Kerem Topuz’dan Sinema Yapmak İçin Yeni Bir Formül

Ben, sinema ile ilgili duruşum ve mevcutta işleyen sisteme karşı aldığım tavır itibari ile şu an geçerli olan birbirinden ayrılmış iki film modelini çok açık şekilde reddettiğimi söylemek istiyorum. Yeni bir yolun peşinde, mevcut durumdan çıkış yolları arayarak ve bunları yaptığım işlerle de uygulama fırsatına çevirerek yol aldığımı belirtmeliyim. Yazdıklarımla da, sizi bu yeni yol ile ilgili veya başka bir formül için düşünmeye sevk etmek istiyorum.

Bunu başarmak için; öncelikle, mevcut durumda üretilen filmlere, hem üretim modeli açısından, hem de nitelik ve nicelik açısından karşı çıkarak duruşumu oldukça net olarak sergiliyorum. Bu iki yolun da sonunun, iki ucu boklu değnek olduğunu çok açık olarak görüyorum. Bu yüzden de Türkiye’de sinemanın, bu iki yoldan da vazgeçip kendi yolunu bularak başaracağı bir devrime ihtiyacı olduğunu söylüyorum.

Mevcut durumdaki rağbet gören üretimin, bir şekilde yapımcısına, yönetmenine ekmek sağlayan ama gerçekte ne izleyici nezdinde, ne de küresel manada hiçbir değer atfetmeyen bir film çöplüğüne dönüştüğünü de göstermek istiyorum. Her kim bu eleştirilerimi üzerine alınmak istiyorsa seve seve alabilir. Umarım alır ki, en azından yol açtıkları durumun farkına varmak için bir an için kendilerine gelirler.

Şimdi; film üretimi açısından mevcut durumu kısaca özetleyeyim:

İlki; parayı basanın düdüğü çaldığı, izleyiciye vaat ettiğiyle sunduğu koca bir uçurum olan, yaratıcılık yoksunu, vasat ve anlattıkları hikaye açısından rezaletle eş değer olan, gişe avcısı, sadece cebimizdeki paraya gözünü dikmiş yapımcı güdümlü film üretim modeli… Özellikle komedi ve korku türünde üretilmiş facia işlerle izleyiciyi sinemadan soğutan, Türk filmi algısını yerin dibine sokan çok çok kötü işler…

İkincisi; sözüm ona sanatsal kaygılarla çekilmiş, derin olmakla övünen ama sığlıkta ana akım sinemanın bile gerisinde kalan, yine yaratıcılık ve hikaye fakiri, rezaletle eş değer festival ve ödül avcısı, kurnaz filmcilerin berbat filmleri…

Ben bu iki yöntemi de bu yüzden reddediyorum!

Şöyle ki; sadece cebini doldurmak için sinemayı alet edenlerle, üç beş ödül kapayım da kendime yer edineyim diye kurnazlık yapan sanat sevicilerinin yaptıkları filmlerin ahlaki açıdan benim gözümde değeri aynıdır.

Yaptığınız filmin gişede iş yapması veya ödül alması değil benim sorunum. Bir kesim ödül alan filmleri küçümserken, diğer kesimin gişede başarı kazanılmasına öcü gibi bakmasına bir tepki benimkisi…

Hem fark yaratan özgün işler yapıp, hem de gişede başarı kazanabiliriz! Hem, ayrıca neden yaptığımız işle para kazanmayalım ki? Bu nasıl bir kafadır? Üretim sürecinin hiçbir yerinde yer almayıp sadece oturduğu yerden atıp tutanların, filmlerin ticarileşmesi üzerine yazdığı abuk sabuk şeyler, büyük bir kitle üzerinde saçma bir baskı kurmaktadır. Yaptığınız filmin ticari bir getirisi olması sanki korkulacak bir şeymiş gibi lanse edilmektedir. Yani size gidin garsonluk yapın, parayı oradan kazanın ama filmi hobi için yapın denilmektedir. Film üretimi profesyonel anlamda bir üretim dışında pompalanmaya devam ederse hepimiz s.ki fena tutarız. Aklınızı başınıza alın!

Yani şöyle denilmek istenmektedir; ya gidin rezalet bir komedi veya korku türünde bir film yapın parayı indirin ya da gidin sinema destek fonlarını sömürün, kimsenin izlemeyeceği filmler yapın, kim sorarsa sanat yaptık sanın ama avucunuzu yalayın.

Şimdi bu iki pompalamasyonun arasında size başka bir yol olduğunu söylüyorum. Makul bütçelerle kotarılmış, özgün, izleyicisine hak ettiği değeri veren ama aynı zamanda da yaratıcılık ve geliştirdiği dil, söylem açısından yeni şeyler vadeden bir film üretiminin mümkün ve zorunlu olduğunu!

Ben bu yolun yolcusuyum. Beklerim. Çünkü, yol bilen kervana katılmaz!

Kerem Topuz –  Eylül 9, 2014, Cuma

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

4 Yorumlar

  1. Kerem Topuz bir süredir türkiye’de üretilen sinema üzerine bu tip yazılar yazıyor, yazsın elbette, isteyen istediği filmi yapabileceği gibi, isteyen de istediği gibi yazı yazabilir, fakat bizim de eleştiri hakkımız saklı kalır elbette, Kerem Topuz, 2011 yılında “Film” diye bir iş üretti, en iyi niyetli tahlilde bile, doğaçlama oyunculukların arada bazı sahnelerde kimi parıltıları olmasa sinema adına pek bir şey bulmanın zor olduğu vasat bir film neticede, şu ana kadar tek uzun metraj çalışması da bu film, fakat kendisi sanki bir düzine iyi film üretmiş bir yönetmen gibi üst perdeden konuşmaya çalışıyor. ayrıca kuyruk acısı varmış gibi devamlı sanatsal kaygılarla üretilen festival filmlerine giydirme çabası biraz komik biraz da trajik bir portre çizmesine sebep oluyor. elbette üretilen bu “festival” filmlerinin hepsi iyi değil hatta çoğuna iyi demek bile zor fakat bunu eleştirecek kişinin bir ehliyeti olması lazım, böyle bir konu üzerine kelam edecekseniz önce o konuda biraz kredinizin olması lazım yoksa insanlar sizi neden dinlesin. Kimse kusura bakmasın ama “Film” gibi bir iş üreten bir yönetmen kalkıp burda kimseye sinema dersi veremez. Bu bol keseden atıp tutmaktan başka bir şey değil..

  2. Barış, yorumunu “Kerem Topuz’un Film adlı eseri kötüdür, o yüzden konuşamaz” üzerine kurmuşsun. Ben o filmi çok beğenmiştim ve “found footage” alanında verilmiş değerli bir gerilla sinemacılık örneği olarak görmüştüm. Yani, Kerem’in kötü sinemacı olması gibi bir sonuca sadece senin değerlendirmen üzerinden mi ulaşacağız?

    Bak eleştirmen Zeynep Dadak, Mavi Dalga’yı çekti, tam da “festival sineması” formülüne uygun olarak… Zeynep epey kayrıldı, kollandı çünkü hem jürilerde hem de sinema yazarlığında hatırlı dostları var ama onun filmi, Kerem’in çektiğiyle kıyaslanınca bin kat beter… Zeynep eleştirmenlik yapmasın mı?

    Adamın biri kendi tahminlerini değil deneyimlerini aktarıyor, sen “sus konuşma, sen kimsin!” diyorsun, peki sen kimsin Barış :)

  3. Mavi Dalga çok kötü bir film evet fakat “Film” ‘in çok kötü olan bir filmden iyi olması “Film” adlı işi iyi film yapmaz. Burada sorun senin bahsettiğin kadar basit değil ne yazıkki, çok yönlü, ötekisinema az çok bir kitleye ulaşan görece önemli bir sinema sitesi, Kerem Topuz isimli arkadaşa çokça söz hakkı veriliyor son dönemde, bunun Murat Tolga’nın Festival sinemasına karşı konumlanışı ile ciddi bir paralellik içerdiği açık, ayrıca festival sineması tabir ettiğiniz, ısmarlama siyasi pankart filmleri ve küçük burjuva eğlenceleri dışında kalan işlere haksızlık yapılmış oluyor. festivallerde yarışan ödül alan yada almayan tüm filmler aynı kefeye koyuluyor.

    Soruya gelince Zeyneo eleştirmenlik yapsın hatta mümkünse sadece eleştirmenlik yapsın başka bir şey yapmasın, Kerem Topuz’un eleştirmenlik yapmasına karşı değilim daha önce dediğim gibi benim eleştiri hakkımda saklıdır.

    Ayrıca adamın biri kendi deneyimlerini aktarıyor kısmına itirazım var tamda, bu tip tüm bir sinema sektörü adına büyük laflar etmek henüz ilk uzun metrajını çekmiş bir yönetmen için ancak tahmin olur, henüz bu ölçüde bir deneyimi olduğunu iddia etmek ise biraz zorlama olmuyor mu sence?

  4. İlhan Öztürk

    Film izlediğim en kopuk, en acayip türk filmiydi diyebilirim. tek kelimeyle çok acayipti. Türk sineması adına umutla doldum izlediğimde. Bir kere piyasada yapılan filmlerin hepsinin dışında. mideme yumruk yemiş gibi oldum. İşte bu dedim. Belki haberin yoktur ama filmin birde kitabı var . Doğaçlama film çekmek diye. filmi nasıl çektiğini anlatıyor. O beğenmediğin filmi yazılı senaryosu olmadan sıfır bütçeye çekmiş. Bu bile tek başına yeter. artı bu yeterli gelmiyorsa kanunsuzları izle. şuan sinemalarda. Filmi bugün izledim. Yazdıklarını boşuna demiyormuş. Dediği gibide yapmışta. O da çok acayip. Sanki türk filmi değil. Bildiğimiz alışıla gelmiş gişe filmi değil ama saçmasapan sanat kafası da değil. Kerem Topuzu savunmak bana düşmez ama benim takıldığım bu eleştirileri yapan adamın bir ehliyeti olması gerek diyosun. kanunsuzları izledikten sonra baktım kim bu eleman diye. adam akademi istanbulda sinema bölüm başkanı. yazar, Film’de birçok ülkeden ödül almış. Yani adam ödül alanlara çakarken kendi filmi de ödüllü. Bence yazdıklarını doğru anlayamıyorsun. Bence iyi düşünerek bir daha oku derimn. Bunlar senin için yeterli mi barış bey. artı corbin dallas iyi demiş sen kimsin barış? soyadın yok mu? ne iş yaparsın? Yorum yapmayı kendine hak görüyorsunda adamın eleştirilerine niye dayanamıyosun? zaten başımıza ne geldiyse eleştiriye tahammülsüzlükten gelmedimi? Ben Kerem Topuz’un söyledikelrine harfiylen katılıyorum. Destekçisiyimde. ama yine soruyorum sen necisin?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: