Küçük Denizkızı Ponyo / Gake no ue no Ponyo (2008)

Hayao Miyazaki geleneksel Japon anime sanatının en önemli isimlerinden biri, hatta belki de birincisi. Her yeni projesinde daha hiçbir detay gelmeden piyasayı heyecanlandırmaya yeten bir isim. Miyazaki’nin 2D’den ödün vermeyen çizim anlayışı, şirin yaratıkları ve fantastik kahramanları üstadın rüya alemine seyirciyi merakla sokuyor. Onun filmlerini seyretmek her defasında bana birinin kafasındaki fantezileri izliyormuşum hissi veriyor.

HayaoMiyazaki

Özellikle Ruhların Kaçışı ile tüm dünyada büyük bir hayran kitlesi edinen Miyazaki, sonraki filmi Howl’un Uçan Şatosu ile de ününü pekiştirdi. Böylece Prenses Mononoke, ya da Komşum Totoro gibi pek çok filmi de yeni nesil tarafından keşfedildi.

Ülkemizde de büyük bir hayran kitlesi kazanan Miyazaki, bana bir yönetmenden çok, bir hattat gibi geliyor. Her çiziminden taşan incelik ve sıcaklık günümüzün 3D animasyonlarının eksikliğini gözümüze sokuyor.

gake_no_ue_no_ponyo_xlg2008 yapımı son filmi Küçük Denizkızı Ponyo ile yine Miyazaki’nin hayal gücünün sınırlarına bir yolculuk yapıyoruz. Ponyo’da ilerleyen yaşına rağmen Miyazaki’nin anlatacak ve çizecek çok fazla hikayesi olduğu anlaşılıyor. Ancak bu sefer eskisi kadar doğa-insan savaşını anlatan sert imalar, korkunç figürler bulunmuyor hikayede. Yine bir Miyazaki hikayesi olsa da, yetişkinlerden çok çocuklara kendini sevdirmeye çalışan pozitif bir film.

Miyazaki bu sefer masalcı dede rolüne bürünüp çocuklara bir hediye sunuyor. Belki de günümüz çocuklarının vahşet, savaş vb. konulara sahip görsellerden bir süreliğine uzaklaşıp, kendi naif dünyasına davet ediyor.

Ponyo bir kırmızı balığın (ülkemizde denizkızı olarak geldi bana ise denizanası gibi geliyor) okyanusun diplerinden kurtulup karaya varması ve Sōsuke adlı beş yaşında bir çocuğun onunla arkadaş olmasını konu alan bir film. Sōsuke ve Ponyo’nun zaman geçtikçe birbirlerine karşı hissettikleri ilk aşkı ve Ponyo’nun insan olmaya çalışmasını anlatıyor. Yer yer Andersen’in Küçük Deniz kızı hikayesinden izler taşısa da genelde Japon masalları ile bezenmiş bir hikaye.

Ponyo’nun karaya çıkması babası tarafından hoş karşılanmaz ve geri dönmesi için dalgaları yollar, ancak insan olmak isteyen Ponyo geri dönmek istemez. Bu durum dünyanın dengesini bozacak ve Sōsuke’nin yaşadığı şehri sular altında bırakacaktır. Sōsuke ve Ponyo sevgilerini ispat etmek için bir testle karşılaşacak ve böylece dengeleri tekrar oturtmaya çalışacaklardır.

Doğayı, bu sefer denizi kirleten insan ile karşı karşıya getiren film çocuklara verdiği çevreci mesajlar ile o mavi suların altında yaşayanlara saygı duyulması gerektiğini salık veriyor.

2006 yılında çekimlerine başlanan hikayede Miyazaki dalga çizimlerine kadar her şey ile tek tek kendi uğraşmak istemiş. Öyle ki proje bittiğinde 170.000 farklı grafik ile kendi rekorunu kırmış. Film Miyazaki’nin Studio Ghibli için çektiği sekizinci, kendisinin ise onuncu uzun metrajlı anime filmi.

2008’in temmuz ayında vizyona giren anime, Japonya’da 481 kopya ile bir rekora imza atmış ve totalde 150 milyon dolar gelir elde etmiş. ABD’de de 927 kopya ile vizyona girerek Studio Ghibli’nin rekorunu kırmış. Öyle ki önceki filmlerin kopya sayısına bakıldığında (Ruhların Kaçışı 26, Howl’un Uçan Şatosu 36) aradaki uçurum daha iyi anlaşılıyor.

Ponyo’nun tema müziği ise ayrı bir eğlence… Sekiz yaşındaki Nozomi Ōhashi’nin seslendirdiği şarkıya ilk defada vurulmamak elde değil. Uzun süre yolda tek başıma yürürken şarkıyı mırıldandığımı fark ettim. Bu şarkının Japonya’da listelerde 3 numaraya kadar çıktığını ve 2008’de en çok satan 14. single olduğunu da belirtelim.

Eleştirmenler tarafından oldukça beğenilen film yapısı itibari ile gelmiş geçmiş en şirin karakterlere sahip anime olarak kabul edilen Komşum Totoro ile karşılaştırılıyor genelde. Japon Akademisi yılın en iyi animasyonu ödülünü Ponyo’ya vermiş. 2009 Tokyo Anime ödüllerinde de en iyi anime, en iyi yönetmen, en iyi özgün hikaye gibi dallar da dahil olmak üzere 8 ödülü birden kucaklamış.

Kesinlikle Miyazaki’nin en iyi işi değil, hatta diğer işlerine göre vasatın altında diyebilirim. Ama Miyazaki’nin vasatın altında bir işi bile piyasadaki birçok şişirme animeden çok daha iyidir. Öyle ki bu filmi seyredip içi sevgi ile dolmayan, filmden çıktığında şarkılar söylemeyen, iki ufaklığın birbirlerine karşı duydukları sevgiden etkilenmeyen bir anime izleyicisi düşünemiyorum.

Ülkemizde geçen yıl “Film Ekimi” programında gösterilen anime, 31 Temmuz’da da kısıtlı kopya ile vizyona girdi ve animeseverlerin desteğini bekliyor ki daha sonra çıkacak farklı projeleri de Türk sinemalarında zevkle seyredebilelim.

pon_115-tile

Çok sevdiğim şarkısının sözleri ile fazla uzatmadan bu yazımı noktalayayım;

ponyo ponyo sakana no ko / ponyo, o bir balık kız
aoi umi kara yatte kita / Mavi okyanustan geldi
ponyo ponyo fukurannda
manmaru onaka no onna no ko / O bir göbekli kız
peta-peta pyon-pyon
asitte iina kakechao / Ayaklarının olması ne güzel! Koşmayı deneyeceğim onlarla!
migi-migi-bun-bun
otetewa iina tunaijao / Ellerinin olması ne güzel! Ellerini tutmayı deneyeceğim onlarla!

anoko to haneru to kokoro mo odoruyo / Onunla zıplarsam, kalbim dans eder
paku-paku chu-gyu, paku-paku chu-gyu
anoko ga daisuki / Onu çok seviyorum!

makkakka no ponyo ponyo sakana no ko / ponyo, O bir kırmızı balık kız
aoi umi kara yatte kita / Mavi okyanustan geldi
ponyo ponyo fukurannda
manmaru onaka no onna no ko / O bir göbekli kız

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

6 Yorumlar

  1. Hahahah şarkının sözlerini de yazmışsın ya, harikasın Masis!

    Ben de PomPoko’yu izlemiştim en son bir kızarkadaşımın isteği üzerine. Çok şaşırmış ve çok beğenmiştim. O Miyazaki değil ama aynı akım diyebilir miyiz?

  2. festivalde izleme şansım olmuştu..şehir sular altında kaldıktan sonra, tekneyle şehrin üzerinde geçtikleri sahneye bayılmıştım..
    insanın içini “sevinç” dolduruyor:)

  3. Pom Poko Isao Takahata’nın animesidir. Takahaka’da Miyazaki’nin hocası sayılır.

    Ponyo’nun ve diğer tüm animelerin Türkiye’de daha çok rağbet görmesi için korsan indirmeleri bırakmak, ısrarla DVD’lerini almak, özel gösterimlere rağbet göstermek gerek.

    Nedense anime izleyen benim gibi “büyüyememiş” “büyük”lere hep garip gözle bakıyor insanlar. Bu gözle bakanlara bir Ruhların Kaçışı’nı bir de Howl’un Yürüyen Kalesi’ni izletiyorum sonra diğerlerini kendilerini izliyorlar…

    Özellikle Miyazaki’nin yapımlarını izledikten sonra kendimi sabahları güzel bir rüyadan uyandığımda hissettiğim bir kaç saniyelik isimsiz duygunun doygunluğunda buluyorum…

    Eminim çoğumuzda aynı his vardır…

  4. lunawar’a ve N. Can Kırık’a katılıyorum. Bu arada Japonlar da anime denince ilk Miyazaki’nin Sen to Chihiro no kamikakushi’sinden bahsediyorlar. Benim favorim Hauru no ugoku shiro. Bir festivalde baba & oğul Miyazakilerin animeleri gösterilmişti. Bir iki yıl sonra, Ponyo, ilk olarak, yine bir festivalde gösterildi. Daha önce defalarca gördüğüm animeleri bile gidip sinemada izliyorum. Sinema perdesinde anime seyretme keyfi bambaşka. Hele Miyazaki seyircisiyle dolu bir salonda. Benim gittiğim Ponyo gösteriminde Studio Ghibli logosu görünür görünmez salonda her yaşta izleyiciden heyecanlı “TOTORO!” çığlıkları yükselmişti. Gözlerim dolmuştu.

    İKSV ve (özellikle) !F’in festivallerini seviyorum ben. Bu festival gösterimlerinden sonra TRT 1 ve TRT Çocuk başta Miyazakiler olmak üzere pek çok anime gösterir oldu. Yemeksepeti de epey bir Miyazaki DVD’si hediye verdi zamanında.

  5. Ne güzel aynı şeyleri başkasından okumak, duymak…

  6. Miyazaki, animasyonlarında doğa ve insan karşıtlığını ama insanın ne yazık ki doğayla iç içe olduğunun farkında olmayışını çok çarpıcı şekillerde anlatır. Nausicaa ve Princess Mononoke filmlerinde de görüldüğü gibi. Bazı animasyonlarında savaş temel konuymuş gibi gelse de özellikle Nausicaa’da görülebileceği gibi savaşın haksızlığı ve insanın “insan” olma özelliklerini yitirmesine neden oluşunu göstermek asıl amaçtır, hatta Spirited Away’in aynı dönemdeki Pokemonlar vs gibi şiddet içerikli animasyonlara bir tepki olduğu da söylenir. Belki çok klişe ve geçerliğini yitirmiş gibi gelebilir çoğunluğa ama Miyazaki animasyonlarında “kötü” yoktur, herkesin hayatta bir nedeni ve bir amacı vardır, “kötü” görünen karakterlerin bile arka planında açığa kavuşması gereken hikayeler vardır ya da bu karakterler ait oldukları yeri bulmalıdırlar. Ponyo’da da doğanın yüceliği, insanlığın doğadan korkmakla birlikte bir o kadar da hoyrat davrandığı gözler önüne serilir. Öte yandan doğanın insanlar tarafından aralarına çekilen seti aşacak güçte olması da insanların acizliğini gösterir bir bakıma. Yazasım da yazasım geliyor ama çok sevdiğim bir Miyazaki animasyonudur diğerleri gibi deyip noktayı koyayım. Bu güzel yazı için de ellerinize sağlık :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: