La Faute à Fidel! / Blame it on Fidel (2006)

Komünistlerden nefret eden bir çocuk, anne ve babasının komünist olduğunu öğrenince ne yapar?

Tam da bu sorunun yanıtını veren La Faute à Fidel! (Fidel’in Yüzünden), 1970’lerin sosyal dinamiklerini 7 yaşındaki bir kız çocuğunun penceresinden aktaran ve hayatı, bir de onun bakış açısıyla görmemize sebep olan keyifli bir film…

post-2-1201507425Bilindiği üzere, 20. asır devrimci hareketlerin en çok görüldüğü yüzyıldır. İçinde farklı düşünce sistemlerini barındıran bu devrimlerin bir kısmı işçi sınıfı ideolojisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı ve yüzyılın ilk yarısı Ekim Devrimi ve Çin Devrimi gibi büyük hareketlere sahne oldu. İkinci yarısında ise, Küba’da Fidel Castro önderliğinde yapılan devrimin yanı sıra, birçok ülkeye yayılan 1968 yılının meşhur Paris’li öğrenci-işçi hareketi, 1972’de Şili’de yaşanan gelişmeler, Portekiz, İran ve Polonya vb. devrimci süreçleri çok önemli toplumsal hareketlerdi ve dünya çapında büyük yankı uyandırdılar. Fidel’in Yüzünden filmi ise bahsettiğimiz bu süreçlerden, özellikle Şili’de Pinochet darbesi öncesinde sosyalist Allende hükümetinin başa gelmesini arka planına alıyor ve dönemin toplumsal hareketliliğini bize yansıtmayı başarıyor.

Film 1970’lerde tüm dünyayı etkileyen olayları ve radikal değişimleri, Paris’te yaşayan ve feminist, gazeteci bir anne (Marie) ile İspanyol kökenli avukat bir babaya (Fernando) sahip Anna de la Mesa’nın hikâyesiyle birlikte anlatıyor. Büyük bir evde burjuva yaşam tarzını sürdürürken, Franco rejiminden kaçan akrabalarının gelişiyle birlikte düzeni değişen Anna’nın hayatı, anne ve babasının Şili’ye gidip sosyalist olması ve oradaki harekete katılmasıyla tümden alt üst oluyor. Şili’de Allende hükümetinin iş başına gelmesi, her şeyden uzak bir şekilde Paris’te yaşamını devam ettiren ailenin hayatını tamamen değiştiriyor ve burjuva alışkanlıklarını bir yana bırakıp daha mütevazı bir yaşam sürmeye karar veriyorlar. Bu noktadan itibaren ailesinin neden böyle davrandığını anlamaya ve sorgulamaya başlayan Anna böylece, kendisinde hiç de iyi bir izlenimi bulunmayan komünizm ile tanışmış oluyor.

Fidel001

Hayatlarını neden değiştirdiklerini, verdikleri mücadeleyi çocuklarına açıklamayan anne ve babanın bocalaması, Anna’nın tepkisini günden güne artırırken, kardeşi François’nın da durumu kabullenmesiyle onun için olaylar içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Çocuklarının kendilerini anlamalarını bekleyen bir anne baba ile yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışan Anna’nın çatışması ve onun günden güne değişen fikirleri bize, düşünce yapımızda ailemizin ne denli önemli olduğunu bir kez daha hatırlatırken, toplumsal olayların gerisinde kaldığını sandığımız çocukların da aslında yaşananlardan nasıl etkilendiğini gösteriyor. Sosyalist bir aileye sahip olmanın güçlüklerini Anna’nın ateş çıkan gözlerinde görürken, siyasi düşüncelerin 7 yaşındaki bir çocuğun karakterini şekillendirmesini izliyoruz bir yandan da. Filmde, anne babasının arkadaşlarının portakal üzerinden verdikleri ders, onlarla oynadıkları oyunlar ve öğrendiği terimler sebebiyle yaşadığı kafa karışıklıkları, Anna’da ki değişimin en belirgin yansımaları olarak karşımıza çıkıyor. Bilhassa filmin en başından beri sürekli portakalı çatal bıçakla yemeyi tercih eden Anna’nın, meyve kendisine elle bölüştürüp verildiğinde tadının farklı olacağı izlenimine kapılması bile tepkiselliğinin ne boyutlarda olduğunun açık bir göstergesi.

Fidel003

Domitilla Calamai’nin Tuttu Colpa di Fidel adlı eserinden sinemaya uyarlanan yapımın yönetmeni Julie Gavras, aynı zamanda filmin senaryo sürecinde de etkili olmuş. Daha önce babası Costa Gavras ile birlikte çalışan yönetmenin, 2002’deki belgeselinden sonra çektiği bu filminde, Anna De La Mesa rolünde Nina Kervel-Bey’e yer vermesinin çok isabetli bir karar olduğunu söyleyebilirim zira küçük oyuncu böylesi zor bir rolün altından başarıyla kalkmış. Marie rolünde Julie Depardieu’yü izlediğimiz filmde, Ferzan Özpetek’in Cahil Perileri’nden de tanıdığımız Stefano Accorsi Fernando karakterini canlandırıyor. François olarak izlediğimiz Benjamin Feuillet’nin bahsetmeden geçemeyeceğim sevimliliği ve başrollerdeki oyuncuların başarılı performansları filmi etkileyici ve inandırıcı kılan en önemli unsurlardan elbette. Armand Amar’ın harika müzikleri ile süslenen film, 2007 Sundance film Festivali’nde de Jüri Büyük Ödülüne aday olarak gösterildi.

Fidel002

Yaşadığı her şeyin suçunu Fidel’e yükleyen bir çocuk, onun komünist anne babası ve 1970’lerin Paris’i… Fidel’in Yüzünden mutlaka izlenmeli…

Yazar hakkında: Başak Bıçak

1987 yılında İzmir'de doğdu. İzmir Özel Tevfik Fikret Lisesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih bölümünden mezun olduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti Tarihi üzerine yüksek lisans yaptı. Bilhassa Fransız Devrimi olmak üzere Avrupa Tarihi üzerine uzmanlaştı. Sinema özel tutkusu ve 2012 yılından bu yana filmler üzerine yazılar yazıyor. Akşam Gazetesi, Film Arası Dergisi ve Cinedergi yazarı... Dans, seyahat, fotoğraf ve şarap meraklısı...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir