Kraftidioten / In Order of Disappearance (2014)

İntikam bazen kar küreme aracıyla yenen bir yemektir.

Kar küreme aracı operatörü Nils Dickman, Norveç’in (muhtemelen) kuzeyindeki sessiz sakin kasabalardan birinde karısıyla beraber yaşamaktadır. Kasabanın bağlantı yollarını gece gündüz demeden küreyerek açık tutan Nils, “yılın vatandaşı” ödülünü kazandığı gecenin sabahında oğlunun ölüm haberini alır ama aşırı dozda eroinden öldüğüne inanmaz. Biraz da tesadüf eseri oğlunun bazı kirli işlere bulaştığını öğrenir ve intikam almaya karar verir. İnanç, kararlılık ve biraz da acemi şansının yardımıyla bir hayli uzun bir intikam yolu çizen Nils, en sonunda boyunu çok aşan bir karmaşanın ortasında kalır.

Kraftidioten posterKraftidioten, sıradan bir adamın yeraltı dünyasına girerek ortalığı karıştırmasını mizahi bir dille anlatıyor. Bir nevi Alice Harikalar Diyarında’nın gangster uyarlaması sayılabilecek film, oğlunun öldüğü güne kadar kendi yaşam alanını hiç terk etmemiş orta yaşın üzerinde bir adamın, ait olmadığı bambaşka bir dünyada verdiği ölüm kalım mücadelesine odaklanıyor. Fragmanda da belirtildiği üzere Death Wish ve Fargo gibi filmlerden ödünç aldığı parçalar ile ana şablonun etrafını süsleyerek kendi özgün öyküsünü yaratıyor.

In Order of Disappearance olarak da bilinen Kraftidioten, öyküsünü epizotlar halinde anlatmayı tercih ediyor. Epizot sonlarında ekran kararıyor ve o epizotta ölen karakterin (ya da karakterlerin) inancının simgesi, doğum ve ölüm tarihi, adı, soyadı ve varsa lakabı gibi detaylar siyah ekran üzerinde beliriyor. Mezar taşını andıran bu imge sayesinde, her epizot sonunda bir cenaze törenine katılıyoruz ister istemez ve her cenaze sonrasında bütün bu olaylara sebep olanın Nils’in oğlunun ölümü olduğunu hatırlamaya mecbur kalıyoruz. “Şiddet şiddeti doğurur”un bir ifadesi olarak karşımıza çıkan imge, aynı zamanda mizah unsurunu dengelemeye de yardımcı oluyor.

Filme göre Norveç’in uyuşturucu trafiğini kontrol eden, birini Norveçlilerin diğerini ise Sırpların yönettiği iki büyük organizasyon var. İlkinin başında Count lakaplı yerel bir mafya babası bulunurken diğer suç örgütünü Papa lakaplı bir Sırp yönetiyor. Öykünün içerisine başarıyla monte edilen Norveç ve Sırp mafyaları üzerinden göçmen entegrasyonu, Norveçlilerin göçmenlere bakışı, göçmenlerin refah düzeyi sıralamasında en üst sırada yer alan bir ülkede karşılaştığı zorluklar (ya da rahatlıklar) gibi göçmen meselesi ana başlığında toplanabilecek sorunlar mizahi bir dille irdeleniyor. Film, zaman zaman iki tarafa da acımasızca davranıyor. Örneğin Count’un Sırplara devamlı Arnavutlar demesi ya da Sırpların kar sporları yapan Norveçli gençleri görünce yaşayamadıkları çocukluklarına dönüp kendilerinden geçercesine kartopu oynamaya başlaması gibi. Ama mizah kalkanı altına saklanmayı iyi beceren filmin meseleye objektif bir açıdan yaklaştığı söylenebilir.

Kraftidioten orta

Mafya üyeleri arasında gerçekleşen geyik tabir edilen yüzeysel diyaloglarla Tarantino filmleriyle de yakın akrabalık ilişkileri kuruluyor. Ama yanlış anlaşılmasın, öyle içi tamamen boş diyaloglar değil. Birçoğunda harika tespitler var. Norveçli mafya üyeleri arasında geçen ve refah ile soğuk arasındaki ilişkiden dem vuran şu diyaloğa ne demeli.

NM1: Ne diye bu kadar kar yağıyor ki? Buna nasıl katlanıyoruz anlamıyorum. Her Allah’ın günü kar var.

NM2: Kar refahtır. Refah içinde olan sıcak ülke yok ki. Hava harika olunca refah içinde bir devlete de ihtiyacın olmuyor. O zaman muz topluyorsun ve işin bitiyor. Bali’de, Vietnam’da, Tayland’da insanlar kendi başının çaresine bakmak zorunda. İspanya göte geldi. Portekiz göte geldi. Aynı şekilde Yunanistan, İtalya göte geldi. Bunlar hep sıcak ülkeler. Hastanelerde personel yok. Aileler yemek parasını ödemek zorunda. Güney Afrika zorda, Afrika zorda. California yakında iflas edecek. Güneş ya da refah.

Müsaadenizle bir örnek daha vermek istiyorum çünkü Sırpların hapishane muhabbeti de on numara.

SM1: Şuraya baksana. Kadın köpek boklarını topluyor. Ne yapacak ki onlarla?

SM2: Norveçli uygulamaları işte. Böyle şeyler yapıyorlar.

SM1: Allah kahretsin.

SM2: Hala dişin mi ağrıyor? Dişçiye gitsene.

SM1: Sanki bunun için zamanım var.

SM2: Hiç Norveç hapishanesinde kaldın mı?

SM1: Henüz değil.

SM2: Kalmayı çok istersin. Yemekler güzel. Ortam sıcak.

SM1: Yemekler güzel mi?

SM2: İnanamazsın. Maaşlı işe giriyorsun orada.

SM1: Şaka yapıyorsun.

SM2: Yemin ederim! Herkes arkadaş canlısı ve kibar. Gardiyanlar seni taciz etmez. Tecavüz yok. Mahkûmlar bile efendi.

SM1: Tecavüz yok, gardiyanlar iyi. Benimle kafa bulmuyorsun ya.

SM2: Modern bir topluluk. Medeni. Bütün dişlerimi yaptırdım, baksana.

SM1: Hapishanede mi?

SM2: Evet. Bu hafta çocuğu kadın alacak. Bir hafta babası, bir hafta annesi. Oğlunu paylaşmak zorunda olduğunu düşünsene. Nasıl insan bunlar ya?

Norveçli (yerel) ve Sırp (göçmen) mafyasının tüketim alışkınlarındaki farklılar da neredeyse gözümüze sokularak veriliyor. Misal Sırplar hiç durmaksızın sigara tüttürürken, Norveçliler kahve veya meyve suyu içmeden duramıyor.

Aksamadan tıkır tıkır işleyen senaryo, Danimarkalı Kim Fupz Aakeson’a ait. Yönetmen koltuğunda ise Norveçli Hans Petter Moland oturuyor. Moland’ın favori oyuncusu İsveçli Stellan Skarsgard, başrolde kelimenin tam anlamıyla şov yapıyor. Ayrıca Papa rolünde eski kurt Bruno Ganz’ı izlemek de ayrı bir keyif. Tam bir İskandinav imecesi görünümündeki Kraftidioten, kuzeyden gelen etkileyici filmler arasına katılmakta hiç zorluk çekmiyor.

Norveç’in buz gibi soğuğunu iliklerinize kadar hissedeceğiniz müthiş bir intikam hikâyesiyle, dozunda bir mizahı aynı potada eritmeyi başaran Kraftidioten, kaçırmak istemeyeceğiniz türden bir film.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir