılında Hollywood’a taşınan Rossen aynı yıl Komünist Parti’ye üye olmuş ve on yıl kadar kalmıştır. Komiteye Rossen’in ismini ilk veren kişi Jack Warner’dır. Rossen 1951 yılında ilk kez çağrıldığında ifade vermeyi reddeder, (gayriresmi) kara listeye alınır, Columbia şirketi sözleşmesini fesheder. Rossen, 1953 yılında 57 kişiyi ispiyonlayarak kendini kurtarmaya çalışır. Tıpkı arkadaşı Elia Kazan gibi.

Waldo Salt (1914-1987)

Geldik son isme. Chicago doğumlu Waldo Miller Salt sinema tarihinin en kurnaz senaristlerinden biri, 19 yaşındayken Stanford’dan mezun olmuş bir dahi. “The Philadelphia Story” (1940), “Rachel and the Stranger” (1948) ve “M” (1951) gibi senaryolarda imzası var. 1950’lerde kara listeye alınır ama çeşitli isimler altında üretmeye devam eder. Ama asıl büyük senaryolarını 1960’larda, fırtına dindikten sonra yazar. “Sessizliğin Gürültüsü” (Blast of Silence, 1961), “Taras Bulba” (1962), “Geceyarısı Kovboyu” (Midnight Cowboy, 1969), “Serpiko” (Serpico, 1973), “Çekirgenin Günü” (The Day of the Locust, 1975) ve “Eve Dönüş” (Coming Home, 1978).

Waldo Salt’ın “Geceyarısı Kovboyu” ile “Eve Dönüş” filmlerinden kazandığı iki tane En İyi Senaryo Oscarı var. “Serpiko”yla da adaylık almıştır. Bugün Sundance Film Festivali’nin onun adıyla anılan bir senaryo ödülü olduğunu da not düşelim.

İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU

Şimdi bir ara veriyoruz. Türkçe literatürde “Hollywood 19’lusu”nun biyografilerini içeren ilk çalışma olma özelliğine sahip olan bu makale, ilk olarak Modern Zamanlar Dergisi’nin 41. Sayısında yer almıştı. Orada yayınlanan yazıyı özellikle film bilgileri anlamında biraz daha detaylandırdım. Biyografilerin mümkün olduğunca kısa, rafine ama vurucu olmasına gayret etmiş olmama rağmen, yine de bir hayli uzun, detaylı ve sıkıcı olduğunun farkındayım ama faydalı ve kalıcı olması için buna mecburduk. Tıpkı şimdi olduğu gibi, gelecekte de cadı avları yaşanmaya devam edecektir, makalenin güncelliğini yitireceğine dair hiçbir endişem yok. Okuduğunuz yazının gelecek nesillere kalacak ve bu alandaki çalışmalarda sıklıkla faydalanılacak bir çalışma olduğuna inanıyorum. En azından, ben hazırlarken amacım oydu. Bir sonraki makalemde McCarthy Dönemi’nde mağdur olan yüzlerce sinemacıyı temsilen seçtiğim iki düzine kadar HUAC mağdurunun kısa biyografilerini sizlere sunuyor olacağım. John Garfield’dan Lionel Stander’a, Joseph Losey’den Abraham Polonsky’ye, Dashiell Hammett’dan Carl Foreman’a, Lillian Hellman’dan Jerry Fielding’e yine arşivlik bir yazı karşınızda olacak.

Saygı ve sevgilerimle.

KAYNAKLAR

  • Baranger, Milly S. “UNFRIENDLY WITNESSES: Gender, Theater, and Film in the McCarthy Era”, 2008. Southern Illinois University Press, ABD.
  • Byars, Jackie. “ALL THAT HOLLYWOOD ALLOWS: Rereading Gender in 1950s Melodrama”, 1991. The University of North Carolina Press, ABD.
  • Bessie, Alvah ve Albert Prago, “OUR FIGHT: Writings by Veterans of the Abraham Lincoln Brigade: Spain 19361939”, 1987. Monthly Review Press, ABD.
  • Biberman, Herbert. “SALT OF THE EARTH: The Story of a Film”, 2003. (ilk basım 1965). Harbor Electronic Publishing, ABD.
  • Buckley Jr., Wm. F. ve L . Brent Bozell. “McCARTHY AND HIS ENEMIES: The Record and its Meaning”, 1954. Henry Reegnery Company, ABD.
  • Buhle, Paul ve Dave Wagner. “HIDE IN PLAIN SIGHT: The Hollywood Blacklistees in Film and Television, 1950–2002”, 2003. Palgrave McMillan, ABD.
  • Clark, Danae. “NEGOTIATING HOLLYWOOD: The Cultural Politics of Actors’ Labor”, 1995. University of Minnesota Press, ABD.
  • Coyne, Michael. “HOLLYWOOD GOES TO WASHINGTON: American Politics on Screen”, 2008. Reaktion Books, İNGİLTERE.
  • Dmytryk, Edward. “ODD MAN OUT: A MEMOIR O F THE HOLLYWOOD TEN”, 1996. Southern Illinois University Press, ABD.
  • Hellman, Lillian, “ŞARLATANLAR DÖNEMİ”, 1977. (Türkçesi: Tomris Uyar), Milliyet Yay. TÜRKİYE
  • Herzberg, Bob. “THE LEFT SIDE OF THE SCREEN: Communist and LeftWing Ideology in Hollywood, 1929–2009”, 2011. McFarland & Company, Inc., ABD.
  • Horne, Gerald. “CLASS STRUGGLE IN HOLLYWOOD 1930-1950: Moguls, Mobsters, Stars, Reds & Trade Unionists”, 2001. University of Texas Press, ABD.
  • Horne, Gerald. “THE FINAL VICTIM OF THE BLACKLIST: John Howard Lawson, Dean of the Hollywood Ten”, 2006. University of California Press, ABD.
  • Humphries, Reynold. “HOLLYWOOD’S BLACKLISTS: A Political and Cultural History”, 2008. Edinburgh University Press, İNGİLTERE.
  • Krutnik, Frank, Steve Neale, Brian Neve ve Peter Stanfield. “UNAMERICAN HOLLYWOOD: Politics and Film in the Blacklist Era”, 2007. Rutgers University Press, ABD.
  • Langdon, Jennifer E. “CAUGHT IN THE CROSSFIRE: Adrian Scott and the Politics of Americanism in 1940’s Hollywood”
  • Prime, Rebecca. “HOLLYWOOD EXILES IN EUROPE: The Blacklist and Cold War Film Culture”, 2014. Rutgers University Press, ABD.
  • Radosh, Ronald ve Allis Radosh. “RED STAR OVER HOLLYWOOD: The Film Colony’s Long Romance with the Left”, 2005. Encounter Books, ABD.
  • Robé, Chris. “LEFT OF HOLLYWOOD: Cinema, Modernism, and the Emergence of U.S. Radical Film Culture”, 2010. University of Texas Press, ABD.
  • Ross, Steven J. “HOLLYWOOD LEFT AND RIGHT: How Movie Stars Shaped American Politics”, 2011. Oxford University Press, İNGİLTERE.
  • Sutherland, John. “STEPHEN SPENDER: A Literary Life”, 2005. Oxford University Press, İNGİLTERE.
  • Teksoy, Rekin. “REKİN TEKSOY’UN SİNEMA TARİHİ – CİLT 1”, 2005. Oğlak Yayınları, TÜRKİYE.
  • Teksoy, Rekin. “REKİN TEKSOY’UN SİNEMA TARİHİ – CİLT 2”, 2005. Oğlak Yayınları, TÜRKİYE.
  • www.imdb.com/name/nm0078827
  • www.english.illinois.edu/maps/mccarthy/blacklist.html
  • en.wikipedia.org/wiki/House_UnAmerican_Activities_Committee
  • en.wikipedia.org/wiki/Redbaiting
  • en.wikipedia.org/wiki/Hollywood_blacklist#The_Hollywood_Ten
  • en.wikipedia.org/wiki/XV_International_Brigade
  • en.wikipedia.org/wiki/Fifth_Amendment_to_the_United_States_Constitution
  • hollywoodsup.weebly.com
  • www.imdb.com/name/nm0375484
  • www.imdb.com/title/tt0044418
  • en.wikipedia.org/wiki/Bertolt_Brecht
  • en.wikipedia.org/wiki/Waldo_Salt 

Yazar hakkında: Ertan Tunc

Sevdiği filmleri defalarca izlemekten, sinemayla ilgili bir şeyler okumaktan asla bıkmaz. Sürekli film izler, sürekli sinema kitabı okur. Ve sinema hakkında sürekli yazar. En sevdiği yönetmen Sergio Leone’dir. En sevdiği oyuncular ise Kemal Sunal ve Şener Şen. “Türk Sinemasının Ekonomik Yapısı 1896-2005” adlı ilk kitabı; 2012 yılında Doruk Yayımcılık tarafından yayınlanmıştır. Kara filmler, gangster filmleri, İtalyan usulü westernler, giallolar ile suç sineması konularında kitap çalışmaları yürütmektedir. İletişim: [email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir