Kimlik, Yabancılaşma ve Kavanozdaki Adam (1987)

kavadamkapak

80’li yıllar. Tek kanallı TRT. Sonra 86’da ikinci kanal geliyor. Tamam kabul, tek televizyon kurumu, izleyici açısından oldukça kısıtlayıcı. Sansür de cabası. Hani şu meşhur “makas”! Ama şu da var; TRT’nin tek yayıncı olduğu zamanlarda yapılan programlar ve bilhassa yerli diziler bir yönden çok başarılı: Köylüsüyle, kentlisiyle, eğitimsiziyle, entelektüeliyle genel izleyici kitlesinin ilgisinin ilgisini çekebilecek diziler yapma konusunda TRT’nin  bugünkü çok kanallı yapıdan çok daha başarılı olduğu kesin. Sonra bu süreç özel kanallarda ilk 7-8 yıllık dönemde sürüyor. Ama azalarak tabi! Süper Baba’lar, Şehnaz Tango’lar, İkinci Bahar’lar. Sonrası şöyle: Genelde toplumun bir tabakasının izleyip diğerinin izlemediği diziler geliyor. Yeşilçam’ın 70’li yılların başında işlemez hale gelmiş melodram formülü fakir erkek-zengin kız, zengin erkek-fakir kız teraneleri bıkmadan usanmadan anlatılıyor. Hem de ortada belli bir hikaye olmadan. Uzatıla-sündürüle izlenme elastikiyetini kaybetmiş dizileri bir kesim çok severken diğer kesim mutfağa geçip maçını, yabancı kanallardaki dizisini, belgeselini izliyor. Daha da açık konuşursak Haznedaroğlugiller Holdingli, Hanzadeli, ağalı, mafyalı, berbat şive taklitleriyle dolu yerli dizler bir kesim tarafından iştahla takip edilirken diğer kesimde ağrı sızılara neden oluyor.

Burada sizlerle paylaşmak istediğim dizi, 1987 yılında TRT’de dört bölüm halinde yayınlanan ve ilgiyle izlenen Kavanozdaki Adam. İlk yerli bilim-kurgu dizisi olarak büyük ilgiyle karşılanıyor. Aynı yıl çekilen bir bilim-kurgu dizimiz var: Uzaylı Zekiye. (Demek ki kafamız “Uzay” yapmaya 1987’de başlamış!) Kavanozdaki Adam’ı yazan ve yöneten Mesut Uçakan. Senaryoyu Faik Baysal’ın aynı adlı eserinden uyarlamış Uçakan.(1)

Mesut Uçakan MTTB (Milli Türk Talebe Birliği) bünyesinden yetişen sinemacı. Milliyetçi-Muhafazakar öğrencileri bünyesinde toplayan bu birlik özellikle ülkücü ve milli görüşçüleri bünyesinde barındırdığı için bir süre sola karşı işlevsel öneme sahip oluyor. Daha sonra ise yollar ayrılıyor. Mesut Uçakan bu birliğin milli görüş kanadına yakın olduğundan dolayı bu eksende filmler çekiyor. Lanet(1977) ile başlayan ve Rahmet ve Gazap(1980) ile devam eden yönetmenlik serüveni 80’li yıllarda video ve seyrek de olsa sinema filmleri ile sürüyor. Bir de televizyon dizileri var. 90’lı yıllarda ise daha keskin islami söylemlere sahip Yalnız Değilsiniz(1990), İskilipli Atıf Hoca(1993) gibi filmlerle kariyerine devam ediyor. Sonraları daha seyrek sinema filmi çekebilen Uçan 2005 yılında Anne Ya Da Leyla, 2006 yılında da Anka Kuşu’nu çekiyor.(Bu filmin senaryosunu yazmasına rağmen yönetmen olarak atıfta bulunulmuyor.)

kavadam04

Beyin Nakli

Kavanozdaki Adam dizisi ilk başta beyin nakli gibi bir konuyu işleyen bir dizi olsa da farkı çağrışımlar peşinde olduğu çok da sır değil, buraya sonra döneceğiz. Dizinin kahramanı olan Semih Şerifoğlu (Ahmet Mekin) dünya barışı ve sevgi ile ilgili görüşleri ile dünya çapında ün kazanmış bir düşünür ve yazardır. Oğlunun bir terörist saldırı sonucu öldürülmesi ile tümden karamsar bir ruh hali içine girer. Ölüm, ölüm ötesi gibi konularda araştırmalar yapmaya başlar. Eşi İnci (Nevra Serezli) onun bu halinden endişelidir. Semih-İnci çiftinin bir de yurt dışında okuyan kızı (Nil Ünal) vardır.

Bu sırada Pof. Kenan Aksal(Metin Serezli) hayvanlar üzerinde yaptığı araştırmalar sonucu beyin naklini gerçekleştirmeyi başarmış bir bilim adamıdır. İnsanda beyin naklini gerçekleştirmesine ramak kalmıştır. Kenan Aksal’ın da Şerifoğlu ailesi gibi bir kızı ve bir oğlu vardır. İşine fazla odaklanan Kenan, eşi  Nalan(Sevda Ferdağ) ve oğlu Sedat(Erol Durak) ile sorunlar yaşamaktadır.

Semih Şerifoğlu şiddetli baş ağrıları yüzünden doktora gidince beyninde bir tümör olduğunu öğrenir. Son aşamaya gelmiş olan tümörün tedavisi imkansızdır. Tek bir umut vardır o da beyin nakli. Kenan Aksal çok heveslidir. İnci, beyin nakline ikna olmuş durumdadır. Semih ise ameliyattan sonra tamamen başka bir insan olarak uyanacağından emin olduğu için karşı çıkar. Aslında Kenan da, İnci de beyin naklinin bambaşka bir adam yaratacağını bilse de Kenan ihtirasları için İnci de bir başka adama dönüşmüş de olsa Semih’i kaybetmemek için ameliyatın yapılmasında ısrarcıdır. Baş ağrıları ve nöbetler dayanılmaz hale gelince Semih ameliyat olmaya karar verir. Bu iş için genç bir insanın beynini bulmaları gerektir. Kan davası yüzünden öldürülen bir köylünün beyni Semih’e nakledilir. Ameliyat başarılı geçer. Ama herkesin asıl endişesi ameliyat sonrasına dairdir. Semih nasıl bir insan olarak uyanacak? Tamamen bir başkası mı olacak, yoksa eski Semih’ten bir kırıntı kalacak mı? Semih uyandığında anlarlar ki, uyanan adam, doğal olarak beynin sahibi Mehmet Ekinci’dir. Semih’in düşünce ve anılarından küçük kırıntılar geri gelse de uyanan adam tamamen bir başkasıdır. Beyni Mehmet Ekinci, vücudu Semih Şerifoğlu olan bu adam, ne Şerifoğlu’nun ailesini ve yakınlarını hatırlayıp onlara yakınlık duyabilmekte, ne de Mehmet Ekinci’nin yakınlarına kendini kabul ettirebilmektedir. en sonunda da kendini vuran kan davalılarını baltayla doğrayacaktır.

kavadam02

Kimlik, Dönüşüm, Yabancılaşma

Şimdi İlk yerli bilim-kurgu dizisi olarak hatırlanan bu dizinin öyküsünü deşmeye başlayabiliriz. Öykünün üç kilit karakteri var: Semih Şerifoğlu, Kenan Aksal ve Mehmet Ekinci.

Semih bir düşünür. Dengeli bir kişilik. Ailesi ile sıcak ilişkileri var. Oğlunun ölümü ile bir bunalıma giriyor ve belki de hayatında ilk defa ölüm korkusunu yaşadığı için ölüm ve ölüm ötesi ile ilgili düşünceler üzerine yoğunlaşıyor. Sonuçta ruhun ölümsüz olduğunu kabul ediyor. Ruhun içine hapsolduğu kavanoz kırılsa da ruh kaybolmuyor, yalnızca özgür kalıyor. Ama gene de çok endişeli olduğu gözden kaçmıyor. Fikri değişmiş olsa da endişeleri bundan pek etkilenmemişe benziyor. Dizide kalbi temsil ediyor.

Kenan Aksal, Uçakan’ın filmlerinde çokça görmeye alışık olduğumuz bir tipleme. İşinin gereklerini soğukkanlı bir duraksamazlık içinde yerine getiren, manevi şeylere önem vermeyen acımasız birisi. Biraz da hırslı. Uçakan’ın bu karakteri yaratırken Necip Fazıl Kısakürek’in “Reis Bey” oyunundaki hakimden (Reis Bey) çok etkilendiğini düşünüyorum. Bu karakterin benzeri 1980 yılında çektiği Rahmet ve Gazap filminde de var (savcı). Hatta oyundaki bazı replikler aynen filmde kullanılmış. Uçakan 1988 yılında çektiği Reis Bey filmi ile eserin aslına geri dönüyor. Filmin acımasızca hüküm veren Reis Bey’i  pek merhametsiz ve pek yalnız. Kenan da böyle. Merhametsiz olmasa da duygusal yönü zayıf. Bir karar vermesi gerektiği zaman tereddüt etmiyor. İşinin gerekleri yüzünden ailesine yeterince önem verememiş. Karısının bir başkasıyla ilişkisi var, oğlu ondan nefret ediyor, evde tek iyi anlaştığı kişi olan kızını da neredeyse hiç göremiyor. Uçakan’ın kalp-beyin diyalektiğinde Kenan beyne karşılık geliyor.

Mehmet Ekinci ise bir köylü. Öldürülen babasının ve kardeşinin öcünü almak isterken öldürülüyor. Motivasyonu Hasan ve İzzet’i öldürmek ve Hatça’sına kavuşmak. Sığ bırakılmış bir karakter olarak Semih’in afallatıcı dönüşümünün son durağı.

“Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerinden uyandığında kendini yatağında kocaman bir böceğe dönüşmüş buldu.”(2)

Uçakan’ın Gregor Samsa’sı Kafka’nın Dönüşüm’ünü tersten yaşıyor. Gregor Samsa, bilinci (beyni) aynı kalmak şartı ile dış görünüşü dönüşüme uğrayan bir insan iken Semih dış görünüşü aynı kaldığı halde beyni değişen bir kişi. Kafka’nın böceği çevresine yabancı gelen dış görünüşüne ve tamamen kapanan iletişim kanallarına rağmen eski Gregor Samsa olduğuna inandırmak istiyor ailesini. Mehmet Ekinci ise çevresine aşina gelen dış görünüşüne rağmen “içerideki”nin başka birisi olduğuna inandırmaya çalışıyor herkesi. Ekinci’nin ailesi de onu yadırgıyor, çünkü gördükleri bambaşka bir sima. Ekinci’nin bu açmazı Mesut Uçakan’ın düşüncesinde Modernleşme maceramıza karşılık geliyor olmalı. Son çare olarak düşünülen beyin nakilleri, uymayan elbiseler, oturmayan kimlikler! Kavanozdaki Adam, Uçakan için hem o günlerdeki sansür hem de bunun bir televizyon yapımı olması yüzünden daha törpülenmiş, sembolik ve dolaylı bir anlatım yolu oluyor.

Semih ve Kenan batı kültürü almış karakterler olarak birbirinin tam zıddı karakterler değil ama şu karşıtlık göze çarpıyor: Semih biraz daha düşünceli bir karakter, bir gönül adamı. Oğlu öldükten sonra biraz daha metafiziksel bir düşünce biçimi içine giriyor. Kariyerine odaklanan, bilim ne gerektiriyorsa onu yapmaktan çekinmeyen Kenan ise daha mekanik bir pozitivist düşünce yapısına sahip. Aslında bu iki düşünce biçiminin dolaylı çarpışması sonucu, yani Semih’in dıştan bir etkiyle ölüme mahkum olmasıyla Kenan’ın kurtuluş reçetesinin uygulanması zorunlu hale geliyor. Reçete işe yaramayınca da ortaya dışı Semih beyni Mehmet olan ve nereye giderse gitsin iki arada bir derede kalan bir acayip yaratık çıkıyor.

Çocuk yaşımda izlediğim bu dizide beni en çok etkileyen ve ürküten şey, ne Mehmet’in kan davalıları olan Hasan ve İzzet’i baltayla doğraması, ne de ameliyatta bir kavanoz içinde üzerinde elektrotlar ile duran beyin idi. En ürktüğüm şey vücudu ayrı, beyni ayrı olan bu adamın iki arada bir derede kalmışlığı idi. Bu diziyi bir bilim-kurgu olduğu kadar psikolojik gerilime taşıyan şey de buraya yaptığı vurgu. Beyin naklinin mümkün olup olmayacağı, beynin nasıl muhafaza edileceği, o kadar damarın ve sinirin nasıl bağlanacağı, vücudun bu yeni organı nasıl kabul edeceği falan gibi rahatsız edici sorular bir çırpıda atlanarak en rahatsız edici sorunun üstüne gidiliyor: Vücudu başka, beyni başka olan bu yeni adam hem eski çevresine uyum sağlayabilir mi? Mesut Uçakan’ın görüşlerine katılırsınız katılmazsınız orası ayrı konu ama buraya yapılan vurgu anlatının can damarını oluşturuyor.

kavadam01

Rol Dağılımı

Ana karakterlerin rol dağılımına baktığımızda Ahmet Mekin’in harika bir iş çıkardığı kesin. Hem ameliyat öncesi hem de ameliyat sonrası Semih’i canlandırırken aynı inandırıcılığa sahip usta oyuncu. Üstelik ameliyat sonrası beyni değişen, Semih’in sigara içme, yemek yeme ve konuşma tarzlarındaki değişimleri, biraz da kendi gözlemlerinden gelen ögelerle çok güzel yansıtabiliyor. Burada, beyin naklinden sonraki Semih ile Bülent Polat’ın canlandırdığı Mehmet Ekinci arasında bir akortsuzluk var. Aynı sigara içiş şekli, şive v.b. gibi şeyleri iki oyuncuda da görmek isterdim ki bu önce yönetmenin sonra da Bülent Polat’ın sorumluluğu

Metin Serezli, kendine aşırı güvenli, hırslı bilim adamı Kenan Aksal rolüne çok iyi oturmuş. Nevra Serezli, Sevda Ferdağ, Erol Durak, Ferdi Atuner ve Efgan Efekan rollerinde gayet başarılı.

Atatürk’ten haz etmeyen adamın yazdığı ve yönettiği, Atatürk’e benzeyen adamın şahane oyunculuğu ile süslediği, televizyon tarihimizin en ilginç ve başarılı dizilerinden biri olan Kavanozdaki Adam, modernleşme, kimlik ve yabancılaşma gibi konulara dolaylı yoldan yaptığı vurgu ile her görüşten izleyicinin ilgisini hak ediyor. Tabi ki geri kalmışın neden geri kaldığını ve modernliğe neden ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışarak ve yabancılaşma konusunda üretim sistemini esaslı biçimde irdeleyip eleştirmeden söylenecek her sözün, bu dizi gibi, bir durum tespitinden ileri gidemeyeceğini unutmamak kaydıyla…

(1)Normalde hakkında yazdığım filmlerin uyarlandığı eserleri mutlaka okurum. Faik Baysal’ın Kavanozdaki Adam kitabını çok aramama rağmen bulamadım. Uçakan’ın çok serbest bir uyarlama yaptığını düşünmüyorum ama eserin orijinalini okuyarak yazılmış bir inceleme çok daha dolu dolu olacaktı.

(2)Dönüşüm, Franz Kafka, İş Bankası Kültür Yayınları, 2008, Sf:5

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir