Kinatay / Butchered (2009)

Kinatay 2009 yılı mahsulü Brillante Mendoza tarafından yönetilmiş olan Filipinler / Fransa ortak yapımı bir film.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Filipinler’in başkenti Manila’da geçen filmimizin kahramanı Peping, polis akademisinde öğrenci, hayat okulunda ise ilk basamakları henüz tırmanmakta olan toy bir delikanlıdır. Kendisi gibi öğrenci olan, ama çocukları olduktan sonra okulu bırakan kız arkadaşı Cecille ile beraber sefalet içinde yaşamaktadır. Peping, kız arkadaşı ile evlenir, polis okuluna devam edip kısa zamanda mezun olmayı hedef olarak seçer ama bir sorunu vardır. Geçinmek için yeterli parası yoktur.

Peping, para kazanabilmek için arkadaşı Abyong’un vasıtasıyla şehirdeki tezgahlardan haraç toplayan kirli polislerden kurulu bir çeteye dahil olur. Çetenin tam olarak neler çevirdiğinden habersizdir, ama yaptıkları her işin yasadışı olduğu açık seçik gözükmektedir. Bir akşam Peping, çetenin patronu olduğu anlaşılan Kap ile tanışır. Hep beraber bir minibüse binip bizim pavyonları andıran bir gece kulübüne gelirler. Oradan Madonna lakaplı bir fahişeyi alıp şehir dışına doğru yola çıkarlar. Yolda konuşulanlardan anlaşıldığı üzere Madonna’nın çeteye yüklü bir borcu vardır. Aldığı uyuşturucuların parasını ödeyememiştir. Çete, namları yürüsün diye Madonna’ya iyi bir ders vermeye niyetlidir. Peping henüz kendini nasıl bir işe bulaştırdığının farkında değildir. Ama gecenin sonunda hayata bakışı çok ama çok değişecektir.

Kinatay, tam bir belgesel havasında başlar. Peping’in peşinde dolaşan hareketli kamera ile Manila’nın arka sokaklarında devam eden hayata tanık oluruz. Şehir merkezinde de durum farklı değildir. Bir tarafta ulusal bir bayram kutlaması devam ederken, diğer tarafta bir genç intihar etmek için yüksek bir reklam tabelasının üzerine çıkmıştır. Televizyon kameraları, avının peşindeki aç vahşi hayvanlar gibi gencin atlamasını beklerken, kendini paralayan annesi oğlunun hayatını kurtarmak için yalvar yakar çırpınmaktadır. Belediye binasına girdiğimizde kıyılmakta olan bir toplu nikaha şahit oluruz. Hemen arkasından Peping’in nikahının ve nikah sonrası aile arasında kutlama mahiyetinde yenilen sade bir yemeğin görüntüleri gelir. Bütün bu görüntüler de gösterir ki Filipinler’in en büyük problemi işsizlik ve fakirliktir. Halkın çektiği sefalet bütün şehre sinmiş gibidir.

Kinatay’ı kabaca üç bölüme ayırabiliriz sanırım. Peping’in nikah öncesi ve sonrasını kapsayan, Manila’yı bir turist rehberi eşliğindeymişcesine gezdiğimiz belgesel havasında geçen kısma ilk bölüm diyebiliriz. Bu ilk bölümün tamamı gün ışığında geçer. Havanın kararması ile birlikte Peping’in çete elemanları ile tanışmasını ve hep beraber gece kulübünden çeteye borçlu fahişeyi alıp Manila dışına yaptıkları sinir bozucu yolculuğu içine alan kısma ikinci bölüm dersek, Manila dışındaki metruk bir evde sabaha kadar yaşananları resmeden kısma üçüncü bölüm diyebiliriz.

İlk bölüm pek bilmediğimiz uzaklardaki bir şehri bize tanıtmaya çalışan “objektif” turistik görüntülerden ibaret gibidir. Yönetmenin bizi tam olarak nereye götürdüğünden, ne anlatmak istediğinden haberdar değilizdir. Bu bölüm çok fazla ipucu içermiyor gibi görünse bile son bölümde olacakları anlamamız için gerekli sebepleri(!) vermeye niyetlidir. İkinci bölümde ortam gerginleşir. Kötü bir şeylerin olacağının sinyalleri üzerine basa basa verilir. Uzun ve durağan sahneleri ile meşhur minimalist filmleri aratmayacak denli can sıkıcı yolculuk sahnesi, izleyenin canına okumaya yeminli gibidir. Bu bilerek ve isteyerek uzun ve sıkıcı tutulan yolculuk sahnesini atlattığımızda ise kelimelerle ifade edilemeyecek denli acımasız ve kanlı vahşet görüntülerine ev sahipliği yapan final bölümüne ulaşırız. Önceki bölümlerde gerçekçilikten ödün vermeyen, hatta belgesele yaklaşan tavır nedeniyle, son bölümde izlediğimiz şiddetin izleyen üzerindeki etkisi kat be kat artar. Buradaki işkence, tecavüz ve vücut parçalama sahnelerini ancak “bakışlarınızı ekrandan uzaklaştırmadan izleyemeyeceksiniz” gibisinden iddialı bir cümleyle tasvir edebilirim.

Yönetmen Mendoza, Kinatay ile 2009 Cannes Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünün sahibi oldu. Ulusal festivallerden kucak dolusu ödülle dönen Kinatay, önemsediğim festivallerden Sitges Uluslararası Film Festivali’nde ise en iyi yönetmen ve en iyi müzik ödüllerine layık görüldü.

Sonsöz: Kinatay, yürek parçalıyıcı, çoğu zaman can sıkıcı, hatta ar duygusundan yoksun bir film. Manila’da geçen sıradan bir günün hikayesini anlatırmış gibi yaparken aslında hayatın ta kendisini anlatan cesur bir film. Mutlaka izlenmeli denir ya, işte öyle bir film.

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir