Kuzu’lara Kıymayın Efendiler!

Kutluğ Ataman’ı sadece Kuzu ya da biraz daha geri gidersek İki Genç Kız filmiyle tanımadığım için (taa Semiha B. Unplegged’a gidiyor tanışıklığımız) hakkında olumsuz yorum yapamaz ya da tam tersi en olumsuz yorumlardan birini yapabilirmişim geliyor.

İşin siyasi boyutuna fazlaca girmeyeceğim, ama uzun uzun yıllar yurtdışında yaşayan Ataman’ın ülkesine dönünce burjuvaziden ve ulusalcı sözde sanatçılardan çektiğini söyleyip AKP saflarında yer aldığını ilan etmesi gerçekten de ilginçti. Ulusalcılardan kendi adıma ben de hazzetmiyorum ama gidip AKP’nin kollarına atlamadım. Şimdilerde fikri değişmiştir diye umuyorum. Onun bu tarz çıkışı kadar, bazı kişilerin Ataman’ın sırf bu fikirlerinden dolayı kendisini filmini beğenmemeye zorlama algısını da en az o kadar tuhaf buluyorum.

17821970714_124aed39fc_hKutluğ Ataman’la Semiha B.Unplugged belgeseliyle ilgili söyleşmiştik ve söyleşiyi de Semiha Berksoy’un evinde yapmıştık. Yani ünlü sopranayla söyleşi yapma imkanı da bulmuştum. Sonra İki Genç Kız da bir kez daha kesişti yolumuz. O zaman derdimiz politika değil sanattı. Çünkü belgeselleri, Bienal için yaptığı değişik enstalasyon çalışmaları ve başarılı filmleri vardı o zamanlar. Yani sanata fazlaca bulanmış bir yönetmen imajı çiziyordu. Şimdilerde ise Kuzu’nun seyirci kaybına uğramaması için ‘sanat filmi’ sanılmasından fazlaca endişeli olduğunu söylüyor. Bu değişim olabilir olmaz demiyoruz ama ‘sanatsal’ bir film çekip sırf tepki olsun diye bunu reddetmek de Ataman’ın çizmeye çalıştığı imaj karşısında fazlaca kafa karıştırıyor. Sanatsal olan her zaman asık suratlı, çorak topraklarda geçen insan algısına hizmet etmez ki. Sivas filmi de fazlaca mizahiydi ve filminin altına pek çok objeyi yerleştirip filmi harlamayı ihmal etmemişti aynı zamanda. Kuzu da aynı böyle… Filmin altı birçok farklı konuyla sürekli yanıyor, seyirciye farklı altyapılar çıkarma imkanı tanıyor. Ama birçok güzel film gibi arada ipin ucunu kaçırıp, sonunda da pek bir şey söyleyemeden ipini kesiyor. Ya da şöyle de diyebiliriz seyirciye yaşatmak istediği bir an var, küçücük de olsa o tuzağa düşüyorsunuz ama sonra karşınızda eli baltalı bir ‘gore’ filmi olmadığını düşünüp, yönetmenin bizi sınadığını hissediyorsunuz. Bunlar saniyeler içinde yaşanıyor ve insanoğlunun ikiyüzlülüğüne dair iyi veriler sunuyor.

Kuzu İbrahim’in oğlu İsmail’i oğluna kurban etmeye yeltenmesinden ilham alan bir hikaye. Film ilk başvurusunda 2008 yılında bakanlıktan ‘oryantalist’ bulunduğu gerekçesiyle destek de alamamıştı üstelik. Neyse sonunda aldı ve çekildi, geçen seneki Altın Portakal’da en iyi film ödülünü de aldı.

Filmde en sakil duran ama buna rağmen en erkek hali yüklenen karakteri baba İsmail. Yaptığı hiçbir eylemin aslında şöyle bir düşününce filme pek katkısı yok. Filme dair bazı ipuçları vermemek için zorlansam da vermek durumundayım. Film aile olgusunu bir arada tutmak da zorlandığını başından beri belli ediyor zaten. Annenin yani Medine’nin sürekli aile olgusuna sahip çıkması, hatta babanın aile içindeki konumunu sorgulaması bir yerlerden kaçak olacağı sinyalini sürekli veriyor. Yani film patlak topla başlıyor ve o top sürekli aile arasında dönüyor. Ama havası olmadığı için bir çıkış da sunamıyor aileye. İsmail’in işsizliği ve iş bulduktan sonraki süreci arasında sadece eylem farkı var, kesinlikle duygusal bir fark, renk barındırmıyor. Şehre gelen kadına gönlünü kaptırıp, ailenin rızkını bu albenisiz kadının üzerine serpmek de çok klişe ama aynı zamanda inandırıcılıktan uzak. Altyapısız bir sevgi olduğu için İsmail’in kadını bu denli sahiplenme süreci de gerçekçi değil maalesef!

15429350604_0a81fa9224_z

Filmin kuzusu Mert’in anneye düşkünlüğü ve annenin de onu bağrına basması, evin kızı Vicdan’ı da babasına itiyor ama baba bu ilgiyi anlamaktan da uzak. Kardeşini kıskanan Vicdan da sevgisiz kalmanın acısını kardeşine vicdansız davranarak çıkarma yolunu seçiyor. Çocuklar arasındaki diyaloglar, Vicdan’ın Mert’i kafasında çoktan kurban ettiği gösteriyor. Ve bu diyaloglar aynı zamanda filmin en komik, anlaşılır ve ‘sanat dışı’ yanını oluşturuyor. Film komik yanlarıyla sanat filmi olma iddiasından uzaklaştığını söylese de taşra karakterleri arasında yarattığı soğukluk nedeniyle tam da sahanın ortasına oturuyor. Zaten Vicdan’ın sünnet olan kardeşinin sünnet düğününde kesilecek kuzu / koyun bulunamaması nedeniyle babasının kendisini keseceğini / kurban edeceğini söylemesiyle bir boyut kazanıyor ve bu boyutun başkalaşmış öğeleriyle karşılaşıyoruz sürekli film boyunca. Mahcup çoban ve ‘yalancı’ oğlu bir nevi yalancı çoban hikayesi yaratıp, her an Kuzu Mert’e bir kurdun saldıracağı hissi yaratıyor ki film sonunda bir anlık bunu da başarıyor!

Velhasıl Medine bütün bu yaşananlar (duyarsızlık diyelim) sonucunda köylüden intikam alıyor, köylüyü yanlış bir şey yaptığına inandırıyor. Ama başta da dediğim gibi filmi bu intikam duygusunun çatısına kurduğu için bir an düşününce izlediklerimizin etkisi azalıyor. Ya da filmi izleyenler görecek ki gar sahnesine, kadın dayanışmasına vs. gerek yok, yani fazla kaçıyor o dünyanın içinde. Direkt salsaymış anayla çocukları doğaya daha yerinde olurmuş.

Filmin bir handikabı da afişinde iddialı bir söylemle kendisini yılın en iyi filmi ilan etmesiydi ki, buna gerek var mıydı diye sormadan edemiyor insan. Es geçilemeyecek bir film ama bu iddiasının altını da tamamıyla dolduramıyor. Kuzuyu yani Mert’i oynayan Mert Taştan ise gözlerine taşıdığı korku ve hüzünle on numara bir iş çıkarıyor. Ablasıyla arasında yaşanan diyalogların gerçekliği ise filmi istenilen noktaya taşıyan yanlarından biri… Diğerleri bu doğallık karşısında aynı performansı sunamıyor!

16043262712_471be3d252_b

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir