Behçet Abi’nin Güney Amerika Turu Bölüm 2: Kobra (1983)

Yılmaz Atadeniz, Behçet Abi’nin Güney Amerika turu’nun ilk bölümünü oluşturan Komando Behçet (1974) filmini çektiğinde Türkiye 12 Mart darbesinin deli gömleğinden yeni kurtulmuştur ve Ecevit ile kendine çıkış aramaktadır. Artık kangrenleşmeye doğru giden Kıbrıs sorununa askeri çözüm getiren Kıbrıs Barış Harekatı bu yıl içinde gerçekleşecektir. Kıbrıs sorunu komando Behçet için temel motif olarak düşünülürken, iddia odur ki hükümetten gelen baskılar üzerine Atadeniz filmi The Mercenaries (1968) filminin replikasına dönüştürmek zorunda kalmıştır.

Turun 2. bölümünü (ve bizim de bu yazımızın konusunu) oluşturan Kobra filmi ise 12 eylül darbesi sonrasında çekilir. Ortalıkta kurtarıcının falan olmadığı, derin bir yenilgi hissinin ve umutsuzluğun olduğu bir ortamın ürünüdür. 1983 yapımı olan Kobra filminin senaryosu Yılmaz Atadeniz tarafından yazılmış. Yapımcı Behçet Nacar (Bizim Film). Filmin oyuncu kadrosunda, birçoğu erotik film döneminin kılıç artığı (Kazım Kartal, Nur Ay, Zerrin Doğan, Behçet Nacar) olmak üzere pek çok oyuncunun olması ilk dikkati çeken husus.

Filmin konusuna gelelim: Kahramanımız Kobra (Behçet Nacar), meşru yönetimi darbeciler tarafından devrilmiş olan bir Güney Amerika ülkesine, devrik başkan Velasquez (Baykal Kent) ve kızı Violet’i (Şelale Demir) kurtarmak üzere gönderilen bir paralı askerdir. Velasquez’in elindeki belgeler Birleşmiş Milletler’e ulaştırıldığı taktirde darbecilerin işlediği insanlık suçları ortaya çıkacak ve BM harekete geçecektir. Delgado (Ahmet Ündağ) isimli kaçakçı, devrik başkanı sınır dışına çıkartabilecek tek kişidir. Bu esnada darbecilerin çalışma kampından kaçan Pedro (Kazım Kartal), Nadia (Zerrin Doğan) ve çetesi de aynı amaçla Delgado’ya gelir ve Kobra ile niyeti bulanık, karanlık bir şahsiyet olan Pedro’nun yolları sınıra kadar zorunlu olarak birleşir.

Filmin konusu, ana hatları itibarı ile Komando Behçet’i andırıyor. Bir kere her iki film de hayali bir Güney Amerika ülkesinde geçiyor. Komando Behçet’te kurtarılması gereken elmasa karşılık Kobra’da kurtarılması gereken bir devrik başkan ve elindeki belgeler var. Komando Behçet’te zorunlu olarak yol arkadaşı olan muhteris bir albaya karşılık Kobra’da amaçları belirsiz bir suçlu olan Pedro var ve sürprizbozan vermek gibi olmasın, Pedro da bir asker. Komando Behçet’te konvoyun yoluna devam edebilmesi için düşman kampından aşırılması gereken benzine karşılık Kobra’da hastalanan Velasquez’i iyileştirmek için düşman kampından çalınması gereken kinin var. Ve son olarak, Komando Behçet’te düşman hatlarının arkasına sarkmak için kullanılan silahlı tren, Kobra filminin sonunda vagon sayısı ve dizilimi aynı olmak üzere karşımıza çıkıyor.

Filmde mevcut olan bir kadın ikilisi de dikkati çekiyor: Şeytanlaştırılmış  Nadia ve Behçet Abi’ye aşık olup onun karizmasını cilalamaya yarayan Violet. Atadeniz’in diğer filmlerinde, hatta Yeşilçam’ın çoğu filminde bitirimliğin olduğu yerde böyle ikililer bulmak çok şaşırtıcı değil.

Senaryoyu Yılmaz Atadeniz’in yazdığını söylemiştik. Atadeniz filmlerini bilenler onun filmlerinde senaryonun diyalogların günübirlik  yazılmasından ibaret olduğunu ve geriye kalan kısımların sadece yönetmenin kafasında olduğunu da bilir. Burada da kural bozulmuyor. Komando Behçet, replika olmanın getirdiği zorunlulukla orijinal filme, The Mercenaries’e bağlı kalma endişesi taşırken Kobra, Komando Behçet’i istediği gibi sulandırabilme özgürlüğüne sahip ve bu yüzden safkan bir B-film olarak dilediği gibi yalpalayabiliyor. Tabi ki yalpalamayı çok sevmeyen bir yönetmen olan Atadeniz’in sınırları içinde kalmak şartıyla!

Sonuçta,  Kobra, Komando Behçet filmiyle birlikte ve bilhassa onun gölgesi olarak düşünülmesi gereken bir film. Gene borudan imal edilen havan topları, güllü dallı, puantiyeli kamping çadırları ile kurulmuş askeri kampı ve safkan B-filmlere yakışır abartılı final hesaplaşması ile parlak bir savaş filminden çok “anomali” sınıfına girmeye hak kazanıyor. Film hakkında söylediklerimize ekleyebileceğimiz tek şey Velasquez rolüne iyi oturan Baykal Kent. Zaten bundan sonrası, Atadeniz sineması için, Şah Mat (1989) hariç yokuş aşağı giden bir serüven.

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın’da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı.

Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone’yi David Lynch’i, Stanley Kubrick’i, Metin Erksan’ı, Ertem Eğilmez’i, Nuri Bilge Ceylan’ı, Zeki Demirkubuz’u ve Yılmaz Atadeniz’i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir