“Klasikleri Niçin Okumalıyız?” – Cinayet Sineması: Polisiye Sinemasının Tarihi ve Mitolojisi

Cinayet SinemasıSinema kitapları hakkında kaleme aldığım “Klasikleri Niçin Okumalıyız?” serisine bir süredir ara vermiştim. Bildiğiniz gibi bu seride, önemli bulduğum ve okunması gerektiğini düşündüğüm sinema kitaplarını masaya yatırıyorum.

Amacımız; bu konuda çalışmalar yapmak isteyenlere yol gösteren minik bir kılavuz hazırlamak, birkaç sağlam sinema kitabı hakkında naçizane görüşlerimizi paylaşmak ve karınca kararınca yerli literatürümüzdeki büyük bir boşluğun küçük bir kısmını doldurmaktır. Bu seri, dolaylı olarak da olsa bana bu fikri aşılayan Simurg Kitabevi’nin sahibi İbrahim Yılmaz’a ithaf edilmiştir. Hadi kaldığımız yerden devam edelim…

“Klasikleri Niçin Okumalıyız?” serisine uzunca bir ara verdik, son bir ay içinde iki ayrı okuyucumuz çeşitli kanallar vasıtasıyla bu ihmalimizi hatırlattı. Zaten uzun zamandır aklımda olan, üstelik güzel bir insanı anmış olmamıza vesile olacak bir kitapla yeniden bu seriye bir hareket getirmek istedim. Bu bizim bu başlık altındaki sekizinci yazımız olacak. Bu sefer ele alacağımız harikulade kitap Alan Yayıncılık’ın ‘Sanat Dizisi’ içinde yer alan “Sinemanın Temel Dizisi”nin üçüncü kitabı olan “Cinayet Sineması: Dedektif Sinemasının Tarihi ve Mitolojisi” olacak. İlginç bir şekilde bu kitabın kapağında “Dedektif” kelimesi yerine “Polisiye” kelimesi kullanılmış, hâlbuki kitabın içinde hep “Dedektif” diye geçmiş. İlk baskısı 1981 tarihinde olan ve sonra birkaç defa revizyon gören orijinal kitabın Almanca ismine baktığımızda (“Mord im Kino: Geschichte und Mythologie des Dedektiv-films”), iç kapaktaki çevirinin daha doğru bir çeviri olduğuna kanaat getiriyoruz, kapaktaki isim bir işgüzarın baskı sırasındaki marifeti olmalı. Bu arada “Mord im Kino”yu Almanca’dan “Sinemada Cinayet” olarak da tercüme etmek mümkün ama kastedilen şey düpedüz “Cinayet Sineması” olunca buna fazla takılmamak lazım.

Bu muazzam kitabı Almancadan tercüme edip, dilimize kazandıranlar Süheyla ve Saliha N. Kaya. Derleyen ise rahmetli Veysel Atayman hocamız. Zaten Veysel Hoca, Bernhard Roloff ve Georg Seeßlen ikilisinin, aynı serinin ilk iki kitabı olan “Erotik Sinema: Cinsellik Sinemasının Tarihi Ve Mitolojisi” ve “Ütopik Sinema: Bilim Kurgu Sinemasının Tarihi Ve Mitolojisi”ni de bizzat kendi Almanca’dan çevirmişti. Açıkçası ben o diğer iki kitabı, serinin üçüncü kitabı olan “Cinayet Sineması”na kıyasla bir-iki adım geride görüyorum. Üçleme içinde beni en çok etkileyen, en çok şey öğrendiğim kitap “Cinayet Sineması: Dedektif Sinemasının Tarihi ve Mitolojisi” oldu. Yine de her üç kitap da, Almanca literatürden tercüme edilmiş olmaları hasebiyle ayrı bir önem taşıyorlar, bu konuda verilmiş büyük emeğin hakkını teslim etmek lazım.

1997 tarihli “Cinayet Sineması: Dedektif Sinemasının Tarihi ve Mitolojisi”ni, eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, 1999 yılında Tüyap Kitap Fuarı’ndan satın almıştım. Ve bu kitaptan devasa bir izlenecekler ve okunacaklar listesi çıkarmıştım.

Kitap, “dedektif” mitolojisinin tarihsel ve sosyolojik kökenlerine iniyor. Dedektif edebiyatının temel özelliklerini ve yapısını mercek altına alıyor. Karakterleri doğuran koşulları, dedektif hikayelerinin temel şablonlarını ele alan ilk bölüm genel bir giriş yazısı niteliğinde. Bu bölümde yer alan ve benim yaklaşık 15-16 yıldır yazılarımda ara sıra kaynak olarak kullandığım S.S. Van Dine’nın (Willard Huntington Wright) “dedektif öyküleri yazmanın 20 kuralı” tartışmasız en ilginç kısım.

Bernhard Roloff ve Georg Seeßlen ikinci bölümde dedektif edebiyatının başlangıcından itibaren geçirdiği evreleri, bu evreler içinde yarattığı başlıca kahramanları ve yazarları (Sherlock Holmes, Agatha Christie vb.) ele alıyor. Bu kısımdaki “Hammett ve Chandler” maddesini biraz zayıf buldum, favorim ise “Sherlock Holmes” bölümü.

Ardından, Bernhard Roloff ve Georg Seeßlen dedektiflik filminin tarihini anlatmaya başlıyor. Devam eden bölümler içinde ilgimi en çok çeken, en doyurucu bulduğum kısımlar yine Sherlock Holmes’larla ilgili bölümler oldu. “Sinemada Agatha Christie” bölümü de çok güzeldi. Ayrıca “Ellili Yıllarda Polisiye Filmler” adlı bölümden çok fazla not çıkardım. Roloff ve Seeßlen’in “Cinayet Sineması” adlı bu çalışmasındaki asıl başarısı, türleri toplumsal ilişkiler bağlamında ele alırken ortaya koydukları çıkarımlar. Yoksa, kanımca, biraz dağınık bir anlatım yapısına sahipler, kimi zaman da toparlayamıyorlar ama iyi bildikleri konularda (Sherlock Holmes, Edgar Wallace ve Agatha Christie gibi) adeta döktürüyorlar.

Kitabın bir sonraki bölümü; “Private Eye” kavramının doğuşunu, çöküşünü ve yeniden doğuşunu masaya yatırdıkları “Özel Dedektifin Değişimi”. Son derece kuvvetli çözümlemeler içeren bu bölümden kendi çalışmalarımda çok faydalandığımı belirtmek isterim. Özellikle, bu bölümün akabinde gelen “Amerikan Polisiye Filmleri (1968-1980)” bölümü –bu dönemin sinemasına hem hakim hem de hayran olduğumdan mıdır nedir- benim kitap içinde en sevdiğim bölüm. Bu bölümün merkezinde de Clint Eastwood ve Harry Callahan duruyor. Kitabın son iki bölümü ise “Fransız Popüler Polisiye Sineması” ve “1980-1996 yılları arasında çekilmiş birkaç örnek polisiye film (‘Kuzuların Sessizliği’ filmi vb.)”.

Bu konuda çalışmalar yürüttüğüm için rahatlıkla şunu söyleyebilirim; Bernhard Roloff ve Georg Seeßlen’in kaleme aldığı “Cinayet Sineması: Dedektif Sinemasının Tarihi ve Mitolojisi”, alanında, literatürün en önemli örneklerinden biri. Birinci sınıf bir kaynak-metin… Böyle bir eserin dilimize çevrilmiş olması ayrıca gurur verici, bu nedenle, başta çevirmenler Süheyla ve Saliha N. Kaya olmak üzere, kitabı yayına hazırlayan Veysel Atayman’a teşekkürü bir borç biliyoruz. “Cinayet Sineması”nın bendeki versiyonu çok sayıda baskı ve dizgi hatası içeriyor ama bunun hiçbir önemi yok. Bir eleştiri getirmem gerekirse, daha önce birçok kitap incelemesinde dile getirdiğim bir hususu bir kez daha hatırlatabilirim. Böyle yüzlerce film ismi geçen kitapların dizin kısmında filmin orijinal dildeki isminin hemen yanı başında Türkçe gösterim adı yer alırsa kral olur. Bir de “kara film” (film noir) yerine her yerde değil ama bazı yerlerde “kara dizi” (serie noire) tanımı kullanmış, açıkçası biraz kulak tırmalıyor. Tabii bu iki eleştiri, kitabın değerinden bir şey yitirmesine sebep olacak büyüklükte değil. Sonuçta kitap, Türkçe literatürdeki en iyi ve en kapsamlı “Cinayet Sineması” kitabı. Meraklısı kaçırmasın.

Bu inceleme, başta bu güzel kitap olmak üzere (telif ya da tercüme) birçok güzel kitabı bize kazandıran ve yakın zamanda aramızdan ayrılan Veysel Atayman hocamıza adanmıştır. Emeklerin için teşekkür ederiz hocam.

Yazar hakkında: Ertan Tunc

Sevdiği filmleri defalarca izlemekten, sinemayla ilgili bir şeyler okumaktan asla bıkmaz. Sürekli film izler, sürekli sinema kitabı okur. Ve sinema hakkında sürekli yazar. En sevdiği yönetmen Sergio Leone’dir. En sevdiği oyuncular ise Kemal Sunal ve Şener Şen. “Türk Sinemasının Ekonomik Yapısı 1896-2005” adlı ilk kitabı; 2012 yılında Doruk Yayımcılık tarafından yayınlanmıştır. Kara filmler, gangster filmleri, İtalyan usulü westernler, giallolar ile suç sineması konularında kitap çalışmaları yürütmektedir. İletişim: [email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir