Kelebeğin Dillenişi

Koşuyor sokaklarda onlarcası. Sonra bir anda yüzlerce oluyorlar. Ama yağıyor durmadan gaz fişekleri üstlerine. Vuruyorlar apartmanların demir kapılarına, basıyorlar zillere peşi sıra; ama çoğu zaman nafile… Oysa birine sığınması için kapınızı açtığınızda dünyada o kadar çok şey değişir ki şaşırırsınız. Gözleriniz büyür, aklınız durur, inanamazsınız. Kapınızı açtığınız o an, zamanda asılı kalır herşey bir anlığına ve sonra yeniden döner dünya. Artık kapınızı açtığınızla aranızda bir daha asla kopmayacak bir bağ oluşmuştur. Kalan hayatında bir yeriniz olacak, bunu bilin. Ve siz bir daha asla aynı olmayacaksınız. Derin bir nefes alın; evet, saf mutluluk bu ciğerlerinize dolan. Elinizi yaralı omzuna bastırdığınızda, şefkat bu elinizi titreten. Dosdoğru yüreğinizden geliyor, coşku bu, kavradığınız el gibi güçlü bir coşku bu.

bp6

Bu sefer, bu direnişte gözünüzü Gazi Mahallesi’ne çevirip gördüğünüz çarpışan gençleri düşünün. Günler sonra gelen görüntüleri izlerken, bundan yıllar önce duyduğunuz “Gazi gene karıştı”ları düşünün. Diyarbakır’daki sahipsiz mezarlarını, kireç çukurlarını, İstanbul’un varoşlarında gece baskınlarını ve kapılarında birer asma kilitle yaşayanları. Bundan yıllar önce, Metin Göktepe’lerin ve nicelerinin narin ve cesur ruhları karakolların bodrum katlarından semaya yükselirken, o son görüldükleri yerde, onları da birileri saklamış olsaydı neler değişirdi bir düşünün. Bundan yıllar önce, Cumartesi Anneleri Galatasaray’dan tartaklanarak polis otobüslerine doldurulurken, polise birileri daha “dur, yapma!” deseydi, neler değişirdi bir düşünün. Mahalle kahvelerinde, altın günlerinde saf bir şaka gibi görünen ince alaylarla “Aleviler de mum söndü yapıyormuş” dediğinde birileri, bir başkası “sus, söyleme!” deseydi, değişebilecekleri düşünün.

Elbette diyenler oldu. Elbette çıktı birilerinin sesi; “dur, yapma!” diye. Ama birkaç ses daha olsaydı, birkaç yürek daha gövdesini de alıp o sese katılsaydı, olabilecekleri bir düşünün. Şimdiki gibi, şuan olanlar gibi; bir kalkışma, bir yeniden doğum, bir fırtına belki… Bir düşünün, düşünürken alnınıza bir kelebek değecek ve öpecek alnınızdan. Bu bir kelebeğin dillenişidir. Bir yumruğun yukarıya kalkarkenki hali gibi dik, bir isyanın içten gelen gürültüsü gibi gururlu bir hal gelecek üstünüze. Daha önce kaç kişi geçti sokağınızdan? Daha önce kaç kişi çaldı kapınızı? Hangi kapıyı açış bu kadar büyük ve bu kadar dostça olabilirdi? Tek bir kapıyı açış, nasıl oldu da yüzlercesini kurtarabildi? Hangi kapıyı açış dünyayı bu kadar değiştirebilirdi ki?

Düşünün, bu bir kelebeğin dillenişidir…

Bundan yıllar sonra hatırlanacak açılan o kapı. Diyecekler ki Beşiktaş’ta, Kızılay’da, Dersim’de bir kapı açıldı, hepimiz geçtik pervazından. Diyecek ki biri “annem düştüğünde onu hiç tanımadığı biri metrelerce ötedeki revire taşımış, adını hiç öğrenemedik”. Biri su vermiş, biri sirke tutmuş, biri yemek taşımış, pastaneler revir olmuş, avukatlar seferber olmuş, herkes tek yürek olmuş, gözaltındayken biri hiç olmazsa öbürünün elini tutmuş diyecekler. O zaman bilecekler, bu bir kelebeğin dillenişidir. Bir kelebek uçuşudur yüreğimizin ta bağrından fersah fersah uzak geleceğe. Kağıttan bir gemiyi suya salmak, bir ıslık çalıp nereye gittiğine bakmak, bir söz söyleyip yankısını dinlemektir. O zaman bilmiş olacaklar, hangi kapıyı açış dünyayı bu kadar değiştirebildi ki?

Ezgi Aksoy

Yazar hakkında: Ezgi Aksoy

Sinema yolculuğu 80’li yıllar korku filmleriyle başladı. Ucuz filmlerle büyüdü. Sinema, yazından sonraki en büyük tutkusudur. Şuan LeMan, yeniHarman ve Bayan Yanı’nda araştırma dosyaları ve populer kült yazıları yazmakta ve medeniyet üzerine kafa yormaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir