Masalsı Bir Eğlence: Kelebekler (2018)

Hayatın sillesiyle henüz çocuk yaşta tanışan ve bu nedenle ayrılmak durumunda kalan üç kardeşin, yine hayatın birleştirici gücü neticesinde buluşmasını ve akabinde gelişen hesaplaşmasını fantastik bir şekilde ele alan Kelebekler, izleyicisini ziyadesiyle kahkahaya boğan yer yer de hüznün ortasına bırakan bir Tolga Karaçelik filmi. Yönetmenin, Gişe Memuru ve Sarmaşık’tan sonraki üçüncü uzun metrajı olan yapımın başrollerinde ise Tolga Tekin, Bartu Küçükçağlayan ve Tuğçe Altuğ gibi isimler yer alıyor.

Filmin konusuna temas edecek olursak, seneler evvel ayrılmış ve farklı hayatlara yelken açmış üç kardeş Cemal, Kenan ve Suzan babalarından gelen bir telefon neticesinde yeniden bir araya gelir. Onlar, 30 yıl önce annelerinin intiharının ardından ayrıldıkları -Gişe Memuru’nda da sık sık adı geçen- Hasanlar Köyü’ne yıllar sonra geri dönecek ve babalarıyla yüzleşecektir. Tabii bu yolculuk, onları beklenmedik maceralara sürükleyecek ve amiyane tabirle absürt ve bir o kadar da büyülü bir evrenin tam ortasına bırakacaktır.

Hikâyenin genel hatlarına baktığımız zaman, esasen karşımıza çıkacak filmin fazlasıyla klişeleşmiş bir şablon etrafına kurulu olduğu düşüncesine kapılmak mümkün. Neticede yıllar sonra bir araya gelen kardeşlerin hesaplaşmalarına, sinema perdesinde defalarca kez rastladık. Ancak bu noktada es geçilmemesi gereken en önemli husus, filmin yönetmen koltuğunda önceki iki filmiyle rüştünü ispatlamış Tolga Karaçelik’in oturduğu gerçeği. Evet, itiraf etmekte yarar var; Kelebekler’in özelinde ne öyle muazzam kadrajlar, ne tadına doyulmaz plan sekanslar, ne de uzun uzadıya hayran gözlerle bakılan bir sinematografiden söz edebiliriz. Peki, bu filmin cazibesini azaltacak bir durum mu? Kesinlikle hayır. Çünkü Tolga Karaçelik öylesine sıkı bir hikâye anlatıcısı ki tüm negatif değerleri alıyor, rafa kaldırıyor ve izleyicisini hikâyenin büyüsüne ortak etmeyi başarıyor. Keza bu durumla daha önce, hem Gişe Memuru’nda hem de Sarmaşık’ta karşılaşmadık mı zaten?

Kelebekler, aslını söylemek gerekirse yönetmenin diğer filmlerine oranla oldukça farklı bir iş. Metaforların minimize edildiği, siyasi göndermelerin yok denecek kadar az olduğu ve daha da önemlisi eğlence dozajının maksimum seviyede seyrettiği bir film. Bu da Kelebekler’i, Tolga Karaçelik’in şimdiye kadarki en farklı işi olarak betimlememizin önünü açan yegâne husus. Ancak bu demek değil ki yönetmenin özgün dokunuşlarına Kelebekler’in özelinde rastlamak mümkün değil. Anlatıyı konuşulur kılan bir nokta varsa ve filme dair bir yıldız belirlenecekse eğer bu açık ara Tolga Karaçelik’in ta kendisi olacaktır. Absürt ve kara mizah arasında gidip gelen anlatısını, masalsı dokunuşlarıyla süsleyen yönetmen, vadettiği tempoyu bir an olsun düşürmüyor ve finalde de altın vuruşu yaparak Kelebekler’in hayatın saçmalıklarından beslenen mizahi duruşunu oldukça eğlenceli bir şekilde dışa vuruyor.

Filmin birçok farklı temayı başarıyla harmanladığını söylemek mümkün. En başta Kelebekler için bir yol hikâyesi diyebiliriz. Bir bilinmeyene doğru yolculuğa çıkan üç kardeşin macerası, türün diğer örneklerinde olduğu gibi fazlasıyla eğlenceli bir şekilde vuku buluyor. Ancak film için sade bir yol filmi demek, Tolga Karaçelik’in bu masalsı komedisine haksızlık olur. Nitekim Kelebekler kendi içerisinde, izleyicisini sürükleyici bir maceranın içine bırakıyor ve finale dek merak duygusunu diri tutmayı başarıyor. Bunun yanı sıra, yer yer hortlayan dramatik sekanslarla izleyicisini hüznün ortasına bırakıyor ve bir dakika olsun ajite etmeden samimi bir acıyla da yüzleştirebiliyor. En önemlisi de, ebeveynleri yüzünden birbirinden kopmak durumunda kalan üç kardeş üzerinden bir aile eleştirisi geliştiriyor ve bunu mizahi öğelerle süsleyerek izleyicisine aktarıyor. Esasen tüm bu hususlar da Kelebekler’i, güldürüsünü basite indirgemekten kurtarıyor ve farklı noktalara temas eden komplike bir film haline getiriyor.

Kelebekler’in en büyük artısı ise hiç şüphe yok ki özgün eğlencesi. Abartıya mahal vermeyen ve absürt ile kara mizah arasında gidip gelen duruşu, anlatının cazibesini maksimum seviyeye çıkaran en önemli değişkenlerden. Tabii burada değerli olan nokta, saçmalıklar silsilesinden, bütünün çok fazla dışına çıkmayan bir hikâye servis edebilmesi. Uzaya gidemeyen bir astronot, kendi varoluşunu sorgulayan bir imam, patlayan tavuklar derken, konunun çok farklı yerle gitmesi pekâlâ mümkünken, Tolga Karaçelik bu motifleri doz aşımına kaçmadan yerinde ve zamanında kullanarak, tadında bir mizah malzemesi olarak sunmayı başarıyor.

Her şakanın altında yatan bir gerçeklik vardır derler ya hani, Kelebekler’in özelinde de bu söylem ile sık sık karşılaşmak mümkün. Özellikle geniş bir parantez açılması gereken imam karakteri, bir yandan fütursuzca atılacak kahkahalara zemin hazırlarken, bir yandan da evren ve varoluş hakkında söyledikleri ile izleyiciyi derin düşüncelere sevk ediyor. Anlatının dikkate değer yanlarından biri ise Suzan’ın “Müstakbel eski kocam” olarak andığı Emre ile olan diyalogu. Esasen Emre ve Emreler o kadar çoklar ki… Karşısındakinin ne söylediğini umursamadan, yalnızca kendi konuşacağına odaklanan ve durmadan kendini haklı çıkarmaya çalışan insan prototipi. Kelebekler’in dişe dokunur yanlarından biri de tam olarak bu noktada yatıyor aslında. Detay gibi görünen, yan hikâyecikler olarak beliren konu başlıklarının, ana hikâyeyi sırıtmadan besleyebilmesi, anlatının gücüne güç katan en önemli yapı taşlarından.

Kelebekler’in hep komedi kısmından bahsettik. Gelelim hikâyenin hüzünlü, trajik tarafına. Evet, ben her ne kadar filmi sıkı ve nevi şahsına münhasır bir eğlence olarak tanımlıyor olsam da anlatının insanı hüzne boğan tarafını da es geçmemek lazım. Nitekim işin içinde, parçalanmış ve bu parçalanma neticesinde yarım kalmış bir dolu aile bireyi mevcut. Kenan, Cemal ve Suzan hiç büyüyememiş büyüse dahi bir noktada eksik kalmış ve bir şeyleri tam anlamıyla başaramamış üç kardeş. Esasen filmin getirdiği aile eleştirisi de tam bu noktada filizleniyor. Çocukluk yıllarında vuku bulan travmaların, sonrasında sağlıklı bireyler yetişme konusunda ne denli büyük problemler doğurabileceğine Kelebekler’in özelinde şahitlik etmek mümkün. Bu da filmi, sıradan bir komediden ziyade, senaryo mühendisliğini doğru kurgulamış ve üzerine okumalar yapılması elzem bir film hüviyetine büründürüyor.

Yıllar sonra bir araya gelen üç kardeşin, bilinmeze yolculuğunu merkezine alan ve onların kendi içinde vuku bulan hesaplaşmasından tadına doyulmaz bir eğlence çıkaran Kelebekler, çocuk ruhlu, masalsı bir komedi. İçindeki absürt olayları sırıtmadan bütüne yerleştiren, aynı zamanda hayatın ciddiyetten uzak yapısını irdeleyen ve yeri geldiğinde geçmişi bir çırpıda silebilmemiz gerektiğini öğütleyen film, mizahi duruşuyla Tolga Karaçelik filmografisinin şimdilik en spesifik işi olarak öne çıkıyor. Basit gibi görünen ancak işleyişiyle oldukça değerli bir noktada konumlanan Kelebekler, bir hikâye nasıl özgünleşir dersi veren ve bunu yaparken de ziyadesiyle gülümseten bir film olarak da son yıllarda karşımıza çıkan en başarılı yerli sinema örneklerinden biri.

Yazar hakkında: Polat Öziş

1992 İzmit doğumlu… Küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinema en büyük tutkusu oldu. Sonrasında ilginç bir şekilde Muğla’ya İktisat okumaya gitse de tutkusundan vazgeçemedi ve sinemayla ilgili çalışmalar ortaya koymaya başladı. İzledi, düşündü, çekti. Sonunda ise filmler hakkında yazmaya başladı. Film Arası Dergisi, Film Hafızası ve Öteki Sinema’da çok sevdiği filmler hakkında yazmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir