La Casa Sperduta Nel Parco (1980)

1980 yılı mahsulü La casa sperduta nel parco, Ruggero Deodato tarafından yönetilmiş olan İtalya yapımı bir film. Beynelmilel ismiyle House on the Edge of the Park için, Wes Craven şahikası The Last House on the Left’in (1972) Avrupa piyasası için yapılmış taklidinden ibaret olduğu söylenir. Sanırım bu yanlış yaftalamada her ikisinin de başrolünde benzer rolleri canlandıran David Hess’in payı büyük.

Öteki Sinema için yazan Murat Kızılca

Film kafadan bir tecavüz sahnesi ile açılır. Alex (David Hess) New York’un akşam trafiğinde arabasıyla ilerlerken, arabasında tek başına olan bir kadını beğenir ve takip etmeye başlar. Sakin bir sokağa girdiklerinde kadının önünü keser ve arabasına biner. Kadına tecavüz ederken hızını alamayan Alex, kadını boğarak öldürür. (Fonda çalan parça on numara: Sweetly – Diana Corsini)

Alex, pahalı arabaları tamir ettiği bir garajda çalışmaktadır. Bir akşam arkadaşı Ricky (Giovanni Lombardo Radice) ile dışarı çıkmaya hazırlanırken lüks bir araba garaja gelir. Lisa (Annie Belle) ve Tom (Christian Borromeo) şehirden uzak bir evde arkadaşlarıyla beraber verecekleri ufak bir partiye yetişmek üzere giderlerken arabaları bozulmuştur. Ricky problemi kısa sürede halleder. Lisa arabanın arızasını halleden ikiliyi bu ufak partiye davet eder. İkili bu teklifi seve seve kabul eder. Tabii ki Alex yanına usturasını almayı ihmal etmez. Hep beraber partinin verildiği eve giderler. Başlarda herşey yolundadır. Dansederler, içerler, eğlenirler. Sonrasında hileli bir poker masası kuran evsahipleri, ufak ufak Ricky’yi söğüşlemeye başlar. Alex’in tezgahı farketmesi sonucu kısa süren bir kavga çıkar. Ustura zamanı gelmiştir. Alex usturasını ortaya çıkararak geldiklerinden beri kendileriyle dalga geçen zengin züppelere dersini verme niyetinde olduğunu belli eder. Gece uzun ve gergin geçecek gibidir.

Basit olarak sınıf çatışması üzerine kurulu olan film, istismar sineması sularında umarsızca yüzerken, aslında bundan çok daha fazlasını vadediyor. İstismara çok elverişli senaryosuna rağmen bütün kartlarını bu uğurda harcamıyor. Hess ve Radice’nin güçlü oyunculuklarının yardımıyla, psikolojik açıdan tansiyonu yüksek sahnelerin hakim olduğu, başarılı bir tek mekanda geçen gerilim filmi haline dönüşüyor. Bolca çıplaklık içeren sahneler, bir yandan ısrarla ve inatla istismar sinemasına göz kırparken, aslında bir yandan da gerilimin dozunu arttırmaya hizmet ediyor. Stilize şiddet sahneleri, Deodato’dan beklendiği üzere, rahatsız edicilik katsayısı yüksek olmasına rağmen, bu sahnelerin sayısı bir Deodato filminden beklendiği ölçüde fazla değil. Alex’in Cindy’ye usturasıyla vahşice işkence ettiği sahnede, açılıştaki tecavüz sahnesinde kullanılan Sweetly isimli şarkıyı Alex’in (David Hess) kendi ağzından dinlemek, zaten yeterince rahatsız edici olan sahnenin etkisini katbekat arttırmış.

Sıra dışı yönetmen Deodato, bu işiyle kendisine gösterilmekte imtina edilen saygıyı fazlasıyla hakettiğini gösteriyor. Günümüzde Funny Games (1997) ile ismini geniş kitlelere duyuran Michael Haneke yere göğe sığdırılamaz iken, Funny Games’in en çok beslendiği kaynak olan House on the Edge of the Park’ın yönetmeni Deodato sinemanın kötü çocuğu ilan edilerek bile isteye unutturulmaya çalışılıyor. (Komplo teorileri no: 112)

La casa sperduta nel parco, öteki sinemaya düşkün bünyeleri fazlasıyla memnun edecek oyunculara sahip. Sapık serseri Alex rolünde kült aktör David Hess etkileyici bir performans ortaya koyuyor. Her dediğini yapan, ufaktan zeka özürlü bir tablo çizen ekürisi Ricky rolündeki Giovanni Lombardo Radice, yer yer abartıya kaçsa da ondan aşağı kalmıyor. Bu film ile aktörlük kariyerine başlayan Radice, Apocalypse domani (1980, y.Antonio Margheriti), Paura nella città dei morti viventi (City of the Living Dead, 1980, y.Lucio Fulci), Cannibal ferox (1981, y.Umberto Lenzi), Deliria (Stagefright, 1987, y.Michele Soavi) ve La chiesa (1989, y.Michele Soavi) gibi birçok filmde rol almış, İtalyan korku sinemasının en aşina yüzlerinden biri. Ayrıca Cannibal ferox’da Radice’nin rol arkadaşı olan Lorraine De Selle’i Gloria rolünde izlemek mümkün. Ricky rolü için düşünülen isim ilk başta ünlü yönetmen Michele Soavi imiş, ama olmayınca rol Radice’ye kalmış.

Cannibal Holocaust (1980) ile sinema tarihinin belki de en rahatsız edici filmini çekmiş Ruggero Deodato’dan şanına yakışır hasta ruhlu bir film La casa sperduta nel parco. Mutlaka izlenmesi gereken filmlerden.

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

2 Yorumlar

  1. süper bir yazı murat.. Deodato’nun bence en iyi filmi.Oyunculuk ve atmosfer süper.

  2. Bu film olanca çekiciliğine rağmen genelde es geçilen bir film. Eline sağlık Murat.

    David Hess, pek bilinmese de Last House On The Left’in müziğini yapmadan önce de kimi albümlerde adı geçen bir müzisyen. Hatta yakın tarihlerde solo bir albüm daha çıkardı. Pat Boone’dan bildiğimiz “Speedy Gonzales” Hess’in yazdığı parçalardan biri.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: