Kendi Frankenstein’ınızı Nasıl Yaparsınız?

Kimseyi beğenmez mi oldunuz? Yoksa kimse size bakmıyor mu? Hayatınızın aşkını tarif ederken, kaşı şöyle olsun, gözü böle dursun diye fersah fersah tarif mi veriyorsunuz? Keşke bu işin bir fabrikası olsa değil mi? Belki de içinizde çılgın bir bilim insanı vardır? Ve kimsenin aklına bile gelmeyen, tüyler ürpertici deneyler için can atıyorsunuzdur. Benim tek hücreli organizma üretenlerden, koyun klonlayanlardan ne eksiğim var diyorsunuzdur. Amacınız her ne olursa olsun doğru yerdesiniz. Çünkü burada en basit anlatımla Doktor Frankenstein’ı delirten, körpecik genç kızları parça pinçik eden, tüm çağların en korkunç yaratığıyla bizi tanıştıran o garabet deneye tanık olacaksınız. Birlikte klon koyun Doll’u kıskandırırcasına, yepyeni, gıcır gıcır bir insan yaratacağız. Hazır mısınız?

Öncelikle genişçe bir mahzene ya da terkedilmiş bir garaja ihtiyacınız var. Bu yerin duvarları kesinlikle ses geçirmemeli. Ayrıca bulduğunuz yerin mezarlığa yakın olması da oldukça önemli. Oraya sürekli gidip geleceksiniz çünkü. Genişçe bir tıbbi atık kutunuz da olsa hiç fena olmaz. Yarattığınız insana hayat vermek için de elektrik akımına ihtiyacınız var. Bu yüzden kıyı şeridinde, bol yağmurlu bir kasabayı tercih etmeniz yararınıza olur. Ve kesinlikle ama kesinlikle aynalardan uzak durun. Ayna bu deney için ihtiyacınız olan en son şey. (Dünya güzeli de yaratsanız ilk etapta, o yaralarla illa ki hilkat garibesine benzeyecektir.)

Eğer tüm bu şartlar sağlandıysa lojistiğe geçelim.

Malzemeler

  • Kemik testeresi
  • Bisturi
  • Otopsi pensleri
  • Ameliyat iğnesi ve ipliği
  • Yüksük
  • Yorgan iğnesi (Nolur nolmaz.)
  • Ameliyat önlüğü
  • İçi hayati sıvılarla dolu kavanozlar
  • Koku önleyici kremler
  • Parfüm (Acil durumlarda kullanılacak.)
  • Ketum, kambur ve zeki bir yardımcı
  • Dikkat çekmemek için gündüz yapılacak sıradan bir iş (Mesela garsonluk.)

Frankenstein 1931

Hazırlanışı

Öncelikle gözünüze en sağlam, en estetik, en çevik, en zeki gelebilecek vücut parçalarını toplayın. Gerekirse Hollywood’a gidip söke söke alın. Olmadı diktirin. Ya da organ mafyasına, parası neyse verin. Çünkü esaslı bir yaratık için malzemenin kalitesi çok önemlidir. Sonra delirir, çıldırır, aksar falan. Al başına bela. Ben kendi yaratığımı aktör parçalarından yapmak istedim. “Seksistein” adını verdiğim çalışmam için ona göre bir liste oluşturdum.

Tom Hardy’nin yüzü: Her ne kadar “The Dark Knight Rises”taki Bane rolünde yüzünü göremesek de, gerçek bir yakışıklı. Özellikle son hipster sakallarından sonra bakmaya doyamıyorum.

Michael Fassbender’ın vücudu: Gerçi yüzü de çok hoş ama o kapıldı. Vücuduyla yetineceğim artık.

Christian Bale’in poposu: “American Psycho”da poposunu defalarca (Hem de sevişirken, spor yaparken falan…) görme şansı elde ettiğimiz için diyorum bu popo kaçmaz!

Adam Levine’in kolları: Dövmeli, kaslı ve beyaz atletle çok seksi duruyor. Başka ne isteyebilirim ki!

Robert Pattinson’ın elleri: Şimdi o ellerle sizi tutsa, sırtına alıp ağaca çıkarsa ya da size hızla yaklaşmakta olan bir tırı durdursa fena mı olurdu? Olmazdı. Kendisi perfect’e yakın bir yakışıklılıkta olmasına rağmen kırpık kaşları ve teenage vücudu yüzünden sadece ellerini kullanıyorum.

David Beckham’ın bacakları: Bana istediği gibi çelme takabilir! Hay hay!

Jon Hamm’in saçları: Bir iş adamına yakışır bakımda ve gür. Ben şahsen böyle tertipli, şık saçları seviyorum.

Alex Turner’ın ses telleri: Arctic Monkeys. Fazla lafa gerek var mı?

Kit Harington’ın gözleri: Ah o masum, ah o utangaç, ah o ateşli gözler. Benim olmalı!

Johnny Depp’in dudakları: O dudaklar kim bilir kaç kadına “hadi evlenelim de sana ada falan alayım” dedi. Artık diyemeyecek!

Robert Downey Jr.’ın dili: Ağzı laf yapan, zeki ve sevimli bir adam. Tabi ki isterim! Hem dil çok gerekli bir şey.

Tom Hiddleston’un kulakları: Laf olsun diye yazdım. Çünkü Tom Hiddleston bu listeye mutlaka girmeliydi. Kendimi şımartıyorum işte.

Ryan Gosling’in kalbi: Hey girl, o kalpte tüm kadınların aradığı maçoluk ve romantizm var!

Ve

Benedict Cumberbatch’in beyni: “Sherlock” bize gösteriyor ki, çok değerli ve asla zedelenmemeli.

Eğer sizin de her şeyiniz hazırsa kesmeye başlayabiliriz. Kesme işlemi sırasında çok zorlanırsanız açıp birkaç bölümlük “Dexter” izleyebilirsiniz. Sakın Leatherface’den ilham alıp da elektrikli testere kullanayım demeyin. Yazık edersiniz canım derilere. İşin kompozisyonu bozulur. Çarpık çurpuk bir şey yaratırsınız. Kesme işlemi tamamsa şimdi kestiğimiz bu parçaları birbirine güzelce dikebiliriz. Ben dikiş nakış işinden anlamam diyorsanız, ince derilerde “Kuzuların Sessizliği”ndeki Buffalo Bill tarzı size yardımcı olabilir. Fakat sizi uyarayım, kalın dikişler için dikiş makinesi kullanmak çok iyi bir fikir olmayabilir. Dikme işlemi de bittiyse, hazırladığınız ruhsuz bedeni elektrikle buluşturmanın vakti gelmiş demektir. Kuvvetli bir akımdan sonra yaratığınıza muhakkak can gelecektir. Gelmezse, yukarıda saydığımız aşamaları baştan kontrol etmenizde fayda var. Hazırladığınız yaratığa, dilerseniz sevdiğiniz bir markanın şık elbiselerini giydirip o şekilde de kullanabilirsiniz. Artık hangi tarzı seviyorsanız. Bey okuyucular da oturup kendi “Bride of Frankenstein”ınlarını hazırlayabilirler. Beyler, size tavsiyem en cukkalısından bir Kim Kardashian poposunu ihmal etmemenizdir.

bride of frankenstein

Tabi biz size örnek göstermek için kendi yaratığımızı önceden hazırlamıştık. Yani burada yapılmışı var: Mary Shelley – Frankenstein or the Modern Prometheus! Gerçek bir işçilik örneği, mükemmel bir sonuç! Daha iyisi yapılamazdı. Umarım siz de Mary Shelley’nin açtığı yolda sabır ve soğukkanlılıkla ilerler, yaratıcılığınızı konuşturursunuz. Hastalıklı hayal gücünüze güvenim sonsuz.

Evet, bugün de bize ayrılan sürenin sonuna geldik. Gelecek sefer size hayvan mezarlığı nasıl yapılır onu anlatacağım. Şimdiden birkaç Kızılderili büyüsü öğrenseniz iyi olur. Bu arada mail’lerinizi bekliyorum. Aklınıza takılan tüm soruları bana gönül rahatlığıyla sorabilirsiniz.

Keyifli cinayetler…

Semra Dollstein

Yazar hakkında: Semra Uygun

Fantastik sinema ve korku sineması için yeni ve acayip şeyler yaptı. “Korkteyl” programını yazdı ve sundu. “Midnite Movies” grubunu kurdu, korkuyu ötekilerle paylaştı. Semra deli gibi film izliyor, Tür, yıl, oyuncu, yönetmen ayırmaksızın izliyor; abur cuburlarını, dostlarını yanından eksik etmeksizin izliyor. Ama Semra hala doğru filmi bulamadı.

Bir yorum var

  1. Mustafa Özçınar

    Cidden çok keyif aldım. En çok da bir hekim olarak yazıyı ilk okuduğumda biraz ciddiye aldığım için kendime güldüm. Teknik bir şeyler beklerken yaşadığım hayal kırıklığı yaratıcı ve eğlenceli bir yazının verdiği lezzetle kayboluverdi. Geçenlerde Frankenstein’ın canavarı ile ilgili bendenizin yazdığı ve biraz daha yaratığın gerçek doğum hikayesine eğilen bir yazıyı da ilgilenenlerle paylaşmak isterim.
    http://hikayegezegeni.com/2014/07/bilim-kurgunun-dogusu-merhum-frankensteini-nasil-bilirdiniz/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: