Kısadan Daha Fazlası: 18.Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali

Bu yıl 18. Kez düzenlenen Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali, geçtiğimiz akşam gerçekleşen ödül töreniyle son buldu. 7-12 Kasım tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşan ve onlara dolu dolu bir hafta armağan eden festival, hem ikinci plana itilen kısa filmlere hak ettiği değeri verdi, hem de düzenlenen birçok panelle festivalin cazibesini yukarıya taşıdı. Dilerseniz, öncelikle festival kapsamında dikkat çeken filmlere hep birlikte göz atalım, sonrasında ise kısa filmin geldiği noktaya ufak bir parantez açalım.

Öncelikle şunu belirtmekte yarar var. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali, adıyla müsemma bir şekilde evrensel olmayı başaran ve hatırı sayılır saygınlığa sahip bir festival. Dile kolay, 72 ülkeden 1570 filmin başvurduğu ve bunların 400’den fazlasının gösterildiği bir festivalden bahsediyoruz. Daha festivale gitmeden dahi, ne kadar gümbür gümbür gelen bir organizasyonla karşılaşacağımı bilir gibiydim. Ancak izlediğim filmler, hem kısanın geldiği noktaya dair fazlasıyla umut vadetti, hem de birçok uzun metrajın dahi yanına yaklaşamadığı sinemasal hazzı doruk noktasında yaşattı.

Madem festivalin evrensel oluşundan lafa başladık, o zaman en başta uluslararası seçkiyle filmlere merhaba diyelim. Nitekim festivalin en çekişmeli bölümünün de burası olduğunu açıkça söyleyebilirim.  Bu yıl Uluslararası Kurmaca dalında ödüle uzanan film, Cannes’da da yarışan İran yapımı Heyvan (Animal) oldu. Bir insanın, hayatta kalabilmek adına türlü zorluklara girişini ancak asıl “Hayvan”ın da insanlar olduğu gerçeğin çarpıcı bir şekilde işleyen film, yalnızca hikâyesi ile değil karanlık sinematografisi ile de dikkat çeken ve aldığı ödülü ziyadesiyle hak eden bir yapım. Tabii bu noktada parantez açılması gereken işlerden biri de Gürcistan yapımı 8 Minutes. Özellikle kıyamet temalı filmlere bayılanlardansınız, 8 Minutes özgün hikâyesi ve izleyeni içine çeken stilize duruşu ile sizi kendisine hayran bırakacaktır. Kurgusundan, müziğine kadar usta işi bir kısa olarak karşımıza gelen film, esasen ödülü kucaklasaydı bir kişi dahi “Neden ödül bu filme gitti?” diye sormazdı.

Öteki Sinema’nın kurucusu Murat Tolga Şen, Andreas Muhi başkanlığındaki uluslararası kurmaca film jürisinde görev aldı.

Gelelim ulusal yarışmaya. Kurmaca, deneysel, animasyon ve belgesel dalında ödüllerin dağıtıldığı alanda, ilk olarak animasyona göz atalım. 5 filmin finalist olarak öne çıktığı Ulusal Animasyon Yarışması’nda ödül, Can Erkan ve Salip Toprak’ın yönetmenliğini üstlendiği Vadi’ye gitti. Malumunuz, animasyonda son yıllarda oldukça başarılı yerli yapımlarla karşılaşmak pekâlâ mümkün. Keza Vadi de bunlardan biri. Savaşa kendi bakış açısını getiren ve 10 dakikalık süresiyle, insanlık tarihinin en büyük çıkmazlarından birine eleştirel bir bakış açısı getiren film, bu yönüyle alkışı da fazlasıyla hak ediyor.

Ulusal Deneysel Yarışma’ya geldiğimizde ise, ödülü Dilara Şahin’in yönetmenliğini üstlendiği Elli Altı filminin kucakladığını görüyoruz. Aldığı ödülü ve övgüyü sonuna kadar hak eden, inci gibi işleyen sinematografisi ile muadilleri arasından sıyrılan Elli Altı, hayata karşı geliştirdiği özgün söylemle de dikkat çekiyor. Tabii filmi başarılı kılan asıl detay ise, göz kırpmaya dahi izin vermeyen görüntüler. Elli Altı’yı izledikten sonra, kısa filmin ne denli boyut atladığını ve uzun metrajı aratmayacak işçiliği ile saygıyı fazlasıyla hak ettiği gerçeği ile yüzleşmeniz mümkün.

Ulusal Belgesel Yarışması’na geldiğimizde ise güçlü birçok aday ile karşılaşıyoruz. Burada adı zikredilmesi gereken iki adet film mevcut: Ödülü kucaklayan Uzaktaki Kadın ve Tuncel Kurtiz’i merkezine alan Aktör… Sosyolojik çıkarımlar dahi yapmak mümkün olan Uzaktaki Kadın’ın aldığı ödülü fazlasıyla hak ettiğini söyleyebilmek mümkün. Film, ek iş olarak sohbet hattında çalışan bir kadının, karşılaştığı ilginç hadiselere ve insanımızın çığırdan çıkan halet-i ruhiyesine parantez açarken, yer yer de güldürmeyi başarıyor. Keza filmin gücünü de özgün ama bir o kadar da hayatın ta içindeki hikâyesinden aldığını söylemek mümkün. Bir diğer dikkat çeken ve izleyeni bambaşka bir serüvene çıkaran belgesel ise Tuncel Kurtiz’in hayatını anlatan Aktör. Yönetmenliğini Çağatay Çelikbaş’ın yaptığı film, bir yandan Tuncel Kurtiz gibi bir üstadın sanatçı kişiliğini izleyenlerine aktarırken, öte yandan onun ne denli koca yürekli bir insan olduğuna değinmeden de geçmiyor. Filmi başarılı olarak addetmemizin yegane sebebi de burada saklı. Nitekim Aktör, değindiği konularda dengeyi kurabilen ve finale doğru duygusal yoğunluğunu arttıran oldukça dokunaklı bir belgesel olarak öne çıkıyor. İddia ediyorum; Aktör’ü izledikten sonra Tuncel Kurtiz’e ve onun hayat görüşüne bir kez daha saygı duyacak ve Türk Sineması’ndan böyle büyük bir entelektüel geçtiği için kendinizi şanslı hissedeceksiniz.

Gelelim Ulusal Kurmaca Yarışması’na. 12 filmin finalist olarak öne çıktığı bu dal, esasen rekabetin de en şiddetli yaşandığı alanlardan. 2013 yılında çektiği ve yerli-yabancı birçok festivalden ödülle dönen Patika ile hatırladığımız Onur Yağız’ın Toprak’ı Altın Kedi’ye ulaşan film. Ancak rakipleri hiç de yabana atılacak cinsten değil. Üçüncülük ödülünü kucaklayan Alkım Özmen’in Bir İş Görüşmesi Hikâyesi, Ferhat Özmen’in En İyi Görüntü Yönetmeni ödülüyle dönen Beyoğlu Sineması, Hatice Aslan ve Irmak Ünal’ın başrolleri paylaştığı ve ikincilik ödülüne uzanan Korhan Günay imzalı Kapan bu dalın dikkat çeken yapımları.

Öncelikle Ferhat Özmen imzalı Beyoğlu Sineması’na değinelim. Film, bira şişesi toplayarak hayatını idame eden küçük bir çocuğun, sinemada Ice Age izlemek için sarf ettiği çabayı konu alıyor. Fazlasıyla optimist başlayan ve izleyene umut aşılayan yapısıyla fark yaratan film, her ne kadar finalde kara bulutları üzerine çekse de, üstün sinematografisi ve hikayesinin cazibesiyle yalnızca festivalin değil, son zamanların en başarılı kısalarından biri olmayı başarıyor.

Alkım Özmen’in yönetmenliğini üstlendiği Bir İş Görüşmesi Hikâyesi ise, kendine has bir kara mizahı beraberinde getiren, bununla da yetinmeyerek harikulade bir taşlamayı ortaya koyan bir film. Medya sektörünün ipe sapa gelmez saçmalıklarını, işsizliğin insanı çığırından çıkaran yapısıyla birleştiren film, bir yandan güldürürken, öte yandan ise fazlasıyla düşünmeye sevk ediyor. Klişe bir tabir olan, “O silah çıktı mı patlayacak” cümlesini merkezine yerleştiren ve insanı şoke eden finali ile vuruculuğunu kuvvetlendiren film, sürükleyici ve merak uyandıran yapısıyla kısa filmin matematiğine ziyadesiyle ayak uyduran bir film olarak beliriyor.

Hatice Aslan ve Irmak Ünal’ı başrollerine yerleştiren Kapan ise, adıyla müsemma bir şekilde hayatın sillesini yemiş iki kadının, klostorofobik bir atmosferde geldiği noktayı merkezine almakta. Özellikle sanat yönetimiyle dikkat çeken ve hikâyenin geçtiği tek mekanı adeta başrol hüviyetine yerleştirmesi ile fark yaratan film, her ne kadar yer yer teatral oyunculuklarıyla göze batsa da, gizemli ve çarpıcı yapısıyla muadilleri arasından sıyrılmayı başarıyor.

Festivalin adından en çok söz ettiren filmi Toprak ise, Altın Kedi’nin yanı sıra, En İyi Kurgu ödülünü kucaklamasıyla da dikkat çekiyor. Onur Yağız’ın siyah-beyaz olarak çektiği ve birçok görüntü yönetmenini kıskandıracak seviyedeki sinematografisiyle inci gibi parıldayan filmi, aynı zamanda kurgusuyla da vuruculuğunu zirveye çıkaran bir iş. Her ne kadar hikâye anlamında zaafları olsa da, metaforlara dayandırdığı anlatısını görüntüsüyle süslemesiyle fark yaratan Toprak, aldığı ödülleri sonuna kadar hak eden, usta işi bir kısa.

 Kısa Metrajın Geldiği Nokta ve Zaafları

Filmlere göz attıktan sonra dilerseniz, kısa metraja dair söylenmesi elzem olan konulara geçelim. Filmleri anlatırken, fark edeceğiniz üzere birçok yapımın harikulade görüntülere sahip olduğu çıkarımını sizlerle paylaştım. Nitekim adı geçmeyen filmlerin de en büyük başarısının sinematografisi olduğunu gönül rahatlığıyla söylemek mümkün. Evet, bundan 10 yıl önce çekilen kısaları baz aldığımızda gelinen nokta, özellikle ulusal filmler için konuşacak olursak, gerçekten gurur verici. Ancak bu denli üst düzey işçilik beraberinde birtakım zaafları da getiriyor.

Öncelikle şurada anlaşalım. Üst düzey bir teknik, bir filmi başarılı kılmak için tek başına yeterli değil. Bu anlatının, hikâyesi de en az görüntüleri kadar başarılı ve üzerine düşünülmüş olmalı ki, ilerleyen yıllarda dahi hatırlanabilecek bir kısa doğsun. Ancak İzmir Kısa Film Festivali’nde bir kez daha anlıyoruz ki; birçok kısa film yönetmeni, senaryosu üzerine fazla mesai harcamadan “Motor” demeyi tercih ediyor. Bu da esasen birçok filmin en büyük noksanı olarak öne çıkıyor.

Bunun bir diğer uzantısı ise, birçok yönetmenin, kısa filmi uzuna geçmek için “Basit” bir basamak olarak görmesi. Basit diyorum, çünkü bu ziyadesiyle önemli. Kısada karşımıza çıkan en büyük problem, genç sinemacıların yaptıkları işin yalnızca teknik boyutuna eğilmesi ve çektikleri filmi kendileri için bir deneme-yanılma yöntemi olarak görmesi. Evet, yukarıda gerek hikâyesi ile gerekse teknik boyutuyla dikkat çeken birçok filmden bahsettik. Ancak zayıf senaryoları, yalnızca görüntü ile kurtarmaya çalışan filmlerin varlığını da inkâr edemeyiz. Bu da esasen kısa filmlerin, kalitesini düşüren ve herkesin şapkasını önüne koyarak düşünmesi gereken hususlardan biri.

İşin senaryo boyuna değinmişken, ödül avcısı kimliği ile ortaya konan yapımlardan da bahsetmeden geçmek olmaz. Malumunuz, mülteci meselesi çağımızın en büyük hadislerinden biri. Hal böyle olunca, bunun sinemaya yansıması da kaçınılmaz. Ancak karşılaştığımız her beş kısadan birinde bu meselesinin, suya sabuna dokunmadan, yapay bir şekilde irdelenmesi de, kısacıların düştüğü en büyük tuzaklardan biri. İşin doğrusunu söylemek gerekirse; insanlık meselesini merkezine alarak, kolay yoldan ödüle uzanma çabası, birçok filmi özgünlükten ulaştıran, hatta taklitçiliğe iten yegâne detay. Bu da farklı olma çabasıyla yola çıkan ama birbirinin kopyası olmaktan öteye gidemeyen sabun köpüğü işlerin, bırakın ödülü alelade yapımlar olarak unutulmasına neden oluyor, o kadar!

Kısadan Daha Fazlası

Bu kadar kısa filmden konuşmuşken, festivale ev sahipliği yapan İzmir’den bahsetmeden geçmek olmaz. Esasen festival için yola çıkmadan önce, konuştuğum dostlarımla ortak konumuz, İzmir gibi sanata böylesine değer veren bir şehirde, neden uzun metraj yarışması olmayışıydı. Bu bir eksik midir? Evet, İzmir gibi açık fikirli insanların yaşadığı bir şehir için eksik sayılabilir. Ancak Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali’ne yakından tanıklık ettikten sonra diyebilirim ki, yapılan bu organizasyon yalnızca kısa adına değil, aynı zamanda ülkede yapılan en özel festivallerden biri.

Herkesin üzerinde mutabık olacağı şekilde, kısa film her daim ikinci plana itilmiş, hatta görmezden gelinmiştir. Ancak İzmir, tüm albenisi ve çekiciliğiyle kısaya ve kısa filmcilere sahip çıkarak, birçok uzun metraj yarışmanın yapamadığını, tüm samimiyetiyle yapmayı başarıyor. Filmleri ile bu festivale iştirak eden tüm kısacılar, değerli birer sinemacı olduğunu hissediyor, birbirleriyle sohbet etme imkânı yakalıyor ve en önemlisi gelecek adına ortak bir payede buluşmanın ilk adımlarını atıyor. Yaşanan bu pozitif olaylara birebir tanıklık ettikten sonra diyebilirim ki; İzmir de kısa film festivaliyle nam salsın, daha da gelişsin ve dünyanın bu alandaki en önemli organizasyonlarından biri olsun. Çünkü böyle bir potansiyeli ziyadesiyle bünyesinde barındırıyor.

Bu yıl 18.kez düzenlenen ve kısa filme hak ettiği değeri vererek övgüyü ziyadesiyle hak eden Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali; hakkaniyetle dağıtılan ödülleri, panelleri, enfes filmleri ve kısa adına yapılması mümkün çıkarımlarıyla hafızlarda güzel izler bırakarak noktayı koydu. Bir sinemasever olarak, “İyi ki oradaydım” dediğim ve herkese de ilerleyen yıllarda orada olmasını şiddetle tavsiye ettiğim festival, genç ve dinamik yapısıyla Ege’nin İncisi İzmir’den, ışık saçmayı başarıyor. Festivalde emeği geçen, kısanın üvey değil, sinemanın öz evladı olduğunu hatırlatmak için çaba sarf eden herkese binlerce teşekkürler.

Yazar hakkında: Polat Öziş

1992 İzmit doğumlu… Küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinema en büyük tutkusu oldu. Sonrasında ilginç bir şekilde Muğla’ya İktisat okumaya gitse de tutkusundan vazgeçemedi ve sinemayla ilgili çalışmalar ortaya koymaya başladı. İzledi, düşündü, çekti. Sonunda ise filmler hakkında yazmaya başladı. Film Arası Dergisi, Film Hafızası ve Öteki Sinema’da çok sevdiği filmler hakkında yazmaya devam ediyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir