Kimse Kusura Bakmasın Sinema Yazamıyoruz!

Beni az çok tanıyanlar, yazılarımı okuyanlar bilir; tarihçi olduğum için sanırım, gündemle fazlaca ilgiliyimdir. Sinema üzerine yazdığım halde, yazılarımın giriş kısımları hep siyasi içerikli olur. Bilmeyenler için söylüyorum, her hangi bir ideolojinin sözcülüğünü yapmıyorum yazılarımda ama yanlış olan şeylerin üzerine yazmaktan ve onları eleştirmekten de çekinmiyorum. Hele ki, tüm medyanın böylesine sessizliğe gömüldüğü bir dönemde… Bu sebeple, ülkemizde son dönemlerde yaşanan olumsuz yükselişten ötürü yazılarımın film eleştirilerinden çok, benim için bir muhalefet aracına dönüştüğünü itiraf etmeliyim. Belki doğru, belki yanlış… Ama memleketimde bunca şey yaşanırken, hayatıma bu kadar müdahil olunurken sadece sinema yazamıyorum, sinema yazamıyoruz, üzgünüm…

bp7

Aslında o kadar çok şey var ki söylemek istediğim… Nereden başlamalıyım, bilmiyorum… 2002’de AKP iktidar olduğundan bu yana o kadar şey yaşandı ki bu ülkede, alttan alta öyle çok değişime/dönüşüme uğradık ki! Darbelerden yorulmuş bir ülkenin çocuğu olarak doğdum ben. 80’lerde, sağından soluna, uluslararası çıkarlar yolunda heba edilmiş gençlerin çocuklarıydık. Bir nesil kaybedilmişti; anne babalarımız sağ çıkanlar arasında oldukları için bizleri politikadan uzak olarak yetiştirdiler. Evet, hala Atatürkçüydüler, hala laiktiler ya da sağ geleneğin takipçisiydiler ama artık “olaylara karışmaktan” korkuyorlardı. Çocuklarını apolitize ederek, koruyacaklarını sandılar… Ama olmadı! Daha dün, siyasetle yakından uzaktan ilgisi olmayan herkes, şu an meydanlarda özgürlük adına mücadele veriyor. Biber gazına, portakal gazına, TOMA’lara ve en önemlisi de insanlığını kaybetmiş, halkı koruduğunu iddia eden polislere karşı direniyor! Ve bunu, o apolitik sandığınız gençler yapıyor! Başbakan’ın üç beş ağaç için dediği eyleme şimdi yüz binler katılıyor. Genci yaşlısı, sağcısı solcusu, dindarı laik olanı, GS’lisi, FB’lisi, Çarşı’sı, Kürt’ü Türk’ü Laz’ı Çerkez’i, Alevi’si Sünni’si ve daha nicesi birlik olmuş “bir şey” için mücadele veriyor. İktidar sarhoşluğundan gözleri kör olmuş bir lidere, artık yeter diyor! Yeter hayatımıza müdahil olduğun! Yeter devletin tüm kanallarını kendine hizmet eder hale getirdiğin! Yeter masum insanları, öğrencileri hapse attırdığın! Yeter muhafazakarların, başı örtülü kadınlarımızın haklarının savunuculuğunu yapacağını söylerken, diğerlerinin hayatına karıştığın! Yeter medyayı susturduğun! Yeter sana muhalif olanları bir bir sessizleştirdiğin! Yeter sıfır sorun politikasıyla gelip ülkeni, başka ülkelerin çıkarları uğruna savaşa sürüklediğin! Yeter halkına zulmettiğin! Yetti artık diktatörlüğün!

Milli görüş gömleğini çıkarıp gelmedin mi sen iktidara? Demokrasiyi, özgürlüğü ağzından düşürmeyerek insanları kendine inandırmadın mı? Şimdi teker teker çark eden liberallerin hepsi sana bu yüzden destek olmadılar mı? Mazlumların sözcüsü olacağım derken kendi halkını ezmedin mi? Seçimle başa geldiğin ülkenin demokrasisini kendi politik heveslerin için kullanıp, araç haline getirmedin mi? Özgürlükten anladığın, öğrencileri, milletvekillerini, askerini ve daha birçok masum insanı hapishanelere doluşturmak değil mi? Korkuyla yaşatmadın mı yıllardır herkesi? Halkın gün geçtikçe sefalete mahkûm olurken, sen kendi imparatorluğunu kurmadın mı? Sana karşı duran insanları, yazarları, gazetecileri susturmadın mı? Dini siyasete alet etmeyeceğini söyleyip, laikliğin altını oymadın mı? Nevruz’un artık normalleştiği bir ülkede, 1 Mayıs’ı ve en önemlisi Ulusal bayramlarımızın kutlamalarını engellemek için elinden geleni yapmadın mı? Sen söylemedin mi iki ayyaşın yaptığı yasa muteber de, din’in emrettiğimi mi değil diyen? Barış sürecini ağzına dolayıp, kendi başkanlığını kurmaya çalışmadın mı? Yıllardır her şey güllük gülistanlık devam ediyormuş gibi yayın yapan kanalların, senin medyan, halk sokaklara dökülmüşken üç maymunu oynamadı mı? Askerin çatışmada, sivillerin Uludere’de öldürülüp, Reyhanlı’da havaya uçurulduktan sonra ne yaptın? Sen ancak “susturmayı” bilirdin değil mi?

Bak şimdi, barış getireceğin ülke ne halde! Senin polisin yakıp yıkıyor, darp ediyor, öldürüyor; senin medyan sadece “gerilim” olarak veriyor. Yabancı basın, dünya canlı yayınla olanı biteni aktarırken, biz iki üç kanalla neler yaşandığını öğrenmeye çalışıyoruz. Çıkmış bir de, aşırı uçlar, marjinaller, çapulcular diye açıklamalar da bulunuyorsun. Böyle bir ortamda yapılması gereken bu mu? Polisini çekip, insanların hak ve taleplerini özgür bir şekilde dile getirmelerine izin vereceğine biber gazına boğuyorsun, eli sopalı adamlarına meydan dayağı attırıyorsun. İnsanların örgütlendiği Twitter, Facebook gibi sosyal ağları baş belası olarak nitelendiriyorsun; çünkü biliyorsun ki senin gibi diktatörler yakın zamanda böyle alaşağı edildiler. Zaten sırf bu yüzden Arap Baharı başladığında korkmadın mı ülkene sıçramasından? Üzerine yazıp çizilmesini, dillendirilmesini engellemeye çalışmadın mı? Reuters’dan bir muhabir çıkıp sana soru sormasını insanlar bugün coşkuyla karşıladılar! Nasıl bir hale geldik ki, bir başbakana soru sorulmasını “cesaret” örneği olarak görüyoruz. Zaten bunu ancak yabancı bir basının mensubu yapabiliyor; Fatih Altaylı’nın korkudan karşında nasıl titrediğini çok iyi gördük biz…

Ben diktatör değilim diyorsun… Dünya tarihinde hangi diktatör kendisine diktatör dedi ki? Bir ülkede insan hayatına bu denli müdahale edilmesi, 67 ilde direniş verilirken medyanın bunu bambaşka bir şekilde aktarması/aktarmaması bile bir otokrasi emaresi değil midir? Uludere’den sonra kürtaj yasağını ortaya atarak, Reyhanlı’dan sonra alkol “düzenlemesini” getirerek gündem değiştirmeye çalıştın… Çünkü halkın cahildi, tebaaydı, unuturdu değil mi? Onları zaten sen kömürle, bulgurla kandırmıştın; fakirdi insanların, sandıkta yine oy verirlerdi. Seçimlere kadar her türlü yasağı (pardon yasayı) torba torba geçirip, seçim öncesi bir iki önemli değişiklik yapsan yeterdi…

Yetmedi işte gördüğün gibi! Sen Fas’a kaçtın ama halkın hala sokaklarda! Senin nedenini ve nasılını anlayamadığın bir özgürlüğün mücadelesini veriyorlar. Çünkü senin aklın tarihe gömülmüş bir imparatorluğu diriltmekte! O imparatorlukta halk kul, sen tek’sin! Kulların sana karşı gelince bu yüzden bu kadar şaşırıyorsun, bu denli zırvalıklarla dolu demeçler veriyorsun, biliyoruz! Ama unuttuğun bir şey var… Senin Osmanlı’dan bugüne geldiğini sandığın halk çoktan öldü. Biz Osmanlı tebaasını gömdük, Türk milletini yarattık. Sindirdiğin, susturduğun, ezdiğin halkın çok değil 90 yıl önce büyük bir devrim yaptı. Senin şimdi ülkeyi peşkeş çektiğin o devletlere karşı kendisini savundu, özgürlüğü için savaştı. Ayyaş dediğin adamlarla yaptı bunu hem de! Onların önderliğinde, onların sayesinde başardı!

Sanıyor musun ki, yaptıklarını unuttuk? Kol kola gezdiğin Ortadoğu liderlerini sonradan diktatörlükle suçlarken, kendin zorba oldun. Askeriyeyi düzenledin, polisi düzenledin, yargıyı düzenledin, medyayı düzenledin, ülkenin her yerine nüfuz ettin; toplumun bir gün sesini yükselteceğine hiç inanmadın. İnsanlar şimdi sadece sokaklarda değil, evlerinde dahi senin faşizmine karşı tencere tavalarıyla seslerini yükseltiyorlar. Haydi sokaklardaki üç beş marjinal, her gün evlerinden tepkilerini ortaya koyan sıradan vatandaşta mı çapulcu? Meydanlara 1 haftadır milyonlar dökülüyor, diğer %50’yi mi çıkaracaksın karşılarına? Bu mu senin başbakanlıktan anladığın? Bu mu senin iktidar anlayışın? Hırsından iç savaşa sürükleyeceksin ülkeyi, hala farkında değil misin?

Artık halkının sesine kulak ver, kaçma! Üzerimize polislerini salıp gitmek yerine, dinle! Aç gözlerini bak etrafına, ülkeni ne hale getirdiğini gör! Anla artık, bu sadece bir ağaç mücadelesi değil!

Ve…

Karışma hayatımıza!

Ayırma bizi Türk, Kürt, Alevi, Sünni, dindar, alkolik vb. diye! Biz biriz, biz milletiz, biz halkız sadece!

Hür bırak öğrencileri, gazetecileri, vekilleri, askeri! İnsanları düşünceleri yüzünden yargılama! Hapse mahkûm etme!

Bırak kadınlar isterse doğursun, isterse aldırsın! Sen ülkeyi geliştirmek için çalış; uğraşma kaç çocuk yaptığımızla!

Kim ne kadar içerse nerede içerse içsin, ilgilenme! Demokrasilerde devlet insan hayatına bu kadar müdahale etmez, yasaklarla sözde düzenlemeler yapmaktan vazgeç!

İş kazalarıyla mücadele et sen, kadınlar ölmesin diye çabala, sefaletten kurtar insanlarını!

Dediğim dedik olma, ayık nesiller isterken iktidar sarhoşluğuna kapılma!

En önemlisi de halkınla düşman olma! Herkes ayakta, herkes farkında gör!

Hatırla, iktidara seni kimin getirdiğini!

Ya özgürlüklerimizi geri ver, ya da istifa et!

Kork halkından ve unutma, dünyanın hiçbir yerinde diktatörler sonsuza dek yaşayamaz!

Yazar hakkında: Başak Bıçak

1987 yılında İzmir'de doğdu. İzmir Özel Tevfik Fikret Lisesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih bölümünden mezun olduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti Tarihi üzerine yüksek lisans yaptı. Bilhassa Fransız Devrimi olmak üzere Avrupa Tarihi üzerine uzmanlaştı. Sinema özel tutkusu ve 2012 yılından bu yana filmler üzerine yazılar yazıyor. Akşam Gazetesi, Film Arası Dergisi ve Cinedergi yazarı... Dans, seyahat, fotoğraf ve şarap meraklısı...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir